Bir Varmış Bir Yokmuş / Bir Yokmuş Bir Varmış

Ayşe KULİN / Öyküler / Everest Yayınları / 12. Basım 2012 / 304 Sayfa

Bir Varmış Bir Yokmuş / Bir Yokmuş Bir Varmış
Bu içerik 638 kez okundu.

Ayşegül Şenay KAŞKAR -

Ayşe Kulin, 26 Ağustos 1941’de İstanbul’da doğdu. Kaleme aldığı biyografik eserleri ve romanlarıyla çok okunan yazarlardan biri olmuş ve birçok ödül kazanmıştır. Uslubundaki akıcılık ve yalınlıkla büyük övgü alan yazarın öykü ve kitapları senaryolaştırılıp beyazperdeye aktarıldı.

Kulin, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü, 1984 yılında yayımlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılında Kültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı.

Kulin, 1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'nü kazandı, 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı “Bir Tatlı Huzur” adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı'nı kazandı. 1997'de yayınlanan ve Aylin Devrimel'in hayatını konu alan “Adı: Aylin” adlı kitabı ile İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. Bu kitap yazarın çok geniş kitleler tarafından tanınmasını sağladı. 1998 yılında “Geniş Zamanlar” adlı öykü kitabı, 1999'da Iletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan “Sevdalinka” ve 2000'de yine bir biyografik roman olan ve Füreya Koral'ın hayatını aktardığı “Füreya” yayınlandı.

Ayşe Kulin, 2001 yılında yayımlanan “Köprü” romanıyla Türkiye'nin doğu illerinde yaşanan dramın kökenleri ve cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldı. Bu romanı, 2006 ve 2008 yılları arasında Star TV'de aynı isimle dizi olarak yayınlandı. Yine 2002 yılında yayınlanan “Nefes Nefese” romanı ile İkinci Dünya Savaşı sırasında yüzlerce Yahudi'yi soykırımdan kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte işliyor. Nefes Nefese romanı toplamda 34 ülkede yayınlandı. Ayrıca Ayşe Kulin bu romanıyla İtalya'da verilen Premio Roma Ödülleri'nde finale kalan beş yazardan biri oldu. Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 2007 yılında Star TV'de aynı adla dizi olarak yayınlandı. 2004 yılında yazdığı “Gece Sesleri” romanı, aynı adla televizyona uyarlanarak 2008 ve 2009 yılları arasında Show TV'de yayınlandı. Yine 2009 yılında yazdığı “Türkan” adlı Biyografik romanı, aynı adla televizyona uyarlanarak 2010 ve 2011 yılları arasında Kanal D'de yayınlandı. 2008 yılında yazdığı “Veda” romanı ise, yine aynı adla televizyona uyarlanarak 2012 yılında Kanal D'de yayınlandı.

 

“Türkçe öyle muhteşem bir dil ki  ...”

Yazar Ayşe Kulin, öykü ve romanlarını yazarken dille pek oynamayı sevmediğini belirtiyor ve yazım tekniği hakkında şunları söylüyor; “Ben romanlarımda dille oynamıyorum. Dili zorlamıyorum. Benim için konu ve içerik dilden önce geliyor. Dilimi düzgün ve sade seviyorum. Okuryazarı az, kitap okuyanı daha da az olan bir ülkede laf cambazlığı yaparak okuru kitaptan soğutmak istemiyorum. Ama bunu tercih eden bazı yazarlara hayranlığım sonsuz. Murathan Mungan, Elif Şafak dille oynayan, sözcükleri zorlayan ve beni yazılarıyla sonsuz mutlu eden iki yazar, örneğin. Benim tarzım şimdilik bu değil. Ben seçtiğim konuyu en akıcı biçimde, düzgün ve duru bir dille anlatmak derdine düşmüşüm, dilde yeni arayışlara kanat çırpmak istemiyorum. Okurumla paylaşmak istediğim birkaç konum daha var ki onları da klasik roman formatında yazacağım, en iyi anlatımın klasik roman formatı olduğuna ve eğer ileri çağlara roman kalacak ise, ancak klasik romanın kalacağına inandığım için. Tüm söylemek istediklerimi, anlaşılabilir ve düzgün tümcelerle söyledikten sonra, ilerde bir gün dil ile de oynayabilirim. Ama daha değil. Türkçe öyle muhteşem bir dil ki, en yalın halinde dahi birçok sözcük üç beş anlam birden yüklenebilerek, fersah fersah derine iniyor. Hüzün, hicran, keyif, hasret, gönül, mahzun gibi kelimeler, içlenmek, yüreği titremek, gözünde tütmek gibi eylemler Türkçeden başka hangi dilde var? İnanılmaz şiirsel bir anadilim olduğu için, bir yazar olarak kendimi çok şanslı buluyorum.”

