Al - Oku - Getir …

A. Coşkun EFENDİOĞLU -

Al - Oku - Getir …
Bu içerik 1326 kez okundu.

Ören’de bir berber esnafı. İsmi Kıvanç Başkan. Ören Yalı Berberi.. Geçtiğimiz hafta, gazete büromuzdan içeri girdi. “Haber değeri taşıdığını düşündüğüm bir projem var. İlgilenir misiniz acaba?” dedi. “Buyrun” dedim; anlatmaya başladı:

“Ben Ören’de bir proje başlattım. Önce kendi dükkanımda bir kitaplık oluşturdum. Dileyen müşterim, genç, yaşlı farketmez, dilerse bu kitaplıktan bir kitap alıp gidiyor. Okuduktan sonra geri getiriyor. Kitabı alırken, ‘ismin ne, telefon numaran ne, adresin ne?’ gibi hiç bir şartım yok. Alıyor, götürüyor. Okuyor, geri getiriyor. Getirmezse de canı sağolsun, hiç bir yaptırım yok. Sonra bunu çevremdeki diğer esnaf arkadaşlara da önerdim. Pek çoğu kabul etti. Şu anda 8 esnaf ve iki de köy kahvesinde kitaplık oluşturdum. Kitaplığı ben yapıp veriyorum. Kitapları da ben koyuyorum. Bir bakkaldan alışveriş yapan çocuk, dilerse bir kitabı alıp götürüyor. Dediğim gibi, ‘kimsin, telefonun, adresin ne?’ vb. gibi hiç bir soru sorulmuyor. ‘Okuyup getirirsen iyi olur, sonra yine kitap alabilirsin’ diyoruz. Üç ay önce başladım ben bu projeye. Kitaplık kurduğum diğer esnaf arkadaşlar da konunun önemini anladılar ve uyguluyorlar. Çok da güzel sonuçlar alıyoruz” dedi.

Bu güzel projenin yaratıcı ve uyguluayıcısı Kıvanç Bey, daha sonra neden böyle bir proje başlattığını şöyle anlattı:

“Kitap okuma alışkanlığı evrensel bir zihinsel aktivasyondur. Ve ne yazık ki ülkemizde oldukça düşük oranlarda seyir etmektedir. Bu doğrultuda, insanlarımızın kitap okuma alışkanlığı kazanabilmesi ve düşünen, araştıran, keşfedebilen, icatlar-buluşlar elde edebilen bireyler olabilmeleri için katkıda bulunmak amaçlı, Türkiye’de örneği olmayan, sosyal yaşam alanlarını kitapla donatan, işletmeler arası ‘Al-Oku-Getir’ adlı projemi oluşturmuş bulunmaktayım. Bu projemin kütüphane ve okul kütüphaneleriyle arasındaki fark şu ki, insanlar kütüphanelere gitmek ve kitap okumak, almak için özellikle bir yol çizelgesi belirlemek ve bir zaman dilimi ayırmak zorunda.    

