Bir Tutam Gündüz Bir Tutam Gece

Kristin HANNAH / Roman / Pegasus Yayınları / Baskı: 2014 / 480 sayfa Ayşegül Şenay KAŞKAR –

Bir Tutam Gündüz Bir Tutam Gece
Bu içerik 797 kez okundu.

Kristin Hannah, 1960 yılının Eylül ayında Güney Kaliforniya’da doğdu. Sahil kenarında kumdan kaleler ve sörf yaparak büyüdüğünü söyleyen Hannah sekiz yaşında iken, ailesi ile birlikte Batı Washington’a taşınır. Burada bir süre bir reklam ajansında çalıştıktan sonra hukuk fakültesine gitmeye karar verir. Annesi, Kristin’in hukuk fakültesine yazar olmak için gittiğini dile getirir. Kristin Hannah hukuk fakültesinde 3. ve son senesindeyken annesi kansere yakalanır. Annesi hastanede hayatının en ağır savaşını verirken, halâ kızının bir yazar olacağına inanmaktadır. Bu inançla birlikte Kristin Hannah hayatının en klişelerle dolu romantik yazılarını yazar. Ardından annesi de vefat eder. Annesinin ölümünün ardından yazdığı tüm yazıları bir kutuya koyarak yazarlık fikrini bir kenara bırakan Kristin Hannah evlenir. Artık evli bir kadın olan Hannah avukatlık işini de devam ettirmektedir. Ancak hamile olduğunu öğrendiğinde ve beş ay yatak istirahati yapmak zorunda kaldığında, Kristin Hannah evde okunmadık kitap bırakmaz. Ardından eşinin de desteği ile kutulara kaldırılan eski notlar tekrar ortaya çıkarılır.

Kristin Hannah, oğlunu doğurduğu zaman elinde bir kitap taslağı da hazırda bulunuyordu.

Amerikalı yazar Kristin Hannah, yazarlık kariyerine 1990’lı yıllarda başlamış fakat Türk yazarlar ile buluşması oldukça uzun zaman almıştır. Eğitimini hukuk üzerine yapan, fakat mezun olduktan sonra yazarlık kariyerine başlayan Kristin Hannah edebiyat dünyasına birçok eser kazandırmış ve birçok da ödülün sahibi olmuştur.

Türkiye’de özellikle Ateşböceği Yolu romanı ile tanınan ve hayran kitlesi kazanan yazar, Kış Bahçesi, Gece Yolu ve son olarak Mucizeler Yağarken romanları ile başarısını devam ettirmektedir.

 

Kristin Hannah Romanları

Gerçek Renkler, Bir Tutam Gündüz Bir Tutam Gece, Kız Kardeşler Arasında, Sevgi Uğruna Yaptıklarımız, Uzak Kıyılar, Yıldız Masalı, Gece Yolu, Yaz Rüzgarı, Ateşböceği Yolu, İlkbahar Rüyası, Kış Bahçesi, Gümüş Gözyaşları, Ateşböceğinin Gözyaşları, Evden Çok Uzakta, Mucizeler Yağarken - 2015, Ay Bahçesi - 2015

 

Bir Tutam Gündüz Bir Tutam Gece

Zamanla ayrı düşmüş, birbirlerinden uzaklaşmış iki kız kardeşin öyküsü… Biri doğup büyüdüğü kasabada kalmış ve oranın polis şefi olmuş, Ellie. Diğeri kendini hiçbir zaman doğduğu kasabaya ait hissetmemiş ve ilk fırsatta oradan uzaklaşmış uzman bir çocuk psikiyatrı, Julia. Ancak tedavi ettiği bir çocuk yüzünden, yıllarca uğraşarak edindiği mükemmel kariyeri lekelenmiştir. Küçük kardeş Julia, gözden düşmüş kariyeri ve yapayalnız geçen hayatıyla ne yapacağını düşünürken ablasının ricası üzerine doğduğu kasabaya geri döner. Ablasının bulduğu kayıp bir çocuk sayesinde yeniden hayatını, kariyerini, ablasıyla ilişkisini ve kırılmış kalbini onarma fırsatı bulacaktır. Ablası ise kişiliğinin yıllarca farkına varmadığı noktalarını keşfetmeyi öğrenecetir.

