Bir satır

Bir satır
Bu içerik 581 kez okundu.
Bir Şehre Gidememek Mario Levi / Öykü / AFA (Çağdaş Türk Yazarları) Yayınları / Basım 1990 / 120 Sayfa Ayşegül Şenay KAŞKAR Mario Levi, 1957 yılında İstanbul’da doğdu. 1975 yılında Saint Michel Fransız Lisesi'nden, 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Filolojisi’nden mezun oldu. İlk öyküsünü 1975 yılında yazdı. 1984 yılından sonra, Hokka dergisi, Şalom, Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Dergi, Stüdyo İmge, Gösteri, Milliyet Sanat ve Argos gibi birçok yayın organında yazılar yazdı. İlk kitabı ‘Jacques Brel: Bir Yalnız Adam’ 1986 yılında yayınlandı. Bu kitap, üniversiteyi bitirme tezinin romanlaştırılmış şeklidir. 1990 yılında yayınlanan ilk öykü kitabı ‘Bir Şehre Gidememek’ otobiyografik özellikler taşır ve yazarın hem aşkları, hem de çocukluk ve ilk gençlik yıllarıyla hesaplaşması gibidir. Kitap, o yılın Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. 1991 yılında ikinci kitabı ‘Madam Floridis Dönmeyebilir’, İstanbul’un azınlık çevrelerine ve topluma uyum sağlamakta zorlanan insanlarına yer verir. 1992 yılında daha çok bir “anlatı” olarak görmeyi yeğlediği ilk romanı ‘En Güzel Aşk Hikayemiz'i yazdı. 1993’te başladığı ‘İstanbul Bir Masaldı’ adlı kitabını altı yılda bitirerek 1999 yılında yayınladı. Bu kitap da yirmili yıllar ile seksenli yıllar arasında İstanbul’da yaşamış bir Yahudi ailesinin hikâyesidir. Şehrin öteki azınlıklarından kahramanlar bu hikâyede de görünür. Bu eseriyle 2000'de Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. ‘Lunapark Kapandı’ 2005 yılında yayımlandı. Mario Levi, yazarlığın yanı sıra, Fransızca öğretmenliği, ithalatçılık, gazetecilik, radyo programcılığı, reklam yazarlığı gibi işler de yapmıştır. Ayrıca yazı atölyelerinde, bu yola gönül vermiş insanlara Yazı Yaratımı dersleri de vermektedir. Eserleri: 1986 Bir Yalnız Adam: Jacques Brel, 1990 Bir Şehre Gidememek (Haldun Taner Öykü Ödülü), 1991 Madam Floridis Dönmeyebilir, 1992 En Güzel Aşk Hikâyemiz, 1999 İstanbul Bir Masaldı (Yunus Nadi Roman Ödülü), 2005 Lunapark Kapandı, 2005 Bir Yaz Yağmuruydu, 2009 Karanlık Çökerken Neredeydiniz?, 2010 İçimdeki İstanbul Fotoğrafları ve 2013 Size Pandispanya Yaptım.   Mario Levi’yi hiç tanımıyor, hatta adını bile duymamış olabilirsiniz. Ama ne yazık ki O, İsrail’in en son aylar önce dünya ve Türkiye gündeminde büyük tepki çeken Gazze saldırıları sonrasında, sosyal medyada linç kampanyalarına maruz kalmıştı. Bu ‘ağır saldırılar’ karşısındoa bir süre sessiz kalan Levi, bir süre sonra suskunluğunu bozup şu ibretlik açıklamayı yapmıştı: İsrail’in Gazze harekâtının ardından sosyal medyada ‘boykot edilecek ürünler arasında’ Türk edebiyatının önemli ismi Musevi yazar Mario Levi’nin kitaplarının da yer almasına, birçok aydın “Bu nefret suçudur” diyerek tepki gösterdi. Levi ise üzüntüsünü sosyal medyadan dile getirdi. Levi mesajında, “Kimilerinin gözünde boykot edilmesi gereken ‘Yahudi ürünleri’ arasında kitaplarım da varmış. Canım ve güzel ülkemde bunu da yaşadım. Gazze’deki bu acıklı savaşın ve masum çocukların ölümünün içimi nasıl dağladığını anlatmaya kelimeler yetmiyor. Bu ölümlerin edebiyatı yok. Olaylar sebebiyle maruz kaldığım tüm ayrımcılıklara ve ırkçılıklara inat Müslüman dostlarımın Kadir Gecesi’ni kutluyorum. Vicdanımız için” dedi. (Habertürk)   Yazarlığının 30. Yılında Mario Levi Mario Levi’nin yazarlığının 30. yılı, dostları, öğrencileri ve okurlarının bir araya geldiği özel bir sempozyumla kutlandı. Ünlü yazar, Yeditepe Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Görevlisi Mario Levi’nin yazarlık hayatı özel bir sempozyum ile kutlandı. Salonunu dolduran konuk ve konuşmacı yazarlara uzun uzun teşekkür eden Mario Levi sözlerini; “Bir söz verelim, bir söz alalım. 50. yılda buluşmak üzere” diyerek noktaladı.   Mario Levi’nin 1990 yılı Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanan "Bir Şehre Gidememek" adlı öyküsünü içeren ve aynı adı taşıyan kitabı. Kitapta üç öykü ve onları birleştiren dördüncü öykü olarak nitelendirilebilecek anlatıcı ağzından bir metin yer alıyor. Levi’nin geçmişe yakın durduğu öyküler, anlatıcının belleğinde ve kalbinde yer eden insanları anlatıyor: Gracinda, Tata Claire, Eşref Bey, Raşel, Mösyö Leibowitz, Sevil, Müesser Hanım ve başkaları... Geçmişten gelen biraz karanlık, biraz umutlu sesler... Kırık aşk hikâyeleri, değişen ve hızla bozulan bir kentin profili, azınlıkta ve yalnız kalanlar, özlemler, hüzünler... İnsanı anlatan sağlam ve birbirine yakın öyküler. Levi’den okurlarına gönderilmiş hüzünlü, sararmış bir mektupla karşı karşıyayız... Yeni kuşaklar ve bu klasikleşmiş öykü kitabıyla tanışmamış olanlar için çok değerli ve geri çevrilemeyecek bir mektup...   