‘HAYIR’ için etkili bir savunma!

ÖNDER Haber / Oktay ÇAYIRLI -

‘HAYIR’ için etkili bir savunma!
Bu içerik 323 kez okundu.

21 ve 23. Dönem MHP Muğla Milletvekili Prof. Dr. Metin Ergun, 10 Nisan Pazartesi günü Radyo Gözlem’de saat 12.30’da yayınlanan Ana Haber Bülteni programına konuk oldu.

Programda, 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak referandumda, halkın neden Hayır demesi gerektiğini anlatan Ergun; “Türk Milliyetçisi olarak inancımız şudur: Demokratik Devlet gelenekle birleştirilmiş modern devlet anlayışında adaletin üzerinde yükseldiği koşullardan biri, siyasal iktidarın hukuk ile sınırlandırılması ve denetlenmesidir. Anayasal devlet, hukuksal ve siyasal mekanizmalarla sınırlanan devlettir. Bu anayasada, yani 16 Nisan’da oylayacağımız anayasa metninde bu sınırlandırma ve denetlenme ortadan kaldırılıyor. Yani anayasal devletin anayasa oylamasıyla anayasal devletin modern devletin sonu geliyor adeta. Öncelikle bunun için karşıyız” dedi.

 

İki seçim bir arada

olunca …

“Bir yapıda kilit taşı dediğimiz yapı vardır. Bu referandumda da kilit taşı TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri, 5 yılda bir aynı gün yapılacak olması” diyen MHP Muğla eski Milletvekili Prof. Dr. Metin Ergun,

“Bu tasarıyı hazırlayanlar şöyle bir kurnazlık yapmışlar. Bizim insanımızın, Türk insanının oy verme davranışını incelemişler. 1946 yılı seçimlerinden bugüne kadar bizim milletimizin oy verme davranışı şu şekilde. Bir yerde başkanlıkta birine oy veriyor ise hiç tereddüt etmeden, hiç incelemeden, araştırmadan o şahsın siyasi partisini iktidarda çoğunluğa getiriyor. Bunu en güzel şekilde yerel seçimlerde görüyoruz. Bir yerde A partisinin belediye başkanını seçmiş ise belediye meclis üyelerinin kim olduğuna bakmaksızın o partiyi de belediyede çoğunluğa getiriyor. İki seçim birlikte yapılınca Cumhurbaşkanı adayı aynı zamanda milletvekili listesini yapan şahıs ve Cumhurbaşkanı adayı. Millet birini Cumhurbaşkanı seçtiği takdirde onun milletvekili listesini de Mecliste çoğunluğa getiriyor. Dolayısı ile bir seçimle 2 güç, 2 erk doğrudan doğruya bir kişinin kontrolüne geçiyor. Meclis çoğunluğu ve yürütme. İnsanlarımıza deniyor ki Millet kendi hükümetini kendisi seçecek. Hayır bu doğru değil. Millet kendi hükümetini kendisi seçmeyecek. Millet parlamentoyu seçecek. O parlamenterler bakan olmayacak, başkan yardımcısı olmayacak. Olursa milletvekilliği düşüyor zaten. Cumhurbaşkanı seçilen şahıs bakanlar kurulu üyelerini ve cumhurbaşkanı yardımcılarını seçecek. Vatandaşlarımız şöyle hesaplayıp düşünsünler. Bu referandum maddelerini biz 2011 yılında geçirmiş olsaydık. O günkü ilişkiler yumağını düşünürsek, o günkü yakınlığı, dostluğu düşünürsek şuan kara paradan hapiste olan Rıza Zarrap maliye bakanı olabilirdi.

Şuan kaçak durumda olan ama zamanında altına zırhlı Mercedes çekilen Zekeriya Öz adalet bakanı olabilirdi veya Adil Öksüz milli savunma bakanı olabilirdi. İki seçimin birlikte olması hem yasamayı hem yürütmeyi tek kişinin eline veriyor” dedi.

