Abim Deniz

Bir satır Can DÜNDAR / Hamdi Gezmiş’in Anıları / Can Sanat Yayınları / İstanbul Kasım 2014 / 478 sayfa Ayşegül Şenay KAŞKAR İsminden de anlaşılacağı gibi, Deniz Gezmiş'in kardeşi Hamdi Gezmiş'in anıları, mektupları, yayınlanmamış fotoğrafları ve bazı belgelerin de yer aldığı ‘Abim Deniz’ kitabının arka kapağında şöyle yazıyor; "Bu kitapta Deniz'in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız

Abim Deniz
Bu içerik 827 kez okundu.
Bir satır Can DÜNDAR / Hamdi Gezmiş’in Anıları / Can Sanat Yayınları / İstanbul Kasım 2014 / 478 sayfa Ayşegül Şenay KAŞKAR İsminden de anlaşılacağı gibi, Deniz Gezmiş'in kardeşi Hamdi Gezmiş'in anıları, mektupları, yayınlanmamış fotoğrafları ve bazı belgelerin de yer aldığı ‘Abim Deniz’ kitabının arka kapağında şöyle yazıyor; "Bu kitapta Deniz'in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün halâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingte isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM'nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız. Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar'ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz'in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş'in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor. Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz, Denizlerin "onurlu ve cesur" duruşlarına içten bir selam…” Deniz Gezmiş’in kardeşi Hamdi Gezmiş’in anılarının da yer aldığı kitapta Can Dündar’ın kendine has anlatımı ve o dönemin gazetelerinde yazan Altan Öymen ve İlhan Selçuk’un makalelerine de yer verilmiş. Ayrıca bu zamana kadar hiç yayınlanmamış fotoğraflar, mektuplar da yer alıyor. Kitap, Deniz Gezmiş’in aile kökenlerinden başlayarak çocukluğuna, gençliğine, mücadelesine ve idama kadar giden o uzun yola ışık tutuyor. Annesi ve babasına yazmış olduğu ve bu zamana kadar gün yüzüne çıkmamış mektuplarla birlikte avukatlarının hatıratlarını da okuyacaksınız. İdama giden bir insanın ruh halindeki dalgalanmaları ve kararlılığını okuyunca şaşıracaksınız. Can Dündar o yılların gazete küpürleriyle de kitabı ayrıca zenginleştirmiş. Kitabın hemen hemen her sayfası bir fotoğraf, gazete küpürü veya mektuplarla nefeslenmiş. Bu kitaba kısaca, Deniz Gezmiş’in bilinmeyen biyoğrafisi de denilebilir. Meclis tutanak kayıtlarından idam oylamalarına kadar meclisle ilgili belgeler bulunuyor. Ayrıca Deniz’in Hukuk Fakültesi’nden dava arkadaşı olan ve bizlerin de yakından tanıdığımız Muğla Barosu Eski Başkanı Avukat Mustafa İlker Gürkan’ın cezaevindeki Deniz’e yazdığı mektup ile Deniz’in Gürkan’a cevabı da bulunuyor kitapta ...   “Baharın en güzel ayı benim için de mayıs olabilirdi …” Siyasal kimlikten ziyade insancıl duygulara, aile ilişkilerinden tutun da yardımlaşma ve sevgiye varıncaya dek Deniz hakkında bilmediklerimiz hep ön planda yer alıyor. Sadece ideolojik bir olgu olarak görülen bu sert adamın aslında ne denli ailesine düşkün, yardımsever, arkadaş canlısı, şakacı, sıcakkanlı, hayvansever ve bir o kadar da sanılanın aksine duygularını çoğu zaman kontrol edemeyen bir kişiliği olduğunu görebiliyoruz. “Baharın en güzel ayı benim için de mayıs olabilirdi, eğer abim Deniz ve iki yiğit arkadaşı 72’nin 6 Mayıs’ında kin ve intikam duygularıyla idam edilmeseydi…” diyerek başlıyor Hamdi Gezmiş söze.   