Ana Menü
Anasayfa
Güncel
Politika
Ekonomi
Sağlık
Spor
Resmi İlanlar
E-Devlet Linkleri
Detaylı Arama
İletişim
Editör Girişi
Giriş Formu





Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
Önder Haber RSS
AFRODİSİAS | Yazdır |
22 12 2008

hseyin1.jpg          AFRODİSİAS

          Bazen -SIRTÇANTAMDAKİLER

          Bazı pazar günlerinin, değerlendiremeden öylece akıp gitmesi, sanırım sizin yaşamınızda da oluyordur. Bir hafta boyunca özlemle beklenen, pazar gününün öylece akıp gitmesi canınızı sıkar. Bu can sıkıntısı, yaşadığımız bölgenin kültürel, tarihsel, doğal zenginlikler açısından bize çok seçenek sunduğunu bilmemizden kaynaklanır.

İşte bu kez, bu yazı dizisi bizi bu seçeneklerden birine götürüyor..Milas'a yaklaşık iki saat uzaklıktaki, Aydın ilinin Karacasu ilçesindeki antik kent Afrodisias'a....Aydın-Denizli karayolunda seyir ederken, Nazilli ilçesini geçtikten bir kaç kilometre sonra karayollarının mavi tabelası bize sağ tarafa doğru yönlendirir. Mavi tabelalı okun yönlendirdiği yol, bizi yaklaşık 25 dakika sonra Karacasu ilçesine ulaştırır.Karacasu, karayolundan içeride olmasından kaynaklanarak daha bakir bir Ege ilçesidir. Karacasu’da oyalanmak, gezmek keyif verir, hele hala eski sistemde killi topraktan testi, bardak üreticilerinin yani çömlekçilerin bu kentte varlığını sürdürüyor olması çok daha fazla keyif verir.Toprağın çeşitli aşamalardan geçtikten sonra, ayak tornasında yani çarkta şekillenip biçimlenmesini izlemek sizi yüzyıllar öncesine götürür.Kırmızı toprağın, her yana egemen olduğu atölyede çayınızı yudumlarken, aklınız hep Afrodisias'tadır.Karacasu ilçesinden 13 kilometre uzaklıktaki Geyre beldesine ulaştığınızda Afrodisias'a vardınız demektir. Aslında aracınızla Afrodisias'ın önüne kadar gidebilme olanağınız olmasına karşın, Geyre Belediyesi antik kente yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki garaja ücretli park etmenize izin veriyor. Garajdan antik kente ulaşım ise, Geyre Belediyesi’ne ait çekçek ismi verilen traktörlerin arkasına takılan römorklarla sağlanıyor..Çekçeklerle yapılan bu ulaşım ücretsiz ve bir kişi dahi olsa gerçekleşiyor.Bu uygulamaya şaşırsanız da, turistlerin keyifli görüntüsüyle sizin şaşkınlığınız birbirine kaynaşınca çekçekin keyfine kapılıyorsunuz.Çekçekden inip önünüzdeki gişelerin turnikelerinden birinden geçtiğinizde ise; çağının en ünlü heykeltraşlık merkezlerinden ve Yunan, Roma döneminden günümüze ulaşan en önemli kentlerden biri olan Afrodisias ile tanıştınız demektir.Sağ taraftaki müzeyi dönüşte görmeyi planlıyarak antik kentin dokusuna bırakıverirsiniz kendinizi..Aslında yazının sonunda söylenmesi gerekeni en başta söyliyelim; Afrodisias, Selçuk ilçesindeki Efes antik kenti kadar görkemli bir kent ve Afrodisias'ı gezerken kelimenin tam anlamıyla antik bir kent görmenin mutluluğunu tadıyorsunuz. Önünüzdeki heykelleri, kabartmaları aşıp karşınıza çıkan patika yolu izlediğinizde, bu yol bizi Tiyatro'ya ulaştırıyor... Hem gösteriler, hem de halkın toplanma yeri olarak kullanılan Tiyatro