Yağmurlu bir günde, dehşet içindeki bir kız çocuğu kollarının arasında küçük bir kurt yavrusu ile kasaba meydanındaki bir ağacın dalları arasına sığınmış halde bulunur.

Bu küçük kız, hem parçalanmış ailenin hayatını değiştirecek hem de kendi hayatını zor da olsa kendisi seçecektir.

Ellie gerçek aşkı tatmamış küçük kasabada bir polistir. Ailesinden kalma evlerinde tek başına bir hayat sürer. Çok güzel bir kadındır ama boşanma ile sonuçlanan iki evlilik geçmiştir başından. Kardeşi Julia ise başarılı bir şekilde bahsedilen sonra her seferinde kendisinin sorumlu tutulduğu bir skandal yaşar ve zor günler geçirir. Yaşadığı şehirde artık güvenilir bir psikiyatr değildir. Küçük kızın, yani Alice’in bulunduğu gün iki kardeşin hayatları tekrar kesişir. İşleri hiç de sanıldığı kadar kolay değildir. Alice, tahmin edildiği üzere uzun bir zamandır ormanda bir kurt ile yaşamaktadır. Konuşmayı bilmeyen, sürekli uluyan kız, akıl almaz işkencelere maruz kalmıştır. Doktor Max’in tahminine göre altı yaşındadır.

Basına Alice’in fotoğrafları dağıtılır ama ailesi ortaya çıkmaz. Ellie ve Julia küçük Alice‘in bakımını üstlenirler. Ellie polis olduğu için Alice‘in ailesini bulmaya çalışırken Julia de Alice’i konuşturmaya çalışır. Alice ve Julia için zorlu bir süreç yaşanır. Ama zamanla Julia’nın sabırlı ve sevgi dolu yaklaşımları sonucu birbirlerini çok sevip bağlanırlar. Önceleri ‘kurt kız’ diye anılan Alice, büyük gelişme göstererek biraz içine kapanık olsa da hayata alışmaya başlamış, konuşmaya, öğrenmeye can atar olmuştur. Julia ona her gün kitap okumaktadır ve bu Alice’in çok hoşuna gider olmuştur. Zamanla bir iki kelimelik cümleler ile ilişki kurmaya başlar Ellie ve Julia ile. Ama sadece evin bahçesine çıkmakta, yabancılar ile karşılaştığında saklanmakta ve hırlamaktadır.

Alice ve Julia o kadar alışıp bağlanırlar ki birbirlerine, artık Alice‘i evlatlık almaya karar verir Julia. Ailesinin bulunmayacağına inandıkları ve evlat edinmek istedikleri için artık bulunmasın diye dua etmeye başladıkları bir zamanda Alice’in babası ortaya çıkar.

Alice’in babası George’un ortaya çıkmasına üzülseler mi sevinseler mi bilemezler. George, karısı ve 2,5 yaşındaki kızı Brittany’i öldürmekten yargılanmış delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır. Bütün basın ve haberi duyanlar adeta George’un karısını ve küçük kızını öldürdüğüne yemin ederler, çünkü ikisi de başka insanlar ile ilişkiye girerek çeşitli defalar birbirlerini aldatmışlar ve George karısına sık sık şiddet uygulamıştır.