Aslen Erzurumlu, öğretmen bir anne babanın ortanca çocuğu olan Deniz, 28 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş kasabasında dünyaya gelmiş. Babasının İlköğretim Müfettişi olmasıyla önce Sivas’a, ardından İstanbul’a taşınırlar. Henüz ilkokul yıllarındayken cesareti, liderlik özelliği, kitaplara ve siyasete olan merakıyla diğer arkadaşlarından farklı olduğunu göstermiştir Deniz ilk eylemini Haydarpaşa Lisesi’nde öğretmenine atılan iftirayı aklamak için yapar. Yıllar sonra öğretmeni Deniz’in babasına, “Ben senin oğlun sayesinde temize çıktım, hakkını ödeyemem” diyecektir. İkinci sınıfta fizik dersinden kalınca, lise hayatına Bilir Koleji’nde devam etmiştir. Türkiye’nin o dönemdeki karışıklıklarından siyasete zaten meraklı olan Deniz de etkilenmiş ve artık aktif olarak siyasetle uğraşmak adına Türkiye İşçi Partisi’ne üye olmuştur. Liseden sonra Deniz, fen ve hukuk fakültesini kazanmış, babası Cemil Bey’in kaygıları üzerine fen fakültesine başvurmuş, ancak son anda karar değiştirerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırmış, böylece içinde yanan siyaset ateşini daha da alevlendirmiştir. O günden sonra Deniz’in kısacık hayatı eylemler ve gözaltılarla geçecek, Deniz Gezmiş ismi duyulmaya ve göze batmaya başlayacaktır. İlk ciddi olayı 1968’in Mart ayında yasanmış, Deniz’in önderliğindeki grup, bakana hakaretten tutuklanmıştır. Böylece belli aralıklarla ölümüne kadar sürecek cezaevi macerası da başlamıştır. Bu süreçte ailesi, Deniz’in her zaman arkasında durmuş, onu kurtarabilmek için elinden geleni yapmıştır. Deniz, bir ay dışarıda iki ay hapishanede yaşamına devam etmiş, ancak askerin yönetime el koymasıyla birlikte Deniz ve arkadaşlarının eylemleri de daha ses getirir bir hal almıştır. Artık sokaklarda kan akmaya başlamasıyla silahlanma yoluna gitmişler ve banka soygunları, Amerikan askerlerini kaçırmak gibi eylemler yapmaya başlamışlardır. Deniz bir süre kaçak olarak inandığı yolda devam etse de bu kaçaklık fazla sürmemiş çocukluğunun geçtiği Sivas yolunda yakalanmıştır.   Daha zor bir dönem başlamıştır Bundan sonra hem Deniz hem ailesi için daha zor bir dönem başlamıştır, çünkü iktidar, Deniz ve arkadaşlarının gözdağı vermek amacıyla idamını istemekte ve yargılama sürecini baskılarıyla etkilemektedir. Ailelerin ve muhalefetin de baskılarıyla bazı tutuklular beraat ettirilmiş, fakat Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Yassıada’da yaşanan idamların da karşılığı olarak kurban seçilmişlerdir. Bütün çabalara rağmen karar değiştirilememiş Deniz ve yoldaşları aslında sonunu en başından beri bildikleri ölüme kararlı, gülerek, omuzları dik ve gururla yürümüşlerdir.   “Haydi eyvallah arkadaşlar” 5 Mayısı 6 Mayıs Hıdırellez’e bağlayan gece Deniz, Yusuf ve Hüseyin sessizce hücrelerinden çıkarılmış cezaevinin duvarlarında Deniz’in “Haydi eyvallah arkadaşlar” sesi çınlamıştır. İdamı beklerken, Deniz ailesine son mektubunu yazmış, (elleri kelepçeli olduğundan polis memuru tarafından daktiloda yazılmıştır) son isteklerini avukatlarına iletmiş, Yusuf ve Hüseyin ile bir araya gelip vedalaşmış ve saat 01.25’te ilk olarak Deniz idam edilmiştir.   