binası, yaklaşık 8 bin oturma yerine sahip..Seyirci kısmı bir tepeye dayanmış olan Tiyatro, hala tüm görkemiyle varlığını sürdürüyor. Seyirci kısmının önünde yer alan sahne binası ise üç katlı ve mermerden yapılma gösterişli bir sahne binası...Daha sonra müze de sergilendiğine tanık olduğumuz devasa heykellerden birkaçının bu tiyatro sahne binasında bulunduğunu öğreniyoruz.Yine Tiyatro'nun önündeki tabeladan anladığımıza göre sahne binasında bir yazıt yer alıyor. Ve bu yazıtta da; binayı yaptıran kişinin kendisini ilk roma imparatoru Augustus'un azatlı kölesi olarak tanıtan Zolios olduğu belirtilmiş..Zolios büyük bir olasılıkla Afrodisias'ın yerlisiydi. Daha sonra azat edilince zengin ve başkent ile ilişkileri güçlü biri olarak memleketine geri dönmüştü... Zolios, tiyatro binasının yanı sıra Agora'nın kuzey portikosunu ve Afrodit tapınağını da yaptırdığı belirtiliyor.Seyirci kısmındaki, ara merdivenleri tırmanarak tiyatronun dayandığı tepeye ulaştığımızda bütün Afrodisias'ı görebiliyoruz. Afrodit, tapınağı, Tetrapilon, Hadrian hamamı, Agora, kuzey duvarları ilk göze çarpanlar...Aslında bu görkemli kentin bir raslantılar sonucu ve fotograf sanatçısı Ara Güler'in baktığı şeyleri görmesini bilmesine borçlu olarak gün yüzünde olduğunu öğrenince şaşkınlığa düşüyoruz..Öykü özetle şöyle; Ara Güler, yanındaki şoför ile birlikte Aydın ili taraflarında yolları şaşırdıkları için kaybolurlar.. Yolları Geyre köyüne düşer. Daha doğrusu soluklanırlar Geyre köyünde.. Tarih 1950’li yıllar..Ara Güler'in gözüne, köylülerin ortak kullanım alanlarına, kullandıkları malzemeler ilişir. Oturduğu kahvehanede, sütun başlarında çay içilmekte, oymalı mermer taşlarla üzüm ezilmekte, şıra yapılmaktadır. Köylü bulduğu taşlarla kendi gündelik ihtiyaçlarını gidermekte, 4 bin yıllık bir mirası malzeme olarak kullandığını fark etmemektedir.Bu işte bir ''terslik'' olduğunu anlıyan Ara Güler, çektiği fotografları İngiltere'ye sürekli fotograf gönderdiği bir arkeoloji dergisine yollar.. Dergi bu fotograflara 7 sayfa ayırır.Tarihin akışı ve köyün kaderi bu şekilde değişir. Afrodisias'ta ilk kazılar 1904-1905 yıllarında Paul Gaudin tarafından yapılmasına karşın, yukarıda sözünü ettiğimiz gelişmelerden sonra Newyork Üniversitesi tarafından koordine edilen Afrodisias kazılarının başlangıcı 1961 yılına ve ölümüne kadar yani 30 yıl tüm kariyerini buraya adayan Prof. Dr. Kenan Erim'e dayanmaktadır.Afrodisias, tanrıça Afrodit'e adanmış bir çok eski çağ kentinin ortak adı.. Afrodisias adlı kentlerin en ünlüsü ise şu an içinde bulunduğumuz kenttir.M.Ö. 5. yüzyılda kurulan kent, roma imparartorluğu döneminde gelişmiş, M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 5. yüzyıllar arasında önemli bir heykelcilik merkezi haline gelmiş.Afrodit tapınağıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün salmış.Deprem kuşağı içinde yer alan Afrodisias, pek çok depremden etkilenmiş.. Özellikle 4. yüzyıl ve 7. yüzyılda burada çok büyük depremler yaşanmış. Bu depremler kentteki su akış yataklarını değiştirmiş, kentin