 

Eserleri

Güneşe Dön Yüzünü (öykü) 1984, Bir Tatlı Huzur (biyografi) 1996, Adı: Aylin (biyografik roman) 1997, Geniş Zamanlar (öykü) 1998, Foto Sabah Resimleri (öykü) 1998, Sevdalinka (roman) 1999, Füreya (biyografik roman) 2000, Köprü (roman) 2001, Nefes Nefese (roman) 2002, İçimde Kızıl Bir Gül Gibi (deneme) 2002, Babama (otobiyografi) 2002, Kardelenler (araştırma) 2004, Gece Sesleri (roman) 2004, Bir Gün (roman) 2005, Bir Varmış Bir Yokmuş / Bir Yokmuş Bir Varmış (öykü) 2007, Veda (roman) 2008, Sit Nene’nin Masalları (çocuk kitabı) 2008, Umut (roman) 2008, Taş Duvar Açık Pencere (derleme) 2009, Türkan (biyografik roman) 2009, Hayat - Dürbünümde Kırk Sene (1941-1964) (biyografik roman) 2011, Hüzün - Dürbünümde Kırk Sene (1964-1983) (biyografik roman) 2011, Gizli Anların Yolcusu (roman) 2011, Bora'nın Kitabı (roman) 2012, Dönüş (roman) 2013, Hayal (biyografik roman) 2014, Handan (roman) 2014, Tutsak Güneş (roman) 2015

 

“Hayal ve gerçek hep sarmaş dolaştı yaşamımızda”

Ayşe Kulin kitabın girişinde şöyle diyor; “Ben, roman ve öykülerim yayınevlerinde basılmaya başlamadan önce, uzun yıllar gazete ve dergilerde yazılar yazmıştım. Gün geldi, sevgili arkadaşım rahmetli Ercan Arıklı’nın önerisiyle, onun aylık dergilerinde “Gerçek ve ilginç Yaşam Öyküleri” yazmaya başladım. Dinlediğim öykülerin bazıları öyle inanılmazdı ki, bu yaşamlar gerçek mi yoksa hayal ürünü mü diye şüpheye düşerdim. Dört yıla yayılan çalışmalarım süresince, gerçek ile hayalin, yaşananla kurgulananın arasında, çoğu kez kıl inceliğinde bir çizginin bile olmadığını gördüm. Hayal ve gerçek hep sarmaş dolaştı yaşamımızda, iç içeydi. Zaman zaman hayallerimizi zorluyor, onları gerçek eyliyorduk, bazen de bir karabasan, rüyalardan kaçarak, yaşamın kâbusuna dönüşüyordu.

Kitabımın bir yüzünde, 1991-95 yılları arasında yazmış olduğum gerçek yaşamöykülerinden birkaçına ve 2005 Nisan’ında tüm gazetelerde çıkan bir habere yer verdim. Ayrıca bu bölüme, kadın ve yazar olmanın yüklediği sorumlulukla, toplumumuzun kanayan bir yarasını unutturmamak adına gazeteci/yazar Mehmet Faraç’ın ‘Töre Kıskacında Kadın’ adını taşıyan ve yüzümüze tokat gibi çarpan kitabından gerçek bir öyküyü de kattım.

Kitabın diğer yüzünde ise gerçek öykülere bazı küçük göndermelerle yazılmış kurgu öykülerim var.

Bu öyküleri okuyunca bakalım sizler de hayal ve hakikat hakkında benim gibi mi düşüneceksiniz?”

 

İki kapaklı!

Bir Varmış Bir Yokmuş'un iki kapağı (bu anlamda da ‘iki yüzü’) var. Bir yüzünde (Bir Varmış Bir Yokmuş) gerçek yaşamdan alınmış öyküler, diğer yüzünde ise (Bir Yokmuş Bir Varmış) kurgulanmış öyküler var… Ancak Ayşe Kulin'in kitabın önsözünde belirttiği gibi hayal ile hakikat, kurgu ile gerçek kimileyin öylesine iç içe geçiyor ki ... Bu iç içe geçişi en iyi dile getirecek biçim olarak bu kitap önlü arkalı, evire çevire okunacak bir kitap olarak tasarlanmış. Bir yanda gerçek öyküler bir yanda kurgular var ama hangisinin gerçek, hangisinin hayal ürünü olduğunu karıştırmak mümkün. Belki hayatın gerçeği de tam bunu anlatmak istiyor bize. Günümüzde halâ sarhoş erkeklerin eşlerini dövmesi, töreler, kadına hakettiği saygının gösterilmemesi, kitapta gerçekle hayalin karışmasına sebep olmuştur. Belli başlıklar altında da hikayeleri anlatmaktadır.

