Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var

Ayşegül ve Kemal KAŞKAR -

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var
Bu içerik 623 kez okundu.

Ataol BEHRAMOĞLU / Toplu Şiirler-II / Adam Yayınları / 1. Basım: 1991 /192 sayfa

13 Nisan 1942’de, Azerbaycan kökenli bir ailenin çocuğu olarak babasının yedek subaylığı sırasında Çatalca’da doğdu. Ailesinin soyadı “Gürus” idi. İlk şiirlerinde de takma adı olan Ataol Gürus'u kullanmıştır. Aile, soyadını daha sonra Behramoğlu olarak değiştirmiştir. Babası Yüksek Ziraat Mühendisi Haydar Behramoğlu, Annesi İsmet Hanım’dır. “Nihat Behram” olarak tanınan gazeteci ve şair Mustafa Nihat Behramoğlu’nun ve Avukat Namık Kemal Behramoğlu’nun ağabeyidir.

Çocukluk ve ilk gençlik yılları, babasının görevi nedeniyle Türkiye’nin çeşitli yörelerinde geçti. İlkokul üçüncü sınıfa kadar Kars’ta öğrenim gördü. İlk, orta ve lise öğrenimini Çankırı’da tamamladı. 1966’da Ankara Üniversitesi DTCF Rus Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. 1969’da yayınlanan “Bir Gün Mutlaka” adlı şiir kitabı ile kuşağının öncü bir şairi olarak kabul edildi. 1970-74 yıllarında yaşamını Paris, Londra ve Moskova’da sürdürerek dil ve edebiyat konularında çalıştı. Moskova Devlet Üniversitesi’nde Rus edebiyatı üzerine lisansüstü bir çalışma yaptı. Yurt dışında bulunduğu sırada İstanbul’da “Yolculuk, Özlem, Cesaret ve Kavga Şiirleri” adlı şiir kitabı yayınlandı. Ülkeye dönüşünde kardeşi Nihat Behram’la edebiyatta yeni toplumcu-gerçekçi anlayışı yansıtan “Militan” dergisini çıkardı. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda Dramaturg olarak görev yaptı. 1960’lı ve 70’li yıllarda başladığı çeviri çalışmalarını sürdürerek Rus edebiyatından Lermontov, Puşkin, Gorki, Çehov gibi şair ve yazarların yapıtlarını dilimize çevirdi. 70’li yıllarda yayınlanan “Ne Yağmur… Ne Şiirler”, “Kuşatmada”, “Dörtlükler”, “Mustafa Suphi Destanı” gibi şiir kitaplarıyla çağdaş Türk şiirinin önemli temsilcileri arasında yer alan Behramoğlu, 1982 yılında askeri cunta yönetimince Türkiye Barış Derneği’ne karşı açılan dava nedeniyle tutuklanarak on ay cezaevinde kaldı. Cezaevinde bulunduğu sırada kendisine Asya-Afrika Yazarlar Birliği’nin Uluslararası Lotus Edebiyat Büyük Ödülü verildi. 1985-86 yıllarında Paris-Sorbonne Üniversitesi’nde Rus edebiyatı ve karşılaştırmalı edebiyat konularında lisansüstü bir çalışma yaparak D.E.A. derecesi alan Ataol Behramoğlu, Paris’te “Anka” adlı Türkçe-Fransızca edebiyat dergisini kurup yönetti. 1989’a kadar sürecek bu ikinci yurtdışı döneminde, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkedeki toplantılarda şiirlerini okudu,  konferanslar verdi. Ülkeye dönüşünde iki dönem Türkiye Yazarlar Sendikası genel başkanlığı görevini üstlendi. Şiir üzerine yazı ve denemelerini  “Yaşayan Bir Şiir” ve“Şiirin Dili-Ana Dil” adlı kitaplarında topladı. “Lozan” adlı belgesel-müzikli oyunu 1993’te Devlet Tiyatrosu’nca sahnelendi.

