“Umut Deniz Gibiydi”

​Aydemir ÇİMEN / Roman / Su Yayınları / Ocak 2016 / 296 sayfa

“Umut Deniz Gibiydi”
Bu içerik 1698 kez okundu.

A.Kemal KAŞKAR –

Aydemir Çimen, 1956 yılı Mayıs ayında Kars’ın Digor ilçesinin Celal Köyünde yoksul bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Dedeleri oraya ‘boş toprak’ diye sonradan yerleşmişlerdi. İlkokulu köyde, Ortaokul birinci sınıfı ise kazada okudu. O yıl muhtarlık seçimleri için çıkan kavga ve ikilik nedeniyle köyün bir kısmı şehre göç etmek zorunda kaldı. Ailesi de göç edenler arasındaydı. Bu nedenle eğitimine Kars merkez ortaokulunda devam etti. Kısa yoldan hayata atılmak düşüncesiyle Kars Endüstri Meslek lisesine kaydoldu. Okulda gösterdiği başarı sonucu Erzurum Makine Teknisyen Okulunda burslu okumaya hak kazandı.

Ailesinden ayrılarak Erzurum’a gitti. O yıllarda Erzurum’da bekâr öğrencilere kiralık ev verilmediği için zor koşullarda otellerde kalarak eğitimini sürdürdü. Teknisyen okullarının statüsünün değiştirilmesine karşı bütün ülkede bir boykot yapılması yönündeki çalışmalara aktif olarak katıldı. Boykot kısa sürede kırılınca, polisin ve okul idaresinin sürdürdüğü kovuşturmalar sonucu üç arkadaşıyla birlikte bursu kesilerek bir yıl okuldan uzaklaştırıldı. O yıl İzmit Derince’de bir fabrikada işe girip bir yıl kadar çalıştı. Ertesi yıl yeniden Erzurum’a, okuluna döndü.

Pekçok zorluğa rağmen okulu birincilikle bitirerek Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okuluna doğrudan girmeye hak kazandı. Sonradan anlaşılacağı üzere, ABD’nin ülkemizde bir darbe yapmak için uygulamaya koyduğu plan gereğince başlatılan faşist saldırı ve provokasyonlar sonucu okulunu bitiremedi. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesiyle ‘anayasayı yıkanlar’ tarafından tutuklanıp TCK’nın 146. maddesi gereğince anayasayı “tağyir, tebdil ve ilga” ettiği iddiasıyla idamla yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Şirinyer Askeri, Buca Kapalı, Aydın ve Nazilli E Tipi cezaevlerinde on buçuk yıl tutuldu. 1991 yılı Temmuz ayında yeniden özgürlüğüne kavuştu ...

...

Aydemir Çimen, 40 yıllık arkadaşımdır.

Bu arkadaşlığımız üniversite yıllarında başlar, 12 Eylül döneminde sürer.

12 Eylül dönemi’ne hapishane günleri de dahildir elbet.

Aydemir Çimen ilk romanı “Karların Yüzü Kızardı”yı Ocak 2012’de, “Boş Topraklarda Ölü Ateşler” adlı ikinci romanını da Nisan 2014’te yayınladı. “Umut Deniz Gibiydi”, Çimen’in üçüncü romanı... “Kardeşçe yaşanabilecek güzel bir dünyanın umuduyla yaşamlarını hiçe sayan yiğit devrimcilerin anılarına saygıyla” yazılmış bir roman “Umut Deniz Gibiydi” ...

...

Bu vesileyle, Aydemir Çimen’in ilk iki romanına da kısaca uğramalı:

“Karların Yüzü Kızardı”

“Bir zaman sonra bütün yürüyüşçüler sel suları altında kalmış ekinler gibi yere serildiler. Kocalarının yanında gelen kadınların çoğu, bu saldırılardan kendi paylarına düşen kadarını aldılar. Bir kısmı da kanlar içinde yerde yatan kocalarına sarılarak, gözlerinden bahar yağmurları gibi yaş akıttılar. Burası bir cehennemdi; bu cehennemi yaratanlar bunu gururla seyrediyordu.”

“Umut kısa sürdü. Birden havadaki herşey değişti. Güneşi aniden gizleyen bir kara bulut şehrin tepesine doğru süzüldü, her taraf yeniden kış havasına döndü. Polis marifetini bir an önce ortadan kaldırmak için kaldırımı boşaltmaya çalıştı.”