bazı bölgelerini su altında kalmaya maruz bırakmış. Su baskınlarına çözüm amaçlı yapılan su tahliye sisteminin kalıntıları bugün bile görülebiliyor.Kent 7. yüzyıldan itibaren paganizm çağrışımlı Afrodisias ismini terk ederek hristiyanlık etkisiyle Stavropolis (haç kenti) şeklinde isimlendirilmiş. Bizans imparatorluğu döneminde Karya olarak anılmaya başlanmış.. Karya isminin zamanla Geyre olarak değiştiği sanılıyor.Afrodisias'ın  tarihi ile ilgili bu kısa bilgilerin eşliğinde kenti gezmeye devam ediyoruz.Odeon, Agora, Tapınaklar, Güney Agora, Hadrian hamamı derken Bouleuterion yani meclis binasına ulaşıyoruz. Bu bina şehrin yerel yönetimini sağlayan meclisin toplanma yeri olduğu gibi, kapalı mekan olarak tiyatro, konser, halkın toplanma yeri olarakta kullanılmış.Eni 15 mt, boyu 200 mt uzunluğundaki bir koridordan giriş yapılan Bouleuterion'daki orjinal kaideler yerlerinde hala durmaktalar.Meclis binasından çıkıp, Tetrapilon, yani tören kapısına doğru ilerliyoruz.Afrodisias'a benim gibi bahar aylarında giderseniz eğer, gelincik tarlalarının içinden bir süre ilerlemeniz gerekiyor. Nihayet, Tetrapilon'a yani tören kapısına ulaştık. Tetrapilon, Afrodit tapınağı kutsal alanına girişi sağlıyan tören kapısıdır. Ms II. yüzyılda yapıldığı sanılıyor.Yapının özgün mermer bloklarının çok büyük oranda korunarak günümüze kadar ulaşmış olması, yapının yeniden ayağa kaldırılmasını sağlamış. Anıtsal yapının bilimsel verilere dayalı yeniden yapımı yani rekonstrüksiyonu 1991 yılında tamamlanmış.Bu görkemli kapıda epeyce oyalanıyorum.Daha sonra Tetrapilon'a yaklaşık 50 metre uzaklıktaki Prof. Dr. Kenan Erim'in mezarına ziyaret ediyoruz. Yaklaşık 30 yıl boyunca Afrodisias'ta kazı çalışmalarının başkanlığını yapan Kenan Erim'in vasiyeti üzerine Bakanlar kurulu kararıyla Afrodisias'ta gömülmesine izin verilmiş.Tetrapilon'dan ayrılıp gelincik tarlaları arasında yol alıyoruz.Yazının başında söz ettiğim gibi, Afrodisias'ta antik kent olgusunu tamamıyla yaşıyorsunuz.Afrodisias'taki antik yapıları aktarmak elbette uzmanlık istiyor. Benim gibi arkeolojiye sadece gönül dostu olanlar ise,sadece kaba hatlarıyla görebiliyor.Ancak Afrodisias'ta bir yapı var ki, uzman olsun ya da olmasın ''böylesini görmedim'' dedirtiyor.Hipodrom..... Gerçekten de böylesini görmemişsinizdir.30 bin kişilik oturma grubuna sahip, elips şekildeki bu stadyum muhteşem bir yapı..Basamaklara oturduğunuzu fark etmiyorsunuz bile..Tıpkı... önünüzdeki sahada yarışan atletleri, arabaları, gladyatörleri canlandırdığınızı göz önüne getirdiğinizi fark etmediğiniz gibi..Hipodromda uzunca bir süre kaldıktan sonra çıkıyorum. 1960’lı yıllardan kalma kazı evininin önünden, nar ağaçlarının altından geçerek müzeye doğru ilerliyoruz.Müzeye ulaştık, müzenin bahçesinde de çok sayıda kabartmalarla bezenmiş frizler, lahitler yer alıyor.Üzerinde üzüm kabartması olan bir lahiti görünce, Prof. Kenan Erim'in 1967 yılında National Geograohic dergisinde yayınlanan makalesinden bir bölümü anımsamamak mümkün değil;''Yaz sonlarına doğru, üzümler köyün her yanında fışkırırken, çiftçiler bize salkımlarla dolu tabaklar getirirlerdi.Bazı köylüler üzümden pekmez yapıyorlardı.. Ve bu nefis tatlıyı, yayvan köy ekmeğine sürüp afiyetle yiyiyorduk.