 

Hakim ve Savcılar Kurulu

Açıklamalarını, devlet olmanın 3 önemli erki vardır diye sürdüren Ergun; daha sonra ‘HAYIR’ tercihinin gerekçelerine ilişkin şunları söyledi:

1/ Yasama. Yasama bir kişinin eline geçiyor. 2/ Yürütme. O da bir kişinin eline geçiyor. 3/ Yargı. Yargı ile bu 16 Nisan’da oylayacağımız pakette iki temel düzenleme var. Bunlardan biri HSYK ki hemen yürürlüğe giriyor. HSYK yeni sistemde ‘HSK’ Hakim ve Savcılar Kurulu oluyor. Yeni sistemde HSK’nın 13 üyesi var. Bu 13 üyesinden birisi Adalet Bakanı. Kim seçiyor? Cumhurbaşkanı seçilen kişi. Bir diğeri Adalet Bakanı Müsteşarı. Kim seçiyor? Cumhurbaşkanı seçilen kişi. 4 tane de üye seçme hakkı veriyoruz, etti 6. 13’ün 6’sını doğrudan Cumhurbaşkanı seçilen kişi seçiyor. 7 tanesini ise Meclis çoğunluğu seçiyor. Meclis çoğunluğu kimin elinde? İki seçim birlikte yapıldı. Meclis çoğunluğu da Cumhurbaşkanının elinde. Dolayısıyla 13’de 13! 6’sını doğrudan 7’sini de dolaylı seçmiş oluyor. Bütün adalet sistemi, bütün yargı sistemi tek kişinin kontrolüne geçecek. Hele bir de sicil sistemi değişiyor ki, Adalet Bakanı tek yetkili hale geliyor. Bu saatten sonra vatandaşlarımız Hz. Ömer adaletini bulamayacaklar. Bundan sonra parti adaleti olacak. Böyle bir ülkeye de yatırım gelmez. Yabancı sermaye gelmez. Çünkü hukukun üstünlüğünün olmadığı, anayasa düzenlemelerinin dünya standartlarına uygun olmadığı bir yere yabancı sermaye gelmez. İnsanımız gittikçe fakirleşir. Aynı zamanda çaresizleşir.

 

Anayasa Mahkemesi

Bir diğer düzenleme yargıyla ilgili, Anayasa Mahkemesi. Anayasa mahkemesinin 15 üyesi olacak yeni sistemde. O 15 üyenin 12 tanesini doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı atayacak, 3 tanesini ise meclis çoğunluğu seçecek. Meclis çoğunluğu kimin elinde? Yine Cumhurbaşkanı seçilen kişinin elinde. Bize diyorlar ki, mevcut durumda da anayasa mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı atıyor, doğru. Mevcut durumda Cumhurbaşkanı atıyor ama mevcut sistemimizde Cumhurbaşkanlığı icra makamı değildir. Sembolik bir makamdır. İcranın başı Başbakanlıktır. Anayasa Mahkemesinin en önemli görevlerinden biri Yüce Divan görevidir. Görevini icra makamına karşı yürütür. Şimdi, yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı makamının tüm yetkilerini toplayacak hem de icranın tüm yetkilerini toplayacak. Daha sonra da kendisini denetleyecek olan yargı mensuplarını atayacak. Şimdi reklamları dinliyorsunuz. Cumhurbaşkanının yargılanmasının önünü açtık diyorlar. Bir senaryo yazalım ve yargılanıp yargılanmayacağına karar verelim. Sadece Cumhurbaşkanı değil milletimizin seçmediği atanmış olan, seçilmişlerin dokunulmazlık zırhına bürünmüş olan Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar kurulu üyeleri de aynı sistemle yargılanacaklar. Önce 301 milletvekili bulunması lazım meclise dilekçe verilsin. Sonra 360 milletvekili bulunması lazım ‘soruşturulabilir’ denilebilmesi için. Daha sonra da 401 milletvekili bulunması lazım ki Yüce Divan yani Anayasa Mahkemesi Cumhurbaşkanı veyahut Cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları yargılayabilsin. Ama unutmayın, 2 seçim birlikte yapıldı. Cumhurbaşkanı seçerken partisini de çoğunlukla meclise getirdik. Bırakalım 401 milletvekilini 301 milletvekilini bile bulamayız. İşte yargılanabilir dedikleri sistem bu. Vatandaşlarımız 16 Nisan’da buna oy verecekler. Burada bitmeyecek. Diyelim ki bu gerekli milletvekili sayısını bulduk. Nereye gidecek, Yüce Divan’a. Yüce Divan neresi? Anayasa Mahkemesi.

