“Atatürk’ü batırmak isterlerken, Atatürkçülük yükseliyor!”

Gülçin ERŞEN -

“Atatürk’ü batırmak isterlerken, Atatürkçülük yükseliyor!”
Bu içerik 746 kez okundu.

Atatürk’ün Marmaris’e gelişinin 83’üncü yıldönümünde, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Muğla Şubeleri Eşgüdüm Toplantısı ve ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan’ın “Seçime Giderken Türkiye” konulu konferansı, Armutalan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Konferans öncesi, Muğla ve İlçe Şube Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri, Genel Sekreter Öner Tanık, Genel Sekreter Yardımcısı Lütfü Kırayoğlu, Bilim Danışma Kurulu üyeleri ve Gençlik Kolları temsilcilerinin de katıldığı toplantıda, dernek çalışmaları hakkında bilgi ve görüş alışverişinde bulunuldu.

Genel Sekreter Tanık, siyasi partilerle yapılan görüşmelere değindi, 26-27 ve 28 Nisan’da Ankara Yılmaz Güney Sahnesi’nde Bilim Danışma Kurumu’nun sempozyum düzenleyeceğini bildirdi, tüm dünyadaki Atatürkçü örgütlerin birleştirilip uluslararası alanda lobi yapabilecek duruma getirileceğini söyledi. Ergenekon, Balyoz gibi “kumpas” davaları sonrası üye ve şube sayısında azalma olmasına karşın, son yıllarda üye artışıyla, açılan yeni şubelerin, kapananları aşacağını belirtti. Bağışçı sayısının da belirgin artış gösterdiğini kaydetti.

Tanık, 9-10 Haziran’da Genel Merkez Genel Kurulu’nun yapılacağını daanımsattı.

Muğla Şube Başkanı Cüneyt Özbayır ise, kadınlara ve çocuklara yönelik taciz, tecavüz, şiddet konusunda, toplumun önemli bir kesimini temsil eden ADD olarak, basın açıklaması, yürüyüş gibi etkinliklerle farkındalık yaratılması konusunda çalışmalar yapılmasını gündeme getirdi. Bilim Danışma Kurulu üyesi Esmeray Acartürk de gençlere yönelik düzenlenecek konferanslar hakkında bilgi verdi.

 

“Hilelere karşı daha mücadeleci olmalıyız”

Toplantı ve sergi açılışının ardından, konferans için Tarık Akan Sahnesi’e geçildi. ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, “Atatürk’ü batırmak isterlerken, Atatürkçülük yükseliyor” diyerek sözlerine başladı.

“Yasal zeminde hukuksuzluklarla mücadele ediyoruz. Bu