“Ezilmiş taze karlar boydan boya yürüyüşçülerin kanlarıyla kırmızıya boyanmıştı. Bütün bu vahşetten utanmış gibi, karların yüzü kızarmıştı.”

 

“Boş Topraklarda Ölü Ateşler”

Bolşevik İlyas, sol tarafa doğru hızlı adımlarla yürüyerek biraz genişçe bir boşluktaki bir kül yığınının yanında durdu. Telaşla eğilip yerden kurumuş bir dal parçası alarak külleri karıştırdı. Küllerin altında bembeyaz akkor gibi küçük küçük ateşler görünce gözlerinin içi güldü, yüzüne büyük bir sevinç yayıldı. Başını kaldırıp Kırlı'ya baktı, kekeleyerek;

“Ölü ateşler” dedi.

Kırlı sayıklar gibi;

“Bu topraklar boş! Bu topraklar boş!” diye mırıldandı. Bolşevik İlyas, boş toprak bulmak için hangi sıkıntılara katlandıklarını, devlete nasıl kafa tuttuklarını düşündü. Dudakları gerildi, eline aldığı küçük bir taşı uzağa atarak, “Boş zannedip geldiğimiz topraklar boş değilmiş.”

Uzun süre kendini tutmasına rağmen, sonunda Kırlı'nın karşısında ağlıyordu. Zayıf yüzünün derileri büzülüp titriyor, gözlerinden akan damlalar tütün dumanından sararmış bıyıkları üzerinden kayarak toprağa dökülüyordu. Koluyla gözlerini sildi, dudakları titreyerek; “Kardeşlik, hep kendi kendimize gelin güveyi olduk. Boş toprak diyerek alıp başımızı buralara kadar geldik. Hiçbir zaman sonumuzu düşünmedik. Aldandık Kırlı. Bir kere değil, birkaç kere aldatıldık. Yaşamak bu olmamalı kardeşlik.”

 

Ve “Umut Deniz Gibiydi”

11 Mayıs 2016 Çarşamba günü, “Umut Deniz Gibiydi”nin Konak Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde yapılan tanıtım etkinliğinde buluştuk Aydemir’le. Eşi Sibel ve Oğulları Umut Deniz de oradaydı. O etkinliğin en heyecanlısı ise Babasıydı elbette ...

O gün, sunuşlarını Nadire İzci’nin yaptığı etkinlikte Bahar Almaç, Sevil Özcan ve Aytekin Tolay mini bir konser verdiler. Konak Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü yöneticilerinden Salim Çetin’in de kısacık ama sarsıcı bir konuşmayla omuz verdiği etkinlik daha sonra Birgün Gazetesi Yazarlarından Kemal Ulusaler ile Aydemir Çimen’in söyleşisiyle sürdü.

Aydemir, “O günleri anlatmak çok zor benim için. Yeniden yaşamak gibi. Ama anlatmak zorundaydım. Anlatmak zorundayız. Çünkü benim şu an için en büyük görevim bu” dedi söyleşide.

Konuşmasında daha sonra, “roman yazmaktan vazgeçmeyeceğini, hep roman yazacağını” da söyleyen Çimen, “Babam aramızda. 86 yaşında... En az 86 yıl yaşarsam diyorum, daha yazacak epey zamanım var diye düşünüyorum. Bu bakımdan çok umutluyum. Zaten benim en büyük yazma amacım umudun asla kaybolmamasına destek vermek. Yaşamımın en büyük görevidir bu: Umudu kaybetmemek!” dedi.