Mezarların üzerinde kır çiçekleri … “Ertesi gün, Karşıyaka Mezarlığı’na gidenler Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un gömülü olduğu mezarların üzerinde kır çiçekleri buldular: Çevredeki gecekondu mahallesinden yurtsever bir öğretmen, öğrencilerini toplayıp mezarı ziyarete gelmişti. İlk ziyaretçiler; yoldan topladıkları kır çiçekleriyle gelmişti. Öğretmeni hemen sürdüler: Ancak o gün başlayan ziyaretçi akını yıllar içinde giderek büyüyecek, zamanla 6 Mayıslar; mezarlığa sığmayan mitinglere dönecekti. Gezmiş ailesi Ankara’ya küsse de ilk yıldan itibaren bütün anma günlerinde mezar başında oldu. Ankara taşından yapılan mezarların tasarımı Mimarlar Odası’nın öncülüğünde yapıldı. Bu sade, mütevazi mezarların yapımına Deniz’in abisi Bora Gezmiş nezaret etti. Deniz’in annesi Mukaddes Hanım ise ne zaman Ankara’dan bahsedilse, “Gözü kör olsun,” diye lanet okumasına rağmen, sık sık oğlunun mezarını ziyarete geldi. Sağlığı bozulduğunda bir süre gidemedi. Son kez 2008 Temmuzunda oğlu Hamdi Gezmiş’le gitti. Ayakları tutmuyordu. Hamdi Gezmiş, arabayı mezarlığın yakınına kadar yaklaştırdı. Mukaddes Hanım, arabanın içinde oturup oğlu için dua etti. Ağladı. Acısının en sıcak dömeninde, oğlunun mektuplarına kapandı. Büyük siyah torbadan çıkan paltosunu, parkasını koklayarak hasret giderdi. Aynasında yüzünü, sigarasında dudaklarını aradı, kalemlerini sevdi. Kitaplarını inceledi, sayfalarda kalan parmak izlerini okşadı, altını çizdiği satınlardan anlamlar çıkardı. Hasretinden Prangalar Eskittim’in şiirlerinde; ‘Nasıl ki yılları buldu / Bir mısra dolu maceram’ dizelerinin altını çizmişti Deniz; kısa yaşam macerasını özetler gibi… ‘Biz ki yarınıyız halkın / Umudu, yüz akıyız. / Hıncı, namusu, / Şafakları, / Taa şafakları / Hey canım, / Kalbim dinamit kuyusu’ dizelerinde belli ki kendini bulmuştu. ‘Bu zindan, bu kırgın, bu can pazarı / Macera değil / Yaşamak, sade ‘yaşamak’ / Yosun, solucan harcıdır.’ Dizelerindeki benzetmeyi, 1 Ekim 1971 tarihli mektubunda, babasına yazmıştı. İnfazdan sonra aileye teslim edilen evrak arasında bir de cep defteri vardı. İçine bir şey yazılmamış olan bu defterin kapak içindeki boş sayfaya, kendi elyazısıyla bir şiir yazmıştı Deniz… Bazı mısraları, sözcükleri yazıp üzerini çizmişti. O dizeler; ondan kalan son sözler oldu: Yenilmişsem Elim kolum bağlı Boynumda yağlı ip Gelip dayanmışsam darağacına Dudaklarımda yarın Gözlerim yarınlarda Unutmak mı gerek seni? Kapılar kapalı Tutulmuşsa gece kapkara yollar Sıcacık bir sevgi Sunmayacak mıyım insanlara? Bakmayacak mıyım yarınlara? Seslenmeyecek miyim insanlara? … Deniz Gezmiş hakkında bugüne kadar yazılan kitaplardan farklı Abim Deniz. Bugüne kadar olaya Deniz ve Yoldaşlarının tarafından baktık. Peki ya gözü yaşlı anne babalar ve kardeşler. İşte Can Dündar bu kitabında Deniz’in küçük kardeşi Hamdi Gezmiş’in anıları ve anlatımını bugüne kadar gizli kalmış ya da yanlış aktarılmış görsellerle de