|
A.Coşkun
EFENDİOĞLU
“Timsah
gözyaşları” da denilebilirdi..
Tahmin
edebileceğiniz gibi, Salı günkü AKP Grup toplantısında konuşan Başbakan
Erdoğan’ın, 12 Eylül’de referanduma sunulacak Anayasa paketine ‘evet’ oyu avına
çıktığı konuşmasında, 12 Eylül sonrası idam edilen soldan ve sağdan gençlerden
bahsederek ve onlar için yazılmış şiir ve son mektuplarını okuyarak gözyaşı
dökmesinden bahsediyoruz.
Bu,
bırakın geçmiş tarihi bilmeyen insanlarımızı, son ayları yaşamış insanlarımız
için bile, Başbakan Erdoğan’ın son derece bayağı bir kandırmaca politikasına
soyunduğunu o kadar açık sergiliyor ki..
Hangi
birine değinelim!..
Ama
bunlardan bir tanesi var ki, gerçekten de, “çingene şecaat arzederken, sirkatin
söyler” sözünün bu kadar cuk oturduğu bir durum olamaz. Bu anlamda, Başbakan
Erdoğan’ın, belki de, artık ne söylediğini bile bilemez hale geldiğinin bir
göstergesidir bu söylem..
Başbakan,
12 Eylül sonrası Dev-Yol davasından yataklık suçundan cezaevinde yatan, şimdiki
AKP hükümetinin Kültür ve Turizm Bakanı, eski solcu Ertuğrul Günay’ın, o
zamanlar, cezaevinde yatarken, ölen babasının cenazesine katılmak istediğini,
buna bile izin verilmediğini söyleyerek, 12 Eylül rejimini lanetliyor ve o
dönemlerde işkence, acı çekmiş onbinlerce insanla, onların eş-dostlarının
oylarını ‘kafalamaya’ çalışıyordu.
Ama
daha birkaç ay önce, hakkındaki suçlamalar bile bilinmeden, kaçma ihtimali de
olmayan uluslararası bir üne sahip, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.
Mehmet Haberal’ın 2 yıldır haksız yere tutuklu tutulduğu Yargıtay kararı ile
tespit edilmişken, babası vefat etmişti ve Mehmet Haberal da, babasının
cenazesine katılamamıştı.
Başbakan
da Recep Tayyip Erdoan’dı..
Bu
en yakın örnek ortada dururken, onlarca gazeteci, general, iki yıla yakın
zamandır cezaevinde tutuklu iken, Başbakan Erdoğan’ın, 12 Eylül’de mağdur
edilmiş Ertuğrul Günay’dan bahsederek, duygu istismarı yapmaya çalışması, akıl
alır bir şey midir?..
Peki,
şimdiki ‘zalim’, ‘zulmeden’ kimdir?
Tek
başına bu örnek bile, AKP’nin anayasa paketinin, 12 Eylül karşıtı değil, tam tersine, 12
Eylül’ün devamı olduğunun açık bir kanıtıdır.
Bu
anayasa değişikliği isteminin gerçekte tek bir nedeni vardır. Herkes bunu çok
iyi bilmelidir. Artık önümüzdeki bir seçimde iktidar olamayacağı büyük ölçüde
ortaya çıkan AKP yetkilileri, başta başbakan Erdoğan, Yüce Divan’a şimdiden
hazırlık yapmakta ve itiraz edilen iki maddedeki istemleri doğrultusunda, Yüce
Divan olan Anayasa Mahkemesi’nin üyelerini, kendi istekleri doğrultusunda
değiştirmek, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’na da şimdiden kontrol altına
almak istiyor.
Zaten,
önümüzdeki seçimi kaybetmeyip, şu veya bu şekilde kazandığı zaman da, yargıyı
da ele geçirmiş, böylece yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsızlığını
öngören güçler ayrılığı sistemini ortadan kaldırmış olacak, böylece, her
istediğini yapabileceği dikensiz bir gül bahçesinde, sivil dikta özlemini,
şeriat özlemini, vb.’ni rahatlıkla gerçekleştirebilecektir.
Bu
amacını gerçekleştirebilmek için, önüne gelen her fırsatı, bu kadar rol yaparak
kullanabilmek ise, bir yanıyla, belki de takdir edilmelidir..
Ama
insanlarımız, eğer ileride, ‘keşke’ diyerek kafalarını duvarlara vurmak
istemiyorlarsa, 12 Eylül’deki referandumda HAYIR demelidir.
Son
pişmanlık çare etmez!..
Kimsenin
böyle bir lüksü yoktur!..
12
Eylül’den elbette hesap sorulmalıdır; ama bunu, Başbakan Erdoğan’ın gerçekleştirebileceğini düşünmek,
‘aptal demokrat’ tavrından başka bir şey değildir.
|