 

“Cemal Amca, Veli vuruldu”

Kitaptan yapılan bir alıntının sonrasında Kemal Ulusaler imzasıyla yeralan kısa sunuşu, kitabın arka kapağından alıp aktarıyorum şuracığa:

“Cemal Amca, Veli vuruldu” dedi. Cemal, sigarasından derin bir nefes daha alıp dumanıyla başının üzerinde ince bir bulut meydana getirdikten sonra eliyle “gidin” der gibi bir işaret yaptı. Misafirler kapıdan çıkarken o güne kadar hissetmediği bir acı gelip göğsüne oturdu. Dudakları titredi, yüzünün zayıf etleri oynadı. Zavallı adam iki elini göbeğinin üzerinde birleştirip öne doğru eğildi, zar zor duyulur bir sesle; “Yavrummm!” diye sızlandı. Kulaklarında derin bir uğultu duydu, nemli gözleri karardı, yan tarafına doğru devrildi…”

Bu topraklarda faşizm, resmi ve sivil güçleriyle, daha iyi bir dünya isteyenlerin üzerinde baskı ve zulmü hiç eksik etmedi. Ne kadar kararttı ise dünyalarını onlar o kadar aydınlandı. Anaların, babaların yüreklerini dağladı, birer parçalarını söktü aldı, ama ne evlatları, ne de ailelerini yıldıramadı. Her şeye rağmen direnenler vardı ve hep var olacaklar…

Aydemir Çimen bu üçüncü kitabıyla bu coğrafyanın bir asır boyu ezilen, zulüm gören ve sürülenlerini işlemeye devam ediyor. Anımsatıyor, unutmamamızı sağlıyor.

Kemal Ulusaler (Birgün Gazetesi Yazarı)

 

Kızılay Sıhhiye’ye doğru gidiyordu

Ve kısa bir alıntı:

Günler geçip gidiyor, kış yavaş yavaş yaklaşıyordu. Cihan, artık o kararsız ve umutsuz günlerini geride bırakmış; yurda, okula alışmış, sanki yılların Ankaralısı olmuştu. Günler geçip gittikçe Nuray’a olan ilgisi de durmadan artıyor bütün günlerini neredeyse onu düşünerek geçiriyordu. Her akşam yüreği kabarmış olarak sabırsızlıkla okuldan dönüyor, kantinleri dolanıp Nuray’ı arıyor, göremeyince de, umutları kırılarak odasına çıkıp ranzasına uzanıyor, sonu gelmez hayallere dalıyordu. Bazen ortak tanıdık birine, oda arkadaşı Öztürk’e, okula gidip gitmediğini sorup haber almaya çalışıyordu. Cihan’ın duygularından habersiz olan Öztürk ise; “Görmedim!” deyip geçiştiriyordu.

Okulda aklına geldikçe içi titreyerek derslerini unutup anılara dalıyordu. Bazen de olur olmaz zamanlarda ateşleniyordu.

A Blok’ta çıkan büyük bir kavgadan sonra müdür okulu iki gün tatil edince erkenden yurda döndü. Bildik yerlere umutsuzca göz atıp oyalanmadan odasına çıktı. Yavuz, ranzasına uzanıp bakışlarını tavana dikmiş bir şeyler düşünüyor, Öztürk dolabını yerleştiriyordu.

Cihan, “Hadi oyalanma da aşağı inelim” dedi.

Öztürk, “Kazağımı alıp çıkacağım” dedi.

Yavuz sinirlenerek; “Yine nerede ne işin var?” diye çıkıştı. Cihan şaşkın şaşkın baktı alaylı bir sesle; “Kızılay’da! Haberin yok mu?” diye sordu. Onun cevap vermesini beklemeden; “Okullardaki saldırıları protesto etmek için basın açıklaması yapılacak. Belki…” birde boğazına bir şey düğümlendi yüzü kızardı susup başını eğdi. “Nuray da gelir!” diyemedi.

Yavuz gıcık gıcık gülerek; “Belki ne?”

“Yok bir şey!” Başka birisinin duymasını istemezmiş gibi kısık bir sesle; “Kızılay’da korsan gösteri yapılacak, sen gelmeyecek misin?”

“Hiç düşünmüyorum.” Bir süre bakışlarını odada dolaştırdı kekeleyerek; “Benim işim gücüm var!” dedi.

Öztürk, yumuşak ve alaycı bir sesle; “Tam da Pis Üçlü dedikleri kadar varsın! Neden gelmiyorsun kardeşim yoksa seni ilgilendirmiyor mu?” diye sordu. (Sayfa 100)

 

Son nokta

Ve bu tanıtım çalışmamı, Kemal Ulusaler’in, 11 Mayıs tarihli etkinliğin sonundaki şu sözlerini aktararak noktalamak istiyorum:

“Biz onları yenemedik ama onlar da bizi yenemediler!...”

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X