“Afet unutulduğu an daha etkili vurur!”

A. Kemal KAŞKAR -

“Afet unutulduğu an daha etkili vurur!”
Bu içerik 555 kez okundu.

17 Ağustos Marmara Depremi’nin 18’inci yıldönümü dolayısıyla TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Milas İlçe Temsilciliği’nden bir açıklama yapıldı.

“1999 Marmara Depremi’nin ardından tam 18 yıl geçti. 18 yıldan sonra deprem güvenliği konusunda nereye geldik diye bir soru aklınıza geliyor ise cevabı, ne yazık ki, içler acısı; Afetin adı yok … Bu acıyı sadece depremi yaşayan kentler değil, tüm Türkiye derinden hissetti. Yaşanan bu büyük acıyı (her ne kadar ders alamasak da) hala unutmadık” cümleleriyle başlayan ve “TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Milas İlçe Temsilciliği adına İlçe Temsilcisi Jeoloji Mühendisi Azmi Peker” imzalı açıklamada daha sonra şu değerlendirmelere yer verildi …

Son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir

Resmi raporlara göre, 17 bin 840 ölüm, 43 bin 953 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. 285 bin 211 konut, 42 bin 902 işyeri hasar gördü. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50 bin ölüm, ağır-hafif 100 bin’e yakın yaralı olmuştur. Deprem ayrıca 133 bin 683 çöken bina ile yaklaşık 600 bin kişiyi evsiz bırakmıştır. Yaklaşık 16 milyon insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin yakın tarihini derinden etkileyen en önemli olaylardan biridir. Deprem gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden biridir.

Ama iş çözüm noktasına gelince …

Ünlü deprem uzmanı Prof. Dr. Sayın Naci Görür’ün de dediği gibi, deprem anma törenleri bir şova dönüştürülmemelidir. Türkiye’de en iyi ve en kolay yapılan iş; toplantılar düzenlemek, konuşmalar yapmak, çay - kahve içmek ve plaketler vermek. ‘O gün geldi, kutladık sıramızı savdık ve bitti’ demek yanlış bir anlayıştır. Eğer bu ise depremi unuturmamak, bunun bir faydası yoktur. Depremle yaşamak konusu ise, çok yanlış bir şekilde halkın gündemine getirilmektedir.

Evet maalesef halâ daha depremle nasıl yaşayacağımızı ve nasıl önlemler alacağımızı anlayamadık. Her yıl 17 Ağustos depremi anma ile ilgili bir sürü yazı, toplantılar, konuşmalar ama iş çözüm noktasına gelince hiç kimse elini taşın altına sokmuyor.

Bölgemizdeki deprem gerçeği …

Yaklaşık bir aydan beri Milas-Bodrum çevresinde olan deprem sonucunda vatandaşlarımız oldukça etkilenmiştir. Bugünlerde yaşanan bu depremlerden etkilenen Milas halkı, günlerden beri bir panik içinde yaşamlarını sürdürmektedir. Bu bağlamda Milaslı vatandaşlarımızın 17 Ağustos’ta yaşanan bu büyük depremde zarar gören insanları daha iyi anladıklarını düşünmekteyiz.

Milas ve çevresinde depremler olduktan sonra Milas halkının “Hiçbir yönetici, yetkili ne olacak diye açıklama yapmıyor” diye haklı söylemlerine bazı sivil toplum örgütlerinin duyarsız kalmaması ve bir araştırma içine girerek Temsilciliğimizden görüş almaları ve Jeoloji Bilimi ve Mühendisliğinin çözüm önerilerini önemsemeleri bizleri sevindirmiştir.

Bölgemizdeki deprem gerçeği sadece deprem olduğu anda ve depremlerin olduğu günlerde değil, deprem olmadığında “Yarın deprem olacak” gibi hep beraber bu tedbirleri almamız gerekir.

JMO Milas İlçe Temsilciliği olarak; yaşanan doğal afet, deprem sonucunda, bunu kendisi, bağlı bulunduğu makam için şahsi hesaplar peşinde koşarak kendisine toplum gözünde bir şey yapıyormuş gibi bir izlenim verdirmek isteyen, Jeoloji Bilimi ve Mühendisliğini anlayamamış ve anlamak istemeyen şahsiyetlerin kötü günde çıkıp popülist yaklaşımlarla kendine bu durumdan pay çıkarmalarına şiddetle karşı olduğumuzu bir kere daha ifade etmek istiyoruz.

Afet unutulduğu an …

Son günlerde üst üste olan depremlerde Milas İlçesinin tektonik yani depremsellik açısından oldukça aktif olduğunu göstermektedir. JMO Milas İlçe Temsilciliği olarak amacımız bu yaşanan depremler üzerinden insanları panik havası içerisine sokmak değildir. Tüm amacımız, vatandaşlarımızı deprem konusunda bilinçlendirmek ve içinde yaşadığımız kentin depremselliği konusunda bilgi vermektedir.

Bugünler, bir sonraki 1999 Depremi gibi katastrofik bir afete kadar “geçici bir rahatlık dönemidir” ancak bu aldatıcı bir durumdur. Oysa afet yönetiminde en çok çekinilen (çekinilmesi gereken), en korkulan (korkulması gereken) an, afetin unutulmaya, gözardı edilmeye başlandığı andır. Çünkü afet unutulduğu an daha etkili vurur. Çünkü afet unutulduğu an, daha önce harcanan tüm emeği silip atar, herşeye yeniden başlamak zorunda kalınır. Daha güvenli ve sağlıklı bir çevrede yaşamak, her yurttaş için temel bir insan hakkıdır. Afetlere/depremlere karşı güvenli yerleşimler için yapılması gerekenleri sadece teknik bilimsel, yasal veya kurumsal sorun odaklı olarak anlamaya ve açıklamaya çalışmak yerine siyasal ve sosyal boyut gözetilmeli; tüm afet yönetim süreçlerinde katılımcılık esas alınmalı, çağdaş afet yönetimi sistemlerinde olduğu gibi “toplum odaklı” çözümler üretilmelidir.

