Bir Gün

  Ayşe KULİN  / Roman / Everest Yayınları / 2005 / 294 Sayfa Hazırlayan Ayşegül Şenay KAŞKAR Ayşe Kulin; 1941 yılında İstanbul’da doğmuştur

Bir Gün
Bu içerik 1110 kez okundu.
  Ayşe KULİN  / Roman / Everest Yayınları / 2005 / 294 Sayfa Hazırlayan Ayşegül Şenay KAŞKAR Ayşe Kulin; 1941 yılında İstanbul’da doğmuştur. Baba tarafı Bosnalıdır. Babasının adı Muhittin, Çerkes olan annesinin adı (Hatice) Sitare’dir. Kulin, ilkokulu Ankara'da okudu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Kitapları : 1984 - Güneşe Dön Yüzünü (öykü), 1996 - Bir Tatlı Huzur (biyografi), 1997 - Adı: Aylin (biyografik roman), 1998 - Geniş Zamanlar (öykü), 1998 - Foto Sabah Resimleri (öykü), 1999 - Sevdalinka (roman), 2000 - Füreya (biyografik roman), 2001 - Köprü (roman), 2002 - Nefes Nefese (roman), 2002 - İçimde Kızıl Bir Gül Gibi (deneme), 2002 - Babama (otobiyografi), 2004 - Kardelenler (araştırma), 2004 - Gece Sesleri (roman), 2005 - Bir Gün (roman), 2007 - Bir Varmış Bir Yokmuş (öykü), 2008 - Veda (roman), 2008 - Sit Nene`nin Masalları (çocuk kitabı), 2008 - Umut (roman), 2009 - Taş Duvar Açık Pencere (derleme), 2009 - Türkan (biyografik roman), 2011 - Hayat - Dürbünümde Kırk Sene (1941-1964) (biyografik roman), 2011 - Hüzün - Dürbünümden Kırk Sene (1964-1983) (biyografik roman), 2011 - Gizli Anların Yolcusu (roman), 2012 - Bora'nın Kitabı (roman), 2013 - Dönüş (roman), 2013 - Gizli Anların Yolcusu (roman) * * * Arka Kapak Yazısı : “… biz, iç içe büyüyen, iç içe yaşayan, birbirine benzeyen, kavgacı, hırçın ve inatçı, şefkatli, sevecen ve yürekli, sonsuz verici ve can alıcı, gözü kara, kurnaz, hain, aynı anda çileli, masum ve çocuksu biz! Biz, aynı toprağın çocukları.” Yazar Ayşe Kulin, ‘Bir Gün’ romanında herkesin payına düşmüş bir kabusun öyküsünü ele alıyor. Güneydoğu’da yaşananlar iki kadının penceresinden olduğu kadar, iki tarafın, iki yaşamın, iki ucun da yaşamından kesitlerle göz önüne seriliyor. Uzun yılların öyküsüyle bir gün içinde hesaplaşmak zordur kuşkusuz, bir gün belki yetersiz bir zaman. Ama bir gün bir başlangıç olabilir. Bir Gün, bu başlangıcın arandığı bir roman. * * * Romanın kadın kahramanları Zeliha ve Nevra'nın, Leyla Zana ve Ayşe Kulin olduğu anlaşılıyor. Biyografisini yazma teklifine Zana'dan olumlu yanıt alamayınca "ondan esinlenerek" Zeliha'yı yarattığını Kulin kendisi de belirtiyor. Romanın Nevra'nın hapisteki Kürt kadın politikacı Zeliha ile yaptığı röportaj üzerine inşa edilmiş olması da kahramanların kimliğini ortaya koyuyor. Kulin’in üzerinde odaklandığı noktanın Zana’nın söyleyeceklerinden ziyade, kendi söyledikleri olduğu görülüyor. Kendi adına konuşan özne olarak Zana, ya da temsil ettiği kadınlar yok olunca, ortada bir tek onların adına da konuşan yazar kalıyor. Bu noktada yazarın imgeleminin beslediği unsurlar belirleyici olmaya başlıyor; Kulin’in kendisine ve Zana’ya, Nevra’ya ve Zeliha’ya, daha da ötesi Türk ve Kürt kadınlarına dair algıları önem kazanıyor… -27 Mayıs'tan 12 Eylül'e- yakın tarihin önemli siyasi olaylarını hikayeleştiren Ayşe Kulin, iki kadının bir hapishane odasında bir gün boyunca sürdürdükleri diyaloglar tarzında kurguladığı son romanı Bir Gün'de de, son yirmi beş