|
“Sözün Özü”
CELAL DURGUN
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
Yıl 1919.
Osmanlı’nın başkenti İstanbul
"müttefik" orduları tarafından işgal edilmiştir.
İstanbul’un sokakları, başta İngilizler olmak
üzere Fransız, İtalyan askerleri tarafından kontrol edilmektedir.
Görünürdeki amaç, çağın gerisinde kalmış,
Osmanlı’yı içine düştüğü borç batağından kurtarmak! Halkına
barış-demokrasi-kardeşlik-refah-mutluluk getirmek!
Gizlenen amaç, Osmanlı’nın yer altı ve üstü
kaynaklarına el koymak. Osmanlı’yı haritadan ve dünyadan silmektir.
Emperyalizm görünün yüzüne
özgürlük-eşitlik-demokrasi maskesi takar ki; ezilen-sömürülen halk ayağa
kalkmasın. Dünya yalanlarına inansın!
İstanbul’u işgal eden saldırganlar da böyle
yaptılar.
Birinci yüzleriyle halkın gönlünü hoş
tutacaklarını sandılar.
Başta Padişah ve Hükümet’i bu sırıtan yüze
kandılar. Her türlü hainliğe, satılmışlığa boyun eğdiler. Ne isteniyorsa
verdiler!
Ama İstanbul’un sokakları Padişah gibi kuzu
değildi.
İşgalci güçlerin askerleri İstanbul’un
sokaklarını denetleyemiyordu.
Yurtsever güçler, İstanbul sokaklarını düşmana
teslim etmiyordu.
İstanbul’dan yükselen ses Anadolu’nun dört bir
yanında yangı buluyordu.
Emperyalizm maskesini çıkardı, gerçek yüzünü
göstermeye başladı.
Direnenlerin, karşı koyanların seslerini kesmek
zorundaydı.
Ama nasıl?
Sorgusuz-sualsiz-gerekçesiz bütün yurtseverleri
içeriye tıksalar, önce İstanbul halkı, sonra Anadolu ayağa kalkabilirdi.
Bir bahane uydurmak gerek! Öyle bir bahane ki
hem işgal altındaki halk hem de dünya kamuoyu bu bahaneye inanmalıydı.
Ve buldular.
"Ermeni tehciri ve kıyımı"
Türkler, "Ermenileri kestiler"
yalanına sarıldılar.
Dünya’nın yalanına yeni yalanlar katarak,
Ermenileri yanlarına almayı başardılar.
İngiliz emperyalistleri bir taşla iki kuş avlayacağını
düşünüyordu.
"Ermeni katliamı" yalanı ile dünya
kamuoyunda oluşabilecek hoşnutsuzluk ve Anadolu’da başlayacak başkaldırı
önlenecekti!
İstanbul halkını ve Anadolu halkını uyandıracak,
onların yurtseverlik duygularını harekete geçirebilecek siyaset-bilim-asker-aydın
halk önderlerimizi "Ermeni tehciri ve kıyımı" bahanesi ile içeri
tıkmak için zemin hazırladılar.
Ne kadar satılık kalem ve gazete sahibi varsa
hepsini harekete geçirdiler. Gazetelerin birinci haberi "Ermeni
kıyımı"; yazarlarının öncelikli konusu "kıyıma" katıldığı iddia
edilen asker-siyaset-aydın halk öncülerini karalamak oldu.
Amaç dikensiz gül bahçesini yaratmak ve
Osmanlı’yı parçalayarak yutmaktı.
Doğuda, Ermenistan-Kürdistan devletini, kuzeyde
Rum Pontus devletini, kurdurarak Osmanlı’yı zayıf düşürmek, elini-kolunu
bağlayarak istediğini elde etmekti.
Her şey kâğıtta yazıldığı gibi olsa ne ala.
Ama düşledikleri gibi olmadı.
Vatansever askerler-aydınlar-siyaset
adamları-halk önderleri emperyalizmin gizli yüzünü fark etmişti.
İçimizdeki işbirlikçi yöneticilerin hain
emellerini ve onlara hizmet eden gazete ve yazarların çirkin oyunlarını deşifre
etmişlerdi.
İşgalcileri düşündüren en büyük sorun da buydu.
Padişah ve yönetimi emperyalistlerin kucağına
oturmuştu. Bir dediklerini iki etmiyorlardı.
Ama bu yetmiyordu.
Yurdunu, ulusunu seven yürekli askerlerin,
sözünü budaktan esirgemeyen aydınların ulusla bağını koparmak gerekti.
Halkın yüreğine korku salmak gerekti.
Boyun eğdirmenin yolunu bulmak gerekti.
Bulduklarını sandılar
Satılık kalemlere iftira dolu yazılarını yeniden
hız verdiler.
Mütareke basınına vatanseverleri karalayan
uydurma haberleri servis ettiler.
Kara listeler hazırlattılar.
Ne kadar yurtsever asker varsa, ne kadar
milletine tapan siyaset insanı varsa, ne kadar eli kalem tutan yüreği yurt
sevgisi ile çarpan aydın varsa, hepsini "Ermeni katliamı" iftirası
ile içeriye tıkmayı planladılar.
Damat Ferit Hükümeti, işgalcilerin emrini yerine
getirmede gecikmedi.
Önce muhalifleri olan İttihat ve Terakki
Partisi’nin önde gelenlerini tutuklatarak Bekir Ağa Bölüğüne attılar.