 

Sanık, kendisini yargılayacak olanı atayacak!

Ey Milaslılar, unutmayın kendisini yargılayacak olan Anayasa Mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı atadı. Diyelim o da mümkün oldu. Cumhurbaşkanı, yardımcıları, bakanlar kurulu üyeleri bir suç işlediler Anayasa Mahkemesinde yargılanıyorlar. Tam yargılama devam ederken anayasa Mahkemesi üyeliklerinde bir sebeple boşalma meydana geldi. Yaş haddinden emeklilik olabilir, hak vaki olmuş olabilir. Şimdi sizlere soruyorum. Cumhurbaşkanı veya yardımcılarını, bakanlar kurulu üyelerini nasıl yargılayacağız? Sanık durumdalar Anayasa Mahkemesi toplanamıyor, üyeliklerde boşalma meydana gelmiş. Ama unutmayın yeni üyeyi atayacak olan yine o sanık. Sanık, kendisini yargılayacak olanı atayacak. Böyle bir mahkeme. Yeni yasada Cumhurbaşkanı veya yardımcılarını, bakanlar kurulu üyeleri yargılanabiliyor görünüyor ama fiiliyatta, bu uygulamada yargılanması mümkün değil. İşte bu maddeye evet vermemizi istiyorlar.

 

Sistemi düzgün kuracaksın

Modern siyaset düşüncesinde yönetim biçiminin adil ve iyi olması amaçlanır. Kişinin iyiliği bizi ilgilendirmez. Kişinin kötülüğü bizi ilgilendirmez. Sistemi düzgün kuracaksın. Kurumsal kültürü geliştireceksiniz. Türkiye’de bu anayasayla kurumsal kültür ortadan kalkıyor. Bu işin sonu tek adamlık. Ben diktatörlük demiyorum. Bu işin sonu tek adamlığa götürür. Yargıda, yasamada, yürütmede bir kişinin kontrolüne veriliyor. Dünyada bir zamanlar 1991 yılında bir ülkede bir tek adam vardı. Yargı kontrolündeydi, basın, parlamento, ordu kontrolündeydi. Bu tek kişinin hedefleri, amaçları vardı. Üstelik dünyayı yöneten süper gücün de elemanları onu dolduruşa getirdiler ve gitti Kuveyt’i işgal etmeye çalıştı. İşgal eden şahıs Saddam Hüseyin. Saddam Hüseyin öldü, onunla birlikte Irak da öldü.

Tek kişi kandırılabilir, tek kişi hata yapabilir, tek kişi yanılabilir, tek kişi aldatılabilir. Ama Irak parlamentosu bağımsız olsaydı, Irak’ta bağımsız yargı olsaydı, bağımsız basın olsaydı belki Irak’ın başına bunlar gelmeyecekti. Bütün Ortadoğu kan gölüne dönmeyecekti. Şimdi Irak parça parça hale geldi. Onun için biz kurumsal kültürümüze güvenelim. Parlamentomuza güvenelim. Nitekim az daha bizim başımıza da geliyordu bu işler. Dolayısıyla parlamenter sistemden yana tavır alalım. Unutmayalım bir kişi kandırılabilir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X