Üzümleri preslemek ve üzüm suyunu fermante etmek için, kabartma meyve ve çiçek girlandlarıyla süslenerek işlenmiş geniş antik lahitleri tekne olarak kullanıyorlardı..Bu kullanışlı yayvan teknelere eskiden ölü gömüldüğünü anlatmaktan yorulmuştum.Köylülere özgü bir gülümsemeyle başlarını sallıyorlar ve lahitlere işlenmiş üzüm kabartmalarını işaret ederek ''Görmüyor musun ağabey diyorlardı.. Bunlar üzüm preslemek için kullanılıyormuş.''   (Kasım 2006 National Geographic)Bahçedeki frizler, lahitlerin arasından geçip müzeye giriyoruz.Bir dönem heykel/yontu sanatının başkenti olan Afrodisias, tüm Roma sınırları içinde heykelciliği ile tanınır olmuştu.Babadağ'dan gelen mermerler, burada kurulan heykeltraşlık okulunda işleniyordu. Bu heykeltraşlık okulu sayesinde 600 yıldan fazla bir süre, önemli bir heykeltraşlık merkezi olarak tanındı..Müzenin en ilginç bölümü ise, bu heykeltraşlık okulundan yarım kalmış heykellerin bulunduğu bölüm..Müzede sadece Afrodisias'tan çıkarılmış heykeller sergileniyor.Heykel deyip geçtiğime bakmayın sakın.... Bütün bu heykeller ihtişamın, zenginliğin,l üks tutkusunun birer göstergesi olarak duruyor..Ünlü filozof ve devlet adamlarına ait portre heykeller, portre büstler, kentin kurucusu Zoilus'un, Apollon'un, Afrodit'in ve onlarca kişinin heykellerinin arasında büyülenmiş bir şekilde dolaşıyorsunuz.Boksör heykelleri, oturur şekilde betimlenmiş sanatçılara ait heykeller, dört mevsimin simgelendiği ünik bir lahit ve onlarca heykeller..Müzeden çıkıyoruz. Ne ile karşılaşacağınızı bilseniz de, yine de kendinizi şaşkınlıktan alamıyorsunuz..Afrodisias'ta hala kazı çalışmaları devam ediyor. Ve bugüne kadar yapılan kazı çalışmaları sonucunda sadece dörtte birinin gün yüzüne çıkarıldığı verilen bilgiler arasında..Çekçek'e binip Afrodisias'tan ayrıldığımızda, günümüzün en önemli antik kent Afrodisias'ın keşfedilmesine, varlığını halen sürdürebilmesine, kazı çalışmalarının 30 yıl boyunca başkanlığını yürütmüş Prof. Dr. Kenan Erim'in Afrodisias için söylediği söz aklımızdan çıkmıyor;''Aşık oldum…''
Son Güncelleme ( 22 12 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
İstatistikler
Üyeler: 217
Haberler: 5385
Web Bağlantıları: 2
Kimler Sitede
Şuanda 3 misafir bağlı
Köşe Yazarları
 SORU/YORUM
A. Kemal KAŞKAR
 A. Coşkun EFENDİOĞLU

Oktay ÇAYIRLI

Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır

dursun.jpg

YÖRESEL KÜLTÜR NOTLARI
Dursun GİRGİN
MUZKAT-DER Başkanı

 Mehmet SARI
Emekli İlköğretim Müfettişi
celaldursun.jpg Celal DURGUN
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
   

hseyin_avni_kunduracolu.jpg

Sırt Çantamdakiler
H. Avni KUNDURACIOĞLU

huseyin_acar.jpg Hüseyin Açar
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Yaşadığımız Günler - Taraftarın Sesi
kalem-muratata.jpg Genç Kalemler




  © 2008 Önder Gazetesi | Tüm Hakları Saklıdır