destekleyerek sunmuş okuyucuya. Kitabın yazılış amacı, bugüne kadar Deniz Gezmiş hakkında oluşan bilgi kirliliğini birebir aileden birinin anlatımı ve belgelerle ortadan kaldırmak. Ayrıca bir başka amaç da, bu kitaptan gelecek gelirle Deniz Gezmiş Vakfının temellerini atıp ekonomik düzeyi iyi olmayan öğrencilere burs sağlamak ve onun ideolojisini yaşatmak…   “Herkesi, her şeyi severdi Deniz abim. Mesela hayvanlara çok düşkündü. Gider atlarla konuşurdu. En çok köpeklerle dosttu. Her işte olduğu gibi orada da radikaldi. Tek bir köpek beslemek yerine mahallenin gariban köpeklerini toplar, sekizini, onunu bir arada beslerdi. Kuduz aşısı olmaktan artık karnı hissizleşmişti. … "Deniz, ilkokulu bitirince Sivas’ta ilkokullararası bir yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Birincilik diplomasını zamanın Sivas Valisi Kadri Eroğan’ın elinden aldı. Vali, bu başarılı çocuğa bir de dolmakalem hediye etti. 12 yıl sonra o vali, elinden diploma alan çocuğu ipe göndermek için oy verecekti. … “Deniz, boylu boslu, yakışıklı çocuktu. Kısa zamanda mahallenin kızlarının ilgi odağı olmuştu. Ancak onun düşleri, mahalle sınırlarının çok ötesindeydi. O dönem, Bilir Koleji’nde ilerlettiği İngilizcesinin verdiği cesaretle 'penfriend' modasına uymuş, kendisine dünyanın değişik ülkelerinden mektup arkadaşları bulmuştu. … “Fenerbahçeli ünlü oyuncu Ömer Boncuk, futbolu bıraktıktan sonra Haydarpaşa Lisesi’nde beden eğitimi öğretmenliğine başlamıştı… Öğrencilerce çok sevilirdi. Genç yaşta bir oğul yitirmişti; o yüzden okulda çocuklara ayrıca düşkündü… Deniz okula girdikten hemen sonra, okul müdüriyetinden Milli Eğitim Müdürlüğü’ne çirkin bir ihbar yapıldı: Boncuk Ömer’in bir öğrencinin yanağından makas alarak sarkıntılık ettiği iddia ediliyordu. İhbar hızla yayıldı ve kulaktan kulağa gezdikçe korkunç bir ithama dönüşerek, 16 Mart 1963 tarihli Hürriyet gazetesine haber oldu… Bu haberin ardından Milli Eğitim Müdürlüğü, Boncuk Ömer’i görevden aldı. Haber, okula bomba gibi düştü ve Boncuk Ömer’i çok seven öğrencileri isyan ettirdi. Hocalarının iftiraya uğradığını düşünen öğrenciler, büyük bir öfkeyle ayaklandı ve protesto kararı aldı… İşte o eylemde başı çeken öğrencilerden ikisi, henüz birbirlerini tanımasalar da, sonraları Türkiye tarihine isimlerini yazdıracaktı: Biri, son sınıf öğrencisi Mahir Çayan’dı. Diğeri ise, birinci sınıf öğrencisi Deniz Gezmiş... … “O yaz ailece abimi görmeye gittik… Cezaevi müdürü ya da savcısının kardeşi, abimin Hukuk Fakültesi’nden arkadaşıydı. O da ara sıra katılıyordu görüşmemize... Bazen de müdürün odasında görüşme yapıyorduk. Şartlar çok daha rahattı. Abimin keyfi, neşesi her zamanki gibi yerindeydi. Can dostu Cihan yanındaydı. Ayrıca orası Nâzım Hikmet’in yattığı cezaeviydi. Bize onun ünlü pozunu verdiği pencereyi gösterdi. Kendisi de orada bir fotoğraf çektirmişti. … “Abim o günlerde bir sohbette, “Darbeden sonra herkesin bir koğuşu olacak ama bizim olmayacak; çünkü biz ölmüş olacağız,” demişti. Gerçekten bilerek ölüme gittiler. Bir kıvılcım yakmak, ileriye dönük bir ışık olmak için...”
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X