Julia ve Ellie zor bir karar alarak Alice’in ormanda tutsak tutulduğu mağarayı bulmaya karar verirler, böylece esrarengiz olayı ve kahramanları netleştirmek isterler. Alice ona işkence yapan, prangaya vuran o iri adamla tekrar karşılaşmaktan çok korkmasına rağmen Julia’yi çok sevdiği için mağarayı bulmayı kabul eder. Alice bulunduğunda yanında olan yavru kurt hayvan barınağından alınır ve ormanın ürkütücü karanlığına doğru zorlu bir yolculuk başlar. İki günlük yürüyüşten sonra mağaraya ulaşılır. Orada iki kazık ve kanlı bazı eşyalar bulunur. Alice Julia’i  yığılı taşların bulunduğu küçük bir tepeye götürür ve taşları gösterip “anne” der. Alice’in unuttuğunu sandığı bir kelime bu. Bir zamanlar, çok çok eskiden annesi Alice’i tıpkı Julia’nın onu öptüğü gibi öper, çiçek kokan yatağına yatırırdı.

Mağaradaki eşyaların arasında bulunan Batman beyzbol şapkası ve sarı yağmurluk George’un suçsuzluğunun kanıtıdır. Olay günü bir tanık bu giysiler ile bir adamın evden çıktığını söylemiş ama bu adam bir türlü bulunamamıştır. Bulunan eşyaların kriminal laboratuarının analizleri sayesinde kadının ve onları oraya götüren ve eziyet eden adamın kimlikleri doğrulanmıştır. Adamın adı Terrance Spec’tir ve yıllardır birçok defa suç işlemiştir. İki defa tecavüzden yargılanmıştır. Birkaç yıl önce, fahişelerin ortadan kaybolmasıyla ilgili şüpheleri de üzerine çekmişti ama somut bir kanıt bulunamamıştır. Eylül ayında ölmüştür. 101 Otobanında bir araç ona çarpıp kaçmıştır. Alice de uzun bir süre adam mağaraya gelmeyince aç kalmış, çok korkmasına rağmen açlığa dayanamayıp kurt yavrusu ile kaçmış ve kasabaya gelmiş, ağaç dalları arasında saklanırken kasabalılar tarafından bulunmuştu.

Alice’e artık babası bakmak, büyütmek ister. Julia ve Ellie çok büyük bir yıkım yaşarlar ve en büyük yıkımı tabii ki Alice yaşar. Babasını hatırlamamakta ve yabancılara karşı oldukça sert davranmaktadır. Özellikle Julia’sız bir hayatı düşünmek dahi istemez ama George’nin yanında getirdiği ve bundan sonra Alice ile ilgilenecek olan Doktor Correll yanında getirdiği uyuşturucu ile Alice’i uyutur, arabaya bindirip hızla evden uzaklaşırlar.

Alice evden ayrıldığında çok büyük bir üzüntü yaşanırken kapı çalar. Julia kapıyı açar; Alice inanılmaz derecede küçülmüş ve korkmuş bir halde tam karşısında duruyordu. Ellerini kafası karışıkken yaptığı gibi bükmüştü ve ayakkabılarını da ters giymişti. Çıkardığı ses boğuk ve anlaşılmaz bir ulumaydı. Yanağı kanamış tırnak izleriyle doluydu.

George da Alice’in arkasında duruyordu. “Kötü bir kız olduğu için onu bıraktığımı sanıyor. Olympia’da ona yemek yedirmek istedim. Çılgına döndü. Uludu. Homurdandı. Yüzünü tırmaladı. Doktor Correll onu sakinleştirmek için bir şey yapamadı. Hapishanede geçen yıllar boyunca… halâ hayatta olduğunun hayalini kurdum… Onu bulduğumu  hayal ettim… kollarıma koşup beni öptüğünü ve ne kadar özlediğini söylediğini düşündüm. Ama asla beni unutacağını aklıma getirmedim. O artık benim küçük kızım değil. Sanırım hiçbir zaman olmadığını söylerken haklıydın. Bebekken hiç evde olmadım… O artık Brittany değil, o artık Alice…”

Büyük şaşkınlık yaşayan Julia, Alice’e artık tamamen kavuşmuştur. Artık Alice Julia’nın yanında güvende ve mutlu bir yaşam sürecektir.

Ellie ve Julia aynı zamanda hayatlarının aşklarını bulup evlenirler. Aynı kasabada birlikte yaşamaya devam ederler...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X