 

Hayal

Güllü kocasının evde olmadığı zamanlara televizyonun başında şarkıcıları seyrederken hayal alemine dalmaktadır. Kocası eve gelince azap saatleri başlar. Sarhoş koca ve dayak rutin olarak devam eder. Bu ara doktor bayanın yanında işe başlar temizlikçi olarak, ama dayak bezdirir, kaçmaya karar verir, kader onu bir sirk’e sürükler.

 

Soytarı

Halil, dedesinin ona küçükken soytarı demesini; sevimli ve ağzının iyi laf yapmasından dolayı ayrıcalıklı bir torun olmasına bağlardı. Büyüyüp hayatını kendi tabiri ile “yırtması” için büyük şehre gitmelidir. İstanbul'a gelir, üniversiteye devam ederken de Sultanahmet'te orta yaşlı turist kadınların peşine düşer ama turist mevsiminden sonra yine açtır koca İstanbul'da, okul da iyi gitmemektedir. Bir gün büyük bir otelin lobisinde mirasyedi bir gençle tanışır ve başlar lüks hayat. Ver elini Avrupa; ama hazıra dağ dayanmaz, paralar suyunu çekince, arkadaşı ve kendisi en lüksten dibe vurur.

 

Kurban

Temel, abla bildiği hala kızı Seher’in iki ay sonra evlenip başka diyara gidecek olmasına çok üzülmektedir, aralarında çok özel sevgi bağları vardır. Bir türlü evlenmesini kabullenemez. Yabancı diyara hiç bilmediği yerlere gidecek olmasını kabullenemez.

Seher evlenir, zaman su gibi akar, iki kere de düşük yapar, Temel ise yangın yerinde her sene kurulan sirki dört gözle bekler. Bir gün acı bir haber gelir, Seher ölmüştür, traktörün altında kalmıştır ama kaza değil, çocuk yapamadığı için daha önce üstüne kuma getirmek isteyen kocası ve aile meclisi, kaçtığı için onu törelere kurban etmiştir. Temel yıkılır.. Daha sonra Temel ”Olacağım” dedi. ”Polis olacağım ve büyüyünce karılarını döven heriflerin çanına ot tıkayacağım.”

 

Sirk

Bir gece rıhtımda bir adam bulurlar, sırılsıklam, belli ki denizden çıkmış. İlginç tarafı hiç konuşmaması, hiç bir dili anlamaması ve nerden geldiği, kim olduğunu anlatamaması ilginç kılıyordu bu sıska adamı. Daha sonra sadece piyano resmi çizmesi ve iyi bir piyanist olmasından başka hiç bir bilgiye ulaşamamışlardı. Adını Yunus Ufo koyarlar. Temel polis olmuş, Güllü ise bu sirkte Rosa adıyla çalışmakta, hayatından memnun, namusuyla yaşamaktadır. Temel'le aralarında yakınlaşma olmaya başlayınca, Temel Güllü’ye kemençe öğretmeye başlar, gerçeği daha sonra Güllü’den öğrenince onunla evlenmek için eski kocasını araştırır. Hapiste olduğunu öğrenir, Güllü’yle evlenmeye, onunla yuva kurmaya karar verirler ve o anda piyanist Yunus Ufo ortadan kaybolur, kimse izini bulamaz.

 

Adaya mektuplar

Bu bölümde ise Yunus Ufo’nun uzaydan gelen biri olduğunu, yanlışlıkla Karadeniz kıyılarına geldiğini, bunun yanlış kodlamadan olduğunu bu sebeple geldiği yerin dilini en az altı ayda öğreneceği için anlaşmak için müzük dilini, piyanoyu seçtiğini sevgilisine yazdığı mektuplardan anlıyoruz. Yunus Ufo (Yunsof Agguelos) anlatmaktadır.

 

Ve kitabın diğer yüzünde ...

Kitabın diğer yüzünde ise ‘gerçek hikayeler’ anlatılmakta. Bu bölümde, Annabella’nın öyküsü, Cömert’in öyküsü, Gülcan’ın öyküsü, Aylin'in öyküsü, Piyanist, Ölümün şerefine sıkılan kurşun (Töre) yeralıyor.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X