Hypatia’nın Kızları

Hamdi TOPÇUOĞLU “Bile bile encamını Şaşmadan doğrularından Yalpalamadan sözünde anlatıyordu

Hypatia’nın Kızları
Bu içerik 1160 kez okundu.
Hamdi TOPÇUOĞLU “Bile bile encamını Şaşmadan doğrularından Yalpalamadan sözünde anlatıyordu. Ne kadar bilgeyse o kadar kibardı, Ne kadar aşk varsa o kadar kadın. Bilim, Diz çökerek masalların önünde Boyun eğerek yalana Anlatılmaz diyordu.” O,  Hypatia’ydı: İnsanlık tarihinin yobazlar tarafından hunharca katledilen ilk bilim kadını. O, doğanın eşsiz gücüne inanıyordu. Mesele kadın ya da erkek olmak değil insan olmaktı onun için. İşte bu yüzden Rahip Cyril ve taraftarları Hıristiyanlık için tehlikeli görüyorlardı onu. Kolay mıydı inancını her şeyden üstün tutan celladına: “Yanılıyorsun, Cyril. Barınacak hiçbir yerin olmadığı yıldızlarla dolu uzayda: Evrenin, içtenlikli erdemlerinin güçleri, Yer ve göğün uyumlu birleşmesi Ki zihne ve kulağa ve göze hoş gelir Ki bütün bilge insanlara erişilebilecek bir ülkü, Ve ruhun güzelliğine gözle görünür bir görkem sunar. Bunlardır benim Tanrılarım!” demek. Derler ki kadın, işte o an yitirdi gücünü. Erkek egemen toplum, hızla kurdu setlerini bentlerini, kalelerini. “Saçı uzun aklı kısa” yaptı bazen. “Eksik etek.” dedi, “kaşık düşmanı”dedi. Yetmedi.. “Cadı” deyiverdi; utanmadı “şeytan” dedi doğuranına. Bakarsınız adı Aysel’dir onun.  Bataklı Dam’ın Kızı’dır. Bir Muhsin Ertuğrul filminin başrolündedir. Bakarsınız Asiye’dir. Vasıf Öngören’in kalemine dolanmıştır önce. Sonra Atıf Yılmaz filmiyle çıkmıştır karşımıza. Erkek egemen toplumun sömürü araçlarındandır. Çarpıklığın, adaletsizliğin, cinsel-sınıfsal sömürünün aynadaki yansımasıdır. Sultan Gelin’dir o. Cahit Atay anlatmıştır. Keşanlı Ali’nin Zilha’sı, Deniz Küstü’nün Zühre Paşalı’sı, Ateşten Gömlek’in Aliye’sidir onlar. Berdeldirler. Kiminin adı gazetelere  E.E., kiminin M.Ç. olarak düşer. Merdiven boşluğuna kendilerini asmadan ya da bir fincan zehir içmeden önce, karşılarına yüreklerinin sağdığı acının hikmetini soran Allah kulu çıkmaz. Bir gün Pippa Bacca olur gelinlikle yollara düşerler. Hayallerini 78 yaşında bir (yazar!) alıp giderken on dördünde B.Ç. olurlar. Bir başka gün çocuk gelin K.E’dirler: Kız olmadan kadın, kadın olmadan anne olur, ölürler; hikmetinden sual eden olmaz. Güldünya olup şarkılara hüzün dokurlar. Bazen de insanlara doğruyu, erdemi öğretmek için oyunlar oynarken ada yollarında yaşadıklarını anlatamayan A. olurlar. Aslında A’dan Z’ye kadındır onlar: “… bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri, ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki ve karasabana koşulan ve ağıllarda ışıltısında yere saplı bıçakların oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan kadınlar bizim kadınlarımız.” *            *                      * Şimdilerde onları büyük kentlerin kenar mahallelerinde hurdacılarda, izbe atölyelerde görüyorum. Bodrum’da, Didim’de, Seferihisar’da, Ayvacık’ta daha önce hiç görmedikleri denizin kıyıcığında kucaklarında bebeleriyle lastik botlara binerken görüyorum onları. Kimi Halep’ten, kimi Humus’tan, Kimi Musul’dan, Kabil’den kalkıp gelmiş. Umutsuz ve ölesiye yorgunlar. Ve kimin savaşının kurbanı olduklarını bilmiyorlar. Ve onları her zaman olduğu gibi yine kentlerin çıkışlarında kaderlerini beklerken görüyorum. Onlar Hypatia’yı duymuş, Asiye’yi, Aysel’i Aliye’yi… okumuş ya da izlemiş olabilirler mi, Pippa Bacca belleklerinden çıkmış olabilir mi acaba? Ya Sarayi Sierra’nın haberini dinlemiş, dillerine Güldünya şarkıları dolamış olabilir mi sizce? Onlar Özgecan’nın, Cansu’nun yasını tutmuş olabilirler mi? “Onlar ta Hypatia’dan bu yana Kelebekler gibi narin Savunmasız.” “Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çoktu(r)lar; korkak, cesur, câhil, hakîm ve çocuktu(r)lar.” İstediğimiz kadar millet kesesinden iane dağıtarak “fakir fukara, garip guraba…” edebiyatı yapalım, istediğimiz kadar kadın günleri icat edelim ve istediğimiz kadar romanlarını, şiirlerini yazalım; öykülerini oyunlaştıralım, filmlerini yapalım; yaşattığımız acılardan dolayı onlardan af dileyelim; kızlarımıza okul, kadınlarımıza iş, aş, yuva sunamadığımız sürece, kadın eli sıkmayı haram sayanları, karısıyla aynı sofraya oturmaya tenezzül etmeyenleri kendimize yönetici seçmeye devam ettiğimiz sürece  Hypatya’lara ve Güldünya’lara, Özgecan’lara yenileri eklenmeye devam edecektir.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X