Doğa nasıl korunur?

Gülçin ERŞEN -

Doğa nasıl korunur?
Bu içerik 337 kez okundu.

Çevre ve çevrecilik, ülkemizde 30-40 yıl önce duyulmaya başlanan, giderek gündemdeki yerini ve önemini artıran kavramlar. Ancak, bir gazeteci ve “Çevreci” olarak bu konuda, mikro ve makro düzeylerde kötüye gidişin yaşandığını yaptığım haberlerden, gözlemlerimden, kişisel deneyimlerimden biliyorum. Öte yandan; ülkemizde “Doğa koruma” alanında ciddi çalışmalar yapan kişi ve kuruluşların varlığını bilmek, insanı karamsarlıktan uzaklaştırıyor, umut veriyor.

1985 yılından bu yana Türkiye’de deniz, kıyı ve sualtı ekosistemlerinin korunması, tarihi ve kültürel değerlerin korunması ve araştırmaları çalışmalarında bulunan Cem Orkun Kıraç, ülkemizde “Doğa Koruma” denince, ilk akla gelen, başarılı çalışmalara imza atmış bir uzman. Onunla tanışıp görüşme olanağı bulunca, ben de birçok konuda bilgilendim ve bu bilgileri sizlerle paylaşayım istedim.

1985 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ)’nde öğrenci (Metalurji Mühendisliği) iken ODTÜ Sualtı Topluluğu bünyesinde başladığı aktif doğa koruma çalışmalarını, aralıksız günümüze değin sürdüren Kıraç, şu anda Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) bünyesinde deniz ve kıyı alanları koruma projelerini (Türkiye Kıyılarında Bulunan Önemli Doğa Alanlarının Korunması ve Savunulması - ÖDASAVUN) yürütmekte.

Cem Orkun Kıraç, bir işi severek, gönüllü yapmanın, kendini o işe adamanın örneklerinden sayılabilecek bir “Doğa Aşığı”… 1985 ODTÜ Sualtı Topluluğu (ODTÜ-SAT) öncü üyesi, 1987 Akdeniz Foku Araştırma Grubu (AFAG) kurucu üyesi, 1991 Ankara Kuş Gözlem Topluluğu (AKGT) kurucu üyesi, 1994 Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) kurucu üyesi, 1998 Kuş Araştırmaları Derneği (KAD) kurucu üyesi (daha sonra Doğa Araştırmaları Derneği DAD’a dönüşen), 2011 Kaş Likya Kuş Gözlem Topluluğu kurucu üyesi (LİKKUŞ), Doğa Derneği üyesi, National Geographic Society üyesi, TEMA destekçisi. 1994 Kara Avcılığı Fahri Av Müfettişi… Bu alanda yaptığı başarılı çalışmaları nedeniyle ulusal ve uluslararası alanda ödüller almış; ama onun doğa canlıları ve doğal yaşam için yaptıkları hepimiz için önemli kazanımlar aslında.

Çalışmalar nasıl yürüyor?

SAD – AFAG nedir? Ne gibi çalışmalar yapar? Ülkemizde neslinin tükenme tehlikesi bulunan canlılar nelerdir? Kıyılarımızdaki yapılaşma, doğaya ve bu canlılara nasıl zarar veriyor?.. Bu gibi sorulara yanıt bulmak istiyorsanız, Cem Orkun Kıraç ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi okuyun:

G.E. – Okuyucularımıza sizi kısaca nasıl tanıtabiliriz?

C.O.K – 1963 Ankara doğumluyum, ama ömrümün çoğu deniz kenarlarında geçti. Türkiye’de denizde kıyısı olan her yeri bilirim. Denize aşık biriyim. ODTÜ 2’inci sınıfta mühendislik yerine keşke biyoloji okusaymışım dedim. Benim ufkumu açan, ODTÜ Sualtı Kulübü’dür. 1987’de metalürji mühendisi oldum. Mesleğimin yanı sıra sürekli, boş zamanlarımın tamamını deniz ve kıyı ekosistemi araştırma, koruma, fotoğraflama çalışmalarına ayırdım. 2015’de emekli olunca, yaşamımın tümünü buna adadım. Şu anda Akdeniz Foku Koruma ve Araştırmaya ilişkin çalışmalarımı kitaplaştırıyorum. 2000’de başladığım Doğa Koruma, çok önemli ve çok yönlü bir konu olduğundan, önce çevre ve kıyı konusunda çalışmalara yoğunlaştım. Son iki yıldır yazmaya ağırlık verdim. Deneyimleri paylaşmak, diğer doğa korumacılar için de şart. Yüksek lisansımı, Yeni Kıyı Alanları Yönetimi alanında ODTÜ’de yapıyorum.