yıla damgasını vuran toplumsal meseleleri tartışıyor. Romanın merkezinde iki kadın var; Nevra Tuna, "kendi hataları yüzünden önce kocasını, sonra gül gibi işini, daha sonra da çocuğunu kaybeden bir budala" olarak görüyor kendisini; o, hiçbir şeyin sonunu getirememekten, kaybetmekten bıkkın bir gazeteci. Röportaj yapmak istediği Zelha Bora ise, "kiminin gözünde terörist, kiminin indinde azize olan" Doğulu bir köylü kızı; hapse giren kocasının yerine milletvekili seçilmiş, sonra o da tutuklanmış, yıllarca hapiste kalmış. Şimdiye dek kimsenin konuşma şansı bulamadığı Zelha Bora ile yapacağı röportajı kariyeri açısından çok önemseyen Nevra Tuna ile kendisini davasına adamış bu Kürt kadını arasında 40'lı yaşlarda olmaları dışında ilk bakışta hiçbir ortak yan yok gibidir. Nitekim daha ilk soruda taraflar bir çatışmaya girişecekler, gazetecinin ön yargılı olduğunu düşünen Zelha Bora, hücresine doğru hareketlenecek, hikayenin süprizi de Nevra Tuna'nın ağzından tam bu anda fısıldanacaktır kulağımıza; "Gitme Zelo, lütfen gitme!" Asıl hikaye Nevra Tuna ve Zelha Bora'nın çocukluk arkadaşı olduklarını öğrendiğimizde başlıyor; ilk karşılaşmalarından otuz beş yıl sonra bir hapishanede bir araya gelen iki kadın, şaşkınlıklarını üzerlerinden atar atmaz ortak hatıralar eşliğinde geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyorlar. Ayşe Kulin, hikayesini tarihlememiş, ama romanda anlatılan diğer olaylarla ilişkilendirdiğimizde, 1960'lı yılların ikinci yarısında olduğumuzu söyleyebiliriz. Nevra'nın babasının kaymakamlık yaptığı bir Doğu kasabasında, Sarıcadam'dayız. İlk bölümdeki birbirleriyle oldukça mesafeli 'Nevra Tuna - Zelha Bora' kimliklerinin 'Nevo ile Zelo'yla iki arkadaşa dönüştüğü ikinci bölümde Sarıcadam doğası, insanları, töreleri ve mekanlarıyla canlanırken, üçüncü bölümde 'Zelha'nın, dördüncü bölümde 'Nevra'nın kişisel tarihleri yazılı. Zelha'nın başından geçenler tam bir 'Anadolu kadını klasiği'; kaymakam ve ailesi kasabadan ayrılınca Zelha da eğitimini bırakmak zorunda kalmış, yaşlı bir adamla evlendirilmek istenince sevgilisiyle şehire kaçmış, uğruna ölümü göze aldığı kocası, çocuğu olmuyor diye üzerine kuma getirince gururuna yediremeyip memleketine geri dönmüş. Zelha'nın kaderi bölgede saygınlığı, siyasi ağırlığı olan bir aileye gelin gitmesi, milletvekili seçilen kocasıyla Ankara'ya yerleşmesi, kocası hapise girdiğinde onun davasını sürdürmek için bu kez kendisinin önce meclise, ardından hapishaneye girmesi. 'Nevo'nun kentli orta sınıf okumuş kadın kimliği de yaralı. Ayşe Kulin; Nevra'nın bakış açısından, günümüz 'modern' kadınının aşk, evlilik, aldatma, boşanma, iş dünyası gibi problemlerini Anadolu kırsalındaki kadının eğitimsizliği, başlık parası için evlendirilmesi, üstüne kuma getirilmesi gibi Doğu töreleriyle örtüştürmüş, ana fikri de Zelha'nın ağzından özetleyivermiş; "Köylü, kasabalı ya da şehirli, ortak bir kaderimiz var biz kadınların. Sonunda ayvayı yiyen hep biz oluyoruz". Zelha'nın 'Dede'sinin beşinci bölümdeki uzun tarih anlatısı ve sonraki bölümde amcaoğlu Cengiz'in maruz kaldığı işkencelerle Kürt meselesine bir dönüş yapıyor roman. Köprü'deki gibi Bir Gün'de de Şeyh Sait isyanına kadar uzanıyor, sorunun kökenine ilişkin 'birinci elden' bilgiler alıyoruz. Türk ve Kürt halklarının dostluğu, iç içe geçmişliği, Kurtuluş Savaşı'nı birlikte yapmışlıkları Cumhuriyet tarihi anlatısında elbette devlete, devletin içindeki bir takım kötü kişilere yönelik eleştirilere de yer verilmiş. Ayşe Kulin, 'Çağdaş Türkiye'nin Çağdaş Kızları' projesine desteğini Bir Gün'de de sürdürmüş. 