Sık sık afet olaylarıyla karşılaşan ülkemizde afet/deprem terminolojisinde “Doğal Afet” gibi yanlış kavramların kullanılıyor olması toplumsal afet algısındaki “takdir-i İlahi”, ”bu işin fıtratı böyle” gibi yanlışlıkları da beslemektedir. Afetin doğalı olamaz. Toplumsal Afet Algısının ve farkındalığının merkez noktası “zarar azaltmaya yapılacak 1 birim harcamanın, afet zararında en az 5 birim azalma anlamına geldiği”gerçekliği olmalıdır.

Afet Mevzuatı

Afet Mevzuatı yeniden oluşturulurken bir çatı yasa ve bu çatı yasanın altında “Fay Yasası”, “Heyelan Yasası”, “Su Baskını Yasası” gibi öznel düzenlemeler yer almalı; alınacak önlemler açıkça belirtilmelidir.

4708 sayılı Yapı Denetim Yasası revize edilerek; yapı üretimi ve denetim süreci; yapının üzerine inşa edileceği parselin zemine aplikasyonundan başlayıp yapılacak yapı türü, niteliği, büyüklüğü, temel derinliği v.b. unsurlar dikkate alınarak parsel üzerinde gerçekleştirilecek zemin ve temel etüdü ile yapının tamamlanmasından sonra yapının izleme ve bakım süreçlerini de dikkate alarak yeniden tarif edilmeli, yapı ruhsatı vermeye yetkili kuruluşlar ile yapı denetim kuruluşlarının bu denetim içindeki fonksiyonları yeniden tanımlanmalıdır.

6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun yerine, insan merkezli toplumsal politikaların hayata geçirilmesini esas alan, bilim çevreleri, ilgili meslek odaları, yerel yönetimler ve halkın katılımı ile; rant odaklı değil, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşam hakkını gerçekten sağlayan yeni yasal düzenleme yapılmalıdır.

Köprüler, barajlar, kıyı ve liman yapıları, kara ve deniz tünelleri, boru hatları, enerji nakil hatları, nükleer santrallar, doğal gaz depolama tesisleri, hızlı tren ve otoyol gibi mühendislik yapılarının gerek yer/güzergah seçimi gerekse projelendirilmesi aşamalarında deprem/afet güvenliğine önem verilmeli ve jeolojik-jeoteknik modelleme yapılmadan karar süreçleri işletilmemelidir.

Yapılan düzenlemeler ile ülke nüfusunun yaklaşık % 78’i Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde yaşar hale gelmiş bulunmaktadır. Büyükşehir Belediyesi idari yapılanması içerisinde sadece afet yönetim unsurları açısından değil bir yerleşimdeki su, enerji, doğal kaynaklar ve çevre yönetimi karar süreçleri açısından da ihtiyaçlara yanıt verebilecek bir yapılanmaya, örneğin“Jeoloji-Jeoteknik Etütler ve Yeraltısuları Daire Başkanlığının” kurulması sağlanmalıdır.

İlçemiz açısından depremi önemsemek zorundayız

Milas bölgesinin 1.Derece Deprem Bölgesinde olması, Milas ve çevresinde aktif fayların ‘deprem üretebilecek’ nitelikte olmasından dolayı ilçemiz açısından depremi önemsemek zorunluluğumuzun göstergesidir.

Milas ve çevresinde bulunan aktif faylar 1/1000 ölçekli haritalarda haritalanmalı ve bu faylara göre yeniden imar planları revize edilerek yakın yapılaşmalarda zemin iyileştirme olmadan çok katlı yapılara izin verilmemelidir.

Mutlak suretle son onay mercii olan Belediyelerde özellikle zemin etüt raporları ve statik projelerin uyumlu olması gerekmektedir. Özellikle zemin etütlerinde yapılan sondaj çalışmaları yerinde denetlenmeli ve sondajdan alınan numuneler üzerinde doğru zemin mekaniği deneyleri yaptırılmalı ve yapılacak jeoteknik hesaplar mutlak suretle denetlenmelidir. Statik hesaplar ve zemin etütleri mutlak suretle denetlenmeli ve bu projelerde ortaya konan mühendislik normları mutlak suretle yapılaşmada uygulanması sağlanmalıdır.

Yine bir 17 Ağustos tarihindeyiz ve geriye baktığımızda; Ancak, benzer çalışmalar ve hatta yasal düzenlemeler yapan yetki sahibi makamlara rağmen, afet konusunda sağlıklı ve güvenli kentleşmeyi sağlayabilecek somut bir çözüme henüz ulaşılamamıştır.

İmar uygulamalarında en önemli unsur olan “İmar Planına Esas Jeolojik ve Jeoteknik Etüt Raporu” yasaya rağmen halâ Belediyelerin mevcut olmaması başka düşündürücü bir unsurdur.

Sonuç olarak; toplum olarak 1999 Marmara Depremlerinin acı sonuçlarını maalesef unuttuk, depremleri önlememizin mümkün olmadığını, ancak doğru ve sürdürülebilir zarar azaltma politikaları ile afet zararlarını en aza indirebileceğimizi biliyoruz. Yeter ki ortak aklın oluşturulması konusunda bir niyet ve irade olsun. “Depremle yaşamayı öğrenmek, depremin getireceği zararları minimuma indirdikten sonra ancak mümkün olabilecektir.”

Saygılarımızla.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X