G.E. – Başladığınızdan bu yana, doğa ve özellikle nesli tükenen doğa canlılarını koruma çalışmaları konusunda neler yapıldı? Şu anda ne durumdayız?

C.O.K. – 32 yıldır deniz – kıyı koruma, 30 yıldır Akdeniz foku konusunda çalışıyorum. Akdeniz fokları, Karadeniz’de 90’ların sonundan itibaren görülmüyor. Yunanistan’da 300 kadar, Türkiye’de (Ege, Akdeniz kıyılarında) 100 kadar Akdeniz foku var. Ama, bu sayı geçişken; Ege adaları vasıtasıyla foklar yer değiştirebiliyor. Örneğin, Badem en son Yunanistan’da görüldü. Ülkemizde 65 kadar fok tanınıyor. Teknoloji artık o kadar gelişti ki; gözlem kayıtları, fotoğraf ve videolar ile bunu saptayabiliyoruz. 3-4 yılda 100 foku da tanımlayabiliriz. Biz fokları çiplemiyoruz, verici takmıyoruz. Bu onlar için yaşamsal tehlike riski yaratıyor... Yasadışı aşırı balıkçılık, denizlerimizde balığı bitiriyor. Üstten trol, gırgır baskı oluşturuyor. Akdeniz fokları mecburen kıyı balıkçısının bıraktığı ağdaki balığı yiyor. Son 50 yılda endüstriyel balıkçılık buna neden oldu.

G.E. – Bu çalışmalar için parasal kaynağı nereden buluyorsunuz?

C.O.K. – Yunanistan’da da bu konuda 1988’de kurulan bir dernek var. Bizdeki (AFAG) 1987’de kuruldu. Onlar Avrupa Birliği üyesi olduklarından şansılar. Biz ancak Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Programı’yla ilgili küçük ölçekli desteklere (30-40 Dolar), bir iki yıllık projeler için başvurabiliyoruz. Oysa, deniz ve denizaltıyla ilgili projeler, çok daha pahalıdır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), 1993 – 2004 arası bize Foça Pilot Projesi (Akdeniz Fokunun Türkiye’de Korunması) için destek verdi. Ama, bu giderek düştü. Devletten Akdeniz Fokunu İzleme – Koruma Projesi’ne (4 X 30 bin TL.) destek alabildik. Biz bundan çok daha fazlasını harcadık. Anlamayan birileri zarar vereceğine, biz bu işi yapalım dedik. En son Orman Bakanlığı Özel Çevre Koruma Kurumu (ÖÇKK) ile Avrupa’daki bir vakıftan 300 bin Avro kaynak sağlayarak, doğal yaşam alanlarının korunmasıyla ilgili bir proje yaptık. Üniversitelerden uzmanlık desteği alıyoruz. Bütçe sıkıntımız var.

“Alanında uzman bilim insanları ”

G.E. – Ülkemizde Akdeniz Foklarından başka, İribaş (Caretta Caretta ) Kaplumbağaları, Yeşil Deniz Kaplumbağaları, Su Samuru, Yunus gibi türler olduğunu da söylemiştiniz. Bunlarla ilgili çalışmalar ne durumda? Çünkü, bilimsel araştırmalar tersini söylerken, ilgili bakanlık, burada Akdeniz foku, su samuru, yunus yok diye rapor verebiliyor. Bu neden kaynaklanıyor?