"İstanbul’daki İngiliz makamları, 25
Ocak-20 Nisan 1919 günleri arasındaki üç aylık dönemde yakalanmaları için 223
kişinin adını resmen İstanbul hükümetlerine verdi; Tevfik Paşa Hükümeti
zamanında Türk makamlarına verilmeye başlanan kara listeler, Birinci Damat
Ferit Paşa Kabinesi zamanında arttırıldı ve şu çizgiyi izledi: 23 Ocak-14 Mart
1919 arası 100 kişi, 15 Mart-7 Nisan 1919 arası 61 kişi, 8-9 Nisan 1919’da 18
kişi, 10-20 Nisan 1919 arası 44 kişi. Damat Ferit kabinesinin kurulmasıyla
tutuklama işlemleri hızlandı. Zira Damat Ferit Paşa’nın, şartları hafif olan
bir barış yapmak ve İngilizlerle mümkün olduğu kadar içli dışlı ilişki kurmak
yanında diğer bir önemli işi de, İttihat ve Terakkilileri kovuşturmak ve onları
birtakım cezalara çarptırarak, hem İtilaf Devletleri’nin gözüne girmek, hem
İttihat ve Terakki’yi siyaset sahnesinden silmekti."
Başlangıçta İttihat ve Terakki düşmanlığı ile
başlatılan tutuklamalar, daha sonra işgale karşı direnişe geçenlere doğru
genişletildi.
"Damat Ferit Paşa Hükümeti, bir çırpıda
muhalefeti susturmak ve yok etmek kararındaydı. Hiç vakit kaybetmedi.
İngilizlere dayanarak korkunç bir insan avına girişti, ‘Av Köpekleri’de
hazırlanmıştı. İçlerinde ‘Ermeni Tazıları’nın da bulunduğu gizli çeteler
kuruldu. Bunların görevleri, İttihatçı avında polise yardımcı olmaktı. Yalnız
İstanbul’da değil, Konya’ya, Sivas’a kadar uzanan Orta Anadolu içlerinde de bir
yıldırma başlatıldı. Program kısa ve kesindi. Yakalananlar çarçabuk Harp
Divanı’nda yargılanıp tasfiye edileceklerdi. Hükümet oyalanır ya da zaman
kaybederse tersine gelişmeler olabilir, patlamalar beklenebilir diye kaygı
duyulmaktaydı. Öte yandan, ilk kez iktidar koltuğuna oturan ve ‘Gün bugündür’
diye düşünerek, bu fırsatı muhalefeti yok etmek için kullanan Hürriyet ve
İtilaf Partililere göre; Önce İttihatçıların başı ezilmeli, sonra iktidar
koltuğunda rahat edilmeliydi.
Bekir Ağa Bölüğü hınca hınç dolmuştu.
Ama Ne Hükümetin ne de İngilizlerin korkusunu
gidermiyordu. Halk ayaklanmasından korkuyorlardı.
Durum öylesine bir hal almıştı ki, şu ya da bu
nedenle kızdığınız herhangi birini ittihatçı suçlamasıyla ihbar etseniz o kişi
hemen tutuklanıyordu.
İstanbul’da çıkan gazetelerin çoğu Hükümet’e
yaranmak, İngilizlere yaranmak için ihbarcılıkta birbiriyle yarışıyordu.
Önceleri küçük rütbelerde başlayan tutuklamalar
daha sonra daha yüksek rütbe ve makamlara sıçradı.
Tutuklananlar arasında, yüksek rütbeli askerler,
valiler, milletvekilleri ve hatta bakanlar bile vardı. Örneğin Akdağ Madeni
Mebusu Ziya Gökalp, İstanbul mebuslarından Hüseyin Cahit Yalçın Bekir Ağa
Bölüğü’nün tutuklularındandı.
Damat Ferit Hükümeti, 10 Mart 1919 günü dönemin
ileri gelen 20 kişisini daha tutuklattırdı. Bu tutuklular arasında Milaslı
Halil Menteşe (Meclis-i Mebusan Başkanı), Said Halim Paşa (eski sadrazam),
Rifat Bey (eski Maliye Nazırı), Fethi Okyar Bey (eski Dâhiliye Nazırı), Ahmet
Emin Yalman Bey (Vakit gazetesi başyazarı), Musa Kazım Efendi (eski
Şeyhülislam), Prens Sait Halim Paşa, Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu gibi ünlü simalar
bulunuyordu.
Yalancı tanıklık almış başını gidiyordu.
"Nazırlık koltuğunda olmayanları da Ermeni
kırımı ile suçlayabilmek için birer ikişer Rum ve Ermeni yalancı tanık
kiralanmıştı. Söz gelişi, Aram Forbikian ve Agop terazi adlı iki Ermeni; Ankara
Savcısı, Kırşehir Mutasarrıfı ve komutanı ile İzmir sultanisi Müdürü aleyhinde
tanıklık edeceklerdi. Yani iki Ermeni, aynı zamanda Ankara’da, Kırşehir’de ve
İzmir’de bulunan görevliler aleyhinde tanıklık edeceklerdi.(*)
Hükümet ve İngilizler her ne kadar yurtseverleri
tutuklatıyor, zindana atıyorsa da, içerdekiler de boş durmuyordu. Tutuklulardan
birisi kaçmayı başarabilmişti. İngilizler bu kaçışa büyük tepki gösterdiler.
Padişah ve Sadrazam’a kadar kızgınlıklarını belli ettiler.
Bu arada boğazlayan kaymakamı Kemal Bey, Ermeni
tehçiri nedeniyle idam edildi. Halk Kemal Bey’in cenazesine sahip çıktı.
Hükümet’i ve İngilizleri bir telaştır aldı.
İstanbul hükümetine kara listeler ulaştırılmaz
oldu. (DEVAM EDECEK)
|