|
soru/yorum
A. Kemal
KAŞKAR
4 Şubat 2010 Perşembe günü başlayıp bir hamlede
bitirmeyi beceremediğim “Oyun deyip geçmeyin” başlıklı ‘soru/yorum’un ikinci ve
son bölümünde birlikteyiz yine...
İlk yazımın sonunda, “Birkaç sanatçımızın daha
bu konuda söylediklerine, ‘balyoz darbe planı’ iddialarına ‘o bir savaş
oyunu’ydu savunmasına karşın ‘darbe planı’ muamelesi yapılmasına ve sinema
perdeleri ve tv ekranlarındaki ‘mozaiklemeler’e de değinmem gerekecek ... Yarın
mı olur daha sonraya mı kalır bilemem, ama ille de sürdüreceğim ...” diyerek
ara vermiştim... Sürdürüyorum ...
Süheyl Uygur, ‘çok komik’ diye başlayıp şöyle
sürdürmüş konuya ilişkin tepki sözlerini; “Bizim Behzat’la oynadığımız ‘Tuhaf
İkili’ oyunumuzda da sigara içiliyor. Ali Poyrazoğlu’nun morfini anlatan bir
oyunu vardı mesela... Sanatta, kültürde yasak olmaz ki. Senaryo neyi
gerektiriyorsa o oynanır. Çok komik bir ülkede yaşıyoruz. O zaman araya yastık
koyup sigara içsinler bari. Olur mu böyle saçmalık yahu? Sanatçıyı kimse
durduramaz, sahnede istediğini yapar...”
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin de
uygulamanın ‘saçma ve abartılı’ olduğunu belirterek, “Kulis, fuaye gibi
yerlerde sigara içirmiyoruz. İkisini birbirinden iyi ayırmak gerekiyor. Sağlık
Bakanlığı’na bu konuda hassas olmaları için yazı göndereceğiz” demiş.
Sonra ne olduğunu çok merak ediyorum doğrusu?
Örneğin o oyun bir daha sahnelendi mi?
Sahnelendiyse eğer, oyun gereği yine o ‘sigara içme anı’ geldiğinde Fatih Al’ın
eli cebine gitti mi? Sigara paketini alıp içinden bir sigara çıkardı mı?
Sigarayı dudaklarının arasına sokup çakmağını ya da kibritini çaktı mı?
Kısacası sigarasını yaktı mı?...
N’aptı?... N’oldu?...
“Balyoz” adlı “darbe planı” iddiaları karşısında
Genelkurmay Başkanlığı’nın 21 Ocak 2010 tarihli bilgi notuyla verdiği tepkiye
de, televizyon ekranlarındaki ‘mozaikleme’ konusuna geçerken konumuzla kendimce
kurabildiğim ilişkisi bakımından kısaca değinmek istiyorum, izninizle ...
Bilindiği gibi sevgili ülkemde, yaklaşık 7 yıl
önce İstanbul dolaylarında yapılan -Genelkurmay’ın ifadesiyle- bir “plan
semineri”ni “darbe planı” olarak tartışmaya devam ediyoruz. Tartışma hukuksal
sürece taşınmış olmakla birlikte, bu yazı çerçevesinde beni, 5 - 7 Mart 2003
tarihleri arasında 1’inci Ordu Komutanlığı tarafından gerçekleştirilen “plan semineri”nin
bir tür ‘tatbikat’ yani ‘oyun’ olması ilgilendiriyor. Elbette şimdilik,
“darbe”nin de “oyun”un da iddia olduğunun farkındayım. Ancak yazımın ‘mantığı’
gereği, 5 - 7 Mart 2003 tarihleri arasında olanların bir ‘oyun’ olduğu
iddiasını öne almak durumundayım... Karşı iddia sahiplerinin “oyun deyip
geçmediği” bu “oyun”un başına da, tıpkı sahnede “rol gereği” sigara içti diye
hakkında ‘cezai işlem yapılan’ oyuncu Fatih Al’ın başına gelen gelmiş
gibidir... “Ama bu bir oyun!” savunmaları bir yerden öte tümüyle devre dışında
kalabilmektedir. “Oyun moyun anlamam, dinlemem ben kardeşim... Senin niyetin
başka!” şeklinde özetleyebileceğim bir taarruz dönemi yaşanmaktadır çünkü...
Ve gelelim televizyon ekranları ve film
perdelerinde izlediğimiz film - dizi filmlerde, oyuncuların içtikleri sigaranın
‘mozaiklenmesi’ ile ortaya çıkan komik hallere...
‘Mozaiklenme’ dediğimiz, görüntünün
bulanıklaştırılmasıdır... Filmi izlerken, bir anda oyuncunun yüzünün orta
yerinde -değişik ölçülerde- bir bulanıklık ve bu bulanıklığın orasından
burasından çıkan dumanlar gördüğünüzde anlıyorsunuz ki oyuncu sigara içiyor...
(Burada bir ayrıntıya da değinmek, dikkat çekmek zorundayım... Bu
mozaiklemeler, oyuncunun o an açık ya da kapalı mekanda olmasına bakılmaksızın,
tüm mekanlarda yapılmaktadır. Bu da ‘yasaya aykırı’dır bence. Çünkü yasa ya da
yasak, ‘kapalı mekanlarda sigara içilmesi’ne ilişkindir. Dolayısıyla film-dizi
filmlerde açık mekanlarda içilen sigaraların mozaiklenmemesi gerekir...
Neyse...) Bunun, yani ‘oyuncunun sigara içtiği’nin anlaşılmaması mümkün değil.
Yani görüntünün bulanıklaştırılması orada ‘sigara içiliyor olduğu’ gerçeğini
ortadan kaldırmıyor... Gerçeği ortadan kaldıramıyorsanız, etkisini nasıl ortdan
kaldırabilirsiniz ki? Kaldıramazsınız! Öyleyse?..
O zaman; mademki uygarlıkta “rol gereği sigara
içen”e ceza kesme düzeyine varmış bulunuyoruz, madem “savaş oyunu-tatbikat”
denilen -rutin- bir çalışmadan “darbe doğurtma” düzeyine varmış bulunuyoruz,
hazır bu düzeydeyken film ve dizi filmlerin senaryolarına da (sigarasızlaştırma
yönünde) müdahale edebilmeliyiz. Müdahalede geciktiğimiz senaryoların ise
çekimlerine yetişip orada, o sırada içilmekte olan sigaraların hesabını
içen-içmeyen herkesten sormalı ve suçluları bulup gereken cezaları vermeliyiz
... O kadar!
Not: Tüm bu, hafiften dalgacı duygu ve
düşüncelerimin yanısıra, yaklaşık ikibuçuk yıl önce sigarayı -şak diye-
bırakmayı becerebilmiş biri olduğumun bilinmesinde yarar görüp not etmek
istedim ...
|