Çocuk edebiyatı, gezi, anı, deneme türlerinde çok sayıda yapıtı yayınlandı. 1992’de İstanbul Üniversitesi’nde başladığı Rus Dili ve Edebiyatı öğretim üyeliğini 2003’te aynı üniversitede doçent, 2009’da Beykent Üniversitesinde profesör olarak sürdürdü. Şimdi İstanbul-Aydın Üniversitesi öğretim kadrosundadır. 2007’de, Rusya Federasyonu’nun uluslararası Puşkin Madalyası’yla ödüllendirilen ilk Türk şairi oldu. “Rus Edebiyatı Yazıları”, “Rus Edebiyatında Puşkin Gerçekçiliği”, “Rus Edebiyatının Öğrettiği” adlı kitaplarının yanı sıra, 1995’ten günümüze “Cumhuriyet” gazetesindeki köşesinde yayınlanmakta olan makalelerini çok sayıda kitapta topladı. Yunanca, Macarca, Sırpça, Bulgarca, Azeri Türkçesi ve İngilizce’de kitap olarak yayınlanan şiirleri dünyanın belli başlı bütün dillerine çevrilerek dergi ve seçkilerde yer aldı. 1990’lı yıllardan günümüze tüm ülkeyi şiirlerini okuyarak ve konferanslar vererek dolaşmakta olan Behramoğlu, ünlü müzisyenlerin beste ve yorumlarıyla da milyonlara ulaşan dizeleri, öncü şair ve aydın kimliğiyle çağdaş edebiyatımızın en çok sevilen, ilgi ve beğeniyle izlenen şair ve yazarları arasında yer aldı.

 

ESERLERİ

ŞİİR- Bir Ermeni General (1965), Bir Gün Mutlaka (1970), Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974), Ne Yağmur… Ne Şiirler… (1976), Kuşatmada (1978), Mustafa Suphi Destanı (1979), Dörtlükler (1983), İyi Bir Yurttaş Aranıyor (1983) (Ankara Sanat Tiyatrosu tarafından oyunlaştırılmıştır), Türkiye Üzgün Yurdum, Güzel Yurdum (1985), Kızıma Mektuplar (1985), Şiirler 1959-1982 (1983), Eski Nisan (1987), Bebeklerin Ulusu Yok (1988), Bir Gün Mutlaka-Toplu Şiirler I (1991), Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var-Toplu Şiirler II (1991), Kızıma Mektuplar- Toplu Şiirler III (1992), Sevgilimsin (1993), Aşk İki Kişiliktir (1999), Yeni Aşka Gazel (2002), İki Ağıt (2007), Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar (2008), Okyanusla İlk Karşılaşma (2008), Hayata Uzun Veda (2008).

Deneme-İnceleme, Anı, Gezi, Oyun, Mektup, Antoloji dalında yazdığı kitaplarının yanı sıra Behramoğlu çocuklar için de şu kitapları yazmıştır; Yiğitler Yiğidi ve Uçan At Masalı (şiir-masal), Dünya Halk Masalları (çeviri-uyarlama), Düşler Kuruyorum, M. Zoşçenko-Lastik Papuçlar (çeviri)

Bu kitapların yanı sıra birçok Çeviri kitabı da bulunan Behramoğlu’nun şiirlerinin çevrildiği Dünya Dilleri ise şöyle; Macarca, Yunanca, Bulgarca, Sırpça, İngilizce, Azeri Türkçesi, İtalyanca, Flamence, Almanca, Fransızca, Rusça, İspanyolca, Japonca, Çince, Arnavutça, Makedonca, Hırvatça, Slovence, Hinduca, Arapça, Farsça, Letonca, Hibruca, Kürtçe.

 

Arka Kapak’tan …

Behramoğlu, kitabının arka kapağına şu notu düşmüş:

"Türkiye gibi büyük, köklü bir geleneği olan bir ülkede, şiir kitaplarının az trajlarda basılıp satılması, şairler için övünç nedeni olmamalıdır. Şiir okurunun şiirde, felsefi anlamda bir bilgiden, ses ve söz oyunlarından çok daha fazla, yalın, içten sözlere gereksinimi olduğunu kavramalıyız. Burada şairin insan olarak kişiliği de önem taşıyor. Bir insan ve yurttaş olarak, çağın, toplumun bütün duygularını derinliğine tanımak ve yaşamak. Her anlamda yaşanan dönemin bir parçası olabilmek. Ancak böylece onun tanığı ve sözcüsü olunabilir diye düşünüyorum."

 

Ve kitaptan iki şiir …

YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEY VAR

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

 

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya

 

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

 

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

 

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiçbir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

 

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

 

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

(1977)

 

CAN AĞBİ’NİN KULAĞINI ÇINLATARAK

“Yarınki mahkemecileri ve hastanecileri” hoparlörde okuyan gardiyan

Mahkemecilere “Hayırlı uğurlu tahliyeler”

Hastanecilere “Acil şifalar” diliyor…

Ve iyice bastırarak “Allah”ın “ah”ına

“Allah kurtarsın” diye son veriyor sözlerine…

Sanki Bayrampaşa Cezaevinde değil de

Bir Gazanfer Bilge yolcu otobüsündeyim

Sırtüstü uzanmışım da yatağıma

Yolculuk etmedeyim…

Bütün bunlar iyi güzel de

Dokuzuncu ayında tutukluluğun

Hâlâ belli değil yolculuk nereye …

(Kasım 1982 Bayrampaşa Cezaevi)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X