'Çözüm eğitimde, kızların okutulmasında, bilinçlendirilmesinde' fikri romana damgasını vururken, eğitme işlevi de derneklere yüklenmiş. * * * 17 Temmuz 2005 tarihinde Radikal gazetesinde Handan Çağlayan kitaba dair şöyle bir yazı yazmış : “… Yıllardır sadece şiddetin diliyle konuşulmuş olan Kürt sorununun, Türk ve Kürt kadınlarınca konuşulmaya başlanması düşüncesi, gerçekten de barış adına yaratıcı ve heyecan verici bir düşüncedir. İki kadının, milliyetçiliğin ve militarizmin gölgesini düşürmeden, farklılıklarına rağmen eşit bir düzlemde buluşarak kurdukları diyalog üzerine inşa edilmiş bir romanın ezberlerimizi bozması, önyargılarımızı sarsması, barışa dair yeni şeyler söylemesi beklenirdi. Ne yazık ki bu beklenti gerçekleşmiyor; romanın iki kadın arasında inşa ettiği diyalog belki şiddeti dışlamaya yarıyor ama daha öteye gidemiyor. Yoksulluğun eğitimle aşılacağı savına benzer şekilde roman çözüm için Kürt kadınların eğitilmesi gerektiği sonucuna ulaşıyor. Yazar “Leyla Zana keşke kadınları eğitse” temennisi ile ulaştığı çözümün altını bir kez daha çiziyor. Bu sığlıkta Kulin’in Nevra ve Zeliha’yı, yerleştirdiği konumların payı da var kuşkusuz. Romanın iki kahramanı arasında eşit bir ilişki yok. Eğitimli ve donanımlı Nevra karşısında Zeliha “cahil” bir kadın olarak kurgulanmış. Belki başta tasarlandığı gibi Zana’nın biyografisi yazılsaydı farklı bir diyalog kurulması mümkün olabilirdi. Ama bu gerçekleşmemiş; karşımızda Kulin’in imgeleminde yarattığı ve konumlandırdığı kadınlar var sadece. Yazar, Filiz Aygündüz’e verdiği mülakatında biyografi yerine, Zana’dan esinlenerek kurgu bir karakter yaratmanın “elini daha rahatlattığını” dile getiriyor. “Çünkü Leyla Zana bana anlatsaydı, ben anlattıklarına bağlı kalacaktım. Onun için roman yazmayı tercih ettim bile diyebilirim” diyor. Ayşe Kulin Cumhuriyet gazetesinde 12 Eylül 2015 tarihinde “Kadınlar 'Yeter' demeli” başlığıyla yayımlanan (12 Eylül 2015) yazısında şöyle diyor: “Leyla Zana’nın yıllar önce Meclis binasından çıkarken tutuklanıp kelepçelenerek götürülmesi üzerine, içim o kadar taşmıştı ki, mutlaka bir şey yapmak istemiştim. Köşem yoktu, yazı yazamadım. Ama bir yayıncım vardı, yazdıklarımı yayınlayacak, hayatını kaleme almayı denedim. Ona ulaşamadım. Ben de ondan aldığım ilhamla, kendi Leylamı yarattım ve Türklerle Kürtlerin kardeşliğini vurgulayacak, barışını haykıracak bir roman yazdım, on yıl önce. Adı BİR GÜN’dü. Romanım taraf tutmuyor, hem bizim hem de onların yaptığı hatalara ayna tutuyordu. Bu yüzden ne Türkler sevdi o romanı ne de Kürtler. Ne gam, çünkü roman şu satırlarla bitiyordu. “Biz, aynı toprağın çocukları, bulacağız bir çözüm. Belki bugün değil, yarın değil ama bir gün... Lütfen... Yakında bir gün.  Artık sarılsın bu yara!”
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X