Mario Levi'nin Bir Şehre Gidememek kitabı, Konstantinos Kavafis'in Şehir adlı şiiri ile başlar. Kitabı belki de en güzel anlatan şu mısralarıdır; ...." Yeni bir ülke bulamazın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir.".... Başlarda aşık olduğu şehirde; insanın zamanla kaybolmasını, yaşadıklarının yüküyle kaçmak istemesini ama aslında her hareketinde onu da yanında götürecek kadar içine işlemiş olduğunu ve kaçacak başka bir yerin bulunmadığını, dönüp dolaşıp yine aynı şehirde kendini bulacağını çok güzel anlatır. Ama dönüp baktığında yine yaralarını saracak olanın o şehir olduğunu farketmesi de bir o kadar ironiktir. Yazar İstanbul'u ve İstanbul'daki hayatı daha güzel anlatamazdı..   Konstantinos Kavafis'in Şehir şiirinin tamamını merak edenler için: Şehir 'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin 'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet. Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya; -bir ceset gibi- gömülü kalbim. Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede? Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam, kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün, boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'   Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın. Bu şehir arkandan gelecektir. Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın, aynı mahallede kocayacaksın; aynı evlerde kır düşecek saçlarına. Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda. Başka bir şey umma- Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte, öyle tükettin demektir bütün yeryüzünü de. (Çeviren: Cevat Çapan)   Kitaptan iki küçük aktarım …   Kaçıyorum hayaletimden… “Sonra birden o koskoca eski sokakta, kendimi bu apartman dairelerinden birine bir kez daha koyabilirim dedim.. Sonra başka suskunlukları, yan çizmeleri, yalnızlık temrinlerini, eksik cinsellikleri, hayali aşkları, zorunlu topluluklarda bir yama gibi olmaları, küçük utanmaları anımsadım.. Cumartesi akşamları kent sinemasına yalnızca filmler için mi gidilirdi.. Bir başka hayal perdesi değil miydi o kervan sineması.. Sonra o koskoca sokakta, o apartmanların birinde bir akşam kızıllığını anımsayabilirim dedim.. Plaklar arasında programı akşam galiba yedide başlayacaktı.. Şarkılar, yaşantılar: aydınlıktan bir kızarış, balık kokusu geliyor o anda.. Türkan Şoray’ın yeni filmini kaçırmayalım diyor Madam Matilda, ihtiyar Madam Eleni’yse mutfakta çırılçıplak dolaşıyor; ben bundan çok korkuyorum.. Susuyorum sonra.. Oysa o günlerin bende kalan, hep gelişen hikayesini ne de çok anlatmak istemiştim.. Kaçıyorum ama geçmişimden ve hep yanı başımda gezinen hayaletimden.. Kendimden, yenilgilerimden, bazı insanlarla karşı kaşıya kalmaktan kaçıyorum..” (Sayfa 33)   Yalnızlığın büyüsü… “Akşam kızıllığının odaya kazandırdığı bu beklenmedik görünümün ve çağrıştırabileceklerinin peşine belki de bu yüzden takılıyorum.. Bir küçük yolculuk özlemi olmalı bu: Yıllar önce, hiçbir gerçek ayrılığı, yalanı ve düş kırıklığını tanımamış, tütünün her türlüsüne alışmamış, iğrenç sarhoşluklarla zorunlu bir eve dönmemiş,  genelevlerde hangi duyguların kazanılabileceğini öğrenmemiş ya da yasının zorunlu serüvenine henüz çıkmamışken de tanımıştım bu akşam kızıllığını.. İnsanların bir ev halinde kimi rollere itiraz etmediği ve bir takım alışkanlıklarla uzun ölümleri kabullenir göründükleri günlerdi; yarınlar hep aynı insanlar, saatler hep aynı saatler içindi.. Sezinleyebildiğim, ama bir türlü açıklayamadığım bir terslik vardı işte.. Akşam kızıllığının çağrıştırdıkları mı aldatıcıydı o zaman, bir küçücük şefkat adına özlemlediklerim mi.. Suskunluklar mı tercih edilmeliydi sonuçta, gerçek savaşımlar mı.. Yalnızlığın büyüsü diyorum şimdi kendi kendime, yıllar sonra geriye yanıtlardan çok görüntüler kalabiliyor; zamanın fırtınasında neleri gerçekten kazandığımızı anlamakta güçlük çekiyoruz..” (Sayfa 58-59)
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X