Bu uygulama ise insanların sosyal yaşam alanlarında yaşamlarını sürdürürken, rahatlıkla kitap bulabilecekleri ve raflardan ücretsiz bir biçimde alabileceği bir projedir. Bu projeyle ben sadece kitap okuma alışkanlığı aşılamayı değil, çocukların, yetişkin erkek ve kadınların “düşünmelerini” sağlamayı amaçladım. Bu projeye başlarken şunu düşündüm ve şuna inandım: ‘insanlarımızın çevresini ne ile donatabilirsek o olurlar’. Şimdi hep beraber bakalım sosyal yaşam alanlarımızda ne var; kitaplar var mı? Hiç bir şey yok! Öyleyse gün boyunca okulda değerli eğitimcilerimizin ‘kitap oku’ teşvikiyle karşılaşan bir ilkokul çocuğunun, ‘madem kitaplar bu kadar önemli, niye etrafımda göremiyorum’ diye sormak hakkı değil mi? İşte bu projeyi, bunun gibi birçok sebeplerle oluşturdum. Fakat bu uygulamayla çocuklar sosyal yaşam alanlarında berber, kasap, lokanta, otel, kafeterya, vb. alanlarda kitaplar görerek, kitap okumanın bilincine ulaşabilir. Şu anda örnek amaçlı, sosyal yaşam alanlarında 10 işletme oluşturmuş bulunmaktayım. Bunların 8’i Ören mahallemizde. Geriye kalan 2’si Alatepe’de bir market ve Pinar Köy’de kıraathanede bulunmaktadır. Projemin bu uygulamalarından son derece verim almaktayım. Şehir yaşamlarında olduğu kadar, en fazla köylerimizde kitap okuma alışkanlığı eksikliği vardır. Onun içindir ki bu projede Anadolu köylerimizin üzerinde hassasiyetle önem vermeyi istemekteyim. Eğitim her zaman geleceği düşünmektir; projem kısa vadeye değil, her yönüyle bilimsel açıdan düşünerek uzun vadede etkin sonuçlar alınacak bir projedir. Bir müşteri berberde tıraş olup çıkmadan kitaplığımdan kitap alıp bir dahaki tıraşa getiririm diyebiliyor. Aynısı kasap, otel, kafeterya, lokanta, kıraathane ve marketler için de geçerli. Ve bu sıcaklık, samimiyetle insanların raflardaki kitaplara el uzatmaları kolaylaşıyor. Kitaplar üzerine işletmelerde sohbetler yapabiliyor ve insanlar böylelikle bile birbirinden çok şeyler öğrenebiliyor. Günümüz ekonomik şartlarında asgari ücretle yaşayan insanların kitap almaları oldukça zor. Bu insanlar faydalanabiliyor, kitap almaya zamanı olmayanlar, çocuklarına kitap alabilmek için ekonomik sıkıntıları bulunanlar ve hatta kitap almak aklına bile gelmeyenler raflarımızdan çekinmeden kitap alabiliyor. Üçüncü sınıfta okuma güçlüğü çeken bir öğrenci, bu projem sayesinde okuma zorluğunu aşmak üzeredir. Projem insanlara ‘kitapları ne zaman getireceksin? Telefon numaran ne? Nerede oturuyorsun? Kitabı eskitme? Kitabı başkasına verme? gibi sözel hiç bir psikolojik baskı içermemektedir. Ben sadece, hangi işletmeye hangi tür kitaplar koymak gerekir, hangi noktada hangi kitapları koyarsam insanlardan kültür anlamında verim alabilirim, en çok hangi kitaplar okunuyor gibi analitik değerlendirmeler yapıyorum. Ve bu proje kesinlikle ticari bir çıkar gözetmiyor. Özellikle köy çocukları bu projeden, bu kitaplardan faydalanmayı çok seviyor. Çünkü köylerin yaşam alanlarında kitap almaları, kitaba sahip olmaları birçok açıdan zor, hatta imkansız oluyor. “

Kıvanç Bey, daha sonra, projesini anlattığı pek çok esnaf arkadaşının da bu projeyi uygulamaya başladığını, kitaplık ve kitapları kendisinin temin ettiğini belirtiyor. Gelmeyen kitapların da olabileceğini belirten Başkan, ‘Bu da problem değil, bunlarla da karşılaşılır elbette, ama inatla bu işi sürdürmek gerekiyor’ diyor.

Bir hafta sonra uğradığında 3 işletmenin daha kitaplık kervanına katıldığını belirtiyor ve sosyal medya üzerinden projesini duyanların da kitap yardımında bulunmaya başladığını belirtiyor. Örneğin ODTÜ Mezunları, bu projeyi duyduktan sonra kendisine 500 kadar kitap göndermişler. O da bunları yeni kitaplıklar kurarken değerlendirmiş.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X