C.O.K. – “Sit Alanlarının Yeniden Düzenlenmesi”, 2012’de başladı ve ” Korunan Alanlar Yönetmeliği” çıktı. Bunları yakından izliyoruz. Akdeniz foku gibi, nesli azalan birçok deniz – kıyı canlısının yaşam alanlarının elden gitme olasılığı yüksek. “Dört Mevsim Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırmalar” adı altında projeler, harita – peyzaj firmalarına veriliyor. Kendi konusunda uzman olmayan bilim insanlarını (Biyolog, Ekolog, Zoolog, Botanist) görevlendiriyorlar. Bunu, hazırlanan raporların yanlış, yanıltıcı, eksik bilgiler içermesinden görüyoruz. Bu şekilde hazırlanan raporlar, aynı zamanda devleti de yanlış yönlendiriyor. Bu konuda ilgili kurumların çok dikkatli olmaları lazım. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dahilinde, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın da bu raporları çok dikkatli kontrol etmesi lazım. Çünkü, yaban hayatı açısından birinci derecede sorumlu.

SAD’ın amacı, deniz ve kıyı ekosistemlerini bir bütün olarak kullanmak. Kesinlikle tek tür bir koruma peşinde değiliz; yani, fok, yunus, kaplumbağa, su samuru tek başlarına korunmaları hedeflenecek öğeler olamazlar. Bu yüzden sav sözümüz; “Akdeniz Fokunu Korumak, Akdeniz’i Korumaktır”.

Bu konuda devletin ilgili kurumlarıyla, konusunda uzmanlaşmış STK’ların tam diyalog kuramadığını düşünüyorum. Yanlış anlaşılıyoruz. Şöyle ki; biz bir habitatın (yaşam alanı); örneğin, doğallığını koruyan bir kıyı alanının kullanımında; insanlar bölgeye hiç girmesin, yüzmesin, sörf yapmasın, dalmasın demiyoruz. Ancak, “çok hakkaniyetli bir insan kullanımı – yabanıl canlıların gereksinimi dengesi” gözetilmeli.

Betonlaşma ve yapılaşma tehdidi

G.E. – Peki bunu yetkilileri anlatabilmek, kamuoyunu bilinçlendirmek için ne yapılmalı?

C.O.K. – Yalnızca habitatların korunması amaçlı, 2015’te bir proje tasarladık ve başlattık. “Türkiye Kıyılarında Bulunan Önemli Doğa Alanlarının Korunması ve Savunması” (ÖDASAVUN), SAD’ın iki yıldır süren projesi. 40 ÖDA (Önemli Doğa Alanı)’nın 10’unu öncelikle belirledik. Bundan yola çıkarak, kıyı alanlarda tahribata neden olan betonlaşma olaylarını izliyoruz ve önlüyoruz. 22 vukuattan 18’ini durdurduk. Bunu resmi kurumların verdiği destek ile ve kamuoyu oluşturarak başardık.

G.E. – Buralara örnek vermenizi istesem?

C.O.K. – Marmara’da Çanakkale, Karabiga, Ege’de Foça, Karaburun, Kuşadası Botanik Parkı, Marmaris Söğüt, Dalyan, Akdeniz’de Mersin Aydıncık. .. Bodrum’da Yalıkavak ve çevresi çok yapılaştı. Küdür Yarımadası kalan son bakir kıyılar. Burası doğal kıyı yapısı ile kalmalı. Güvercinlik Pina Yarımadası’nda ormanlar tamamen yandı…

G.E. – Buradaki (Pina Yarımadası) çirkin yapılaşmayı biliyoruz. Gördükçe hem kızıyoruz, hem de üzülüyoruz. Peki, bu alanları daha sonra yapıları yıkıp, eski durumuna getirmek mümkün mü?

C.O.K. – Zaten en önemli konu, betonlaşma ve kıyıların geri dönülemez biçimde yapılaşmaya açılması… Diyelim ki; böyle bir alanı devlet istimlak edip doğal alan restorasyonu yapsa, 3 yılda toparlanmaya başlar (yabanıl türler gelmeye başlar). 30-40 yılda eski halini alır.

G.E. – Türkiye’de böyle örneklerin olmasını diliyorum.

Cem Orkun Kıraç’a ve onun gibi doğa aşığı gönüllülerin çoğalması, başarılarının artması, ülkemizin, dünyanın ve insanlığın geleceği için şart… Daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için gerekli bağlantıları vererek, görüşmemizi sonlandırdık.

www. Sadafag.org

www.defence-kba-turkiye.org

Gülçin ERŞEN – 8 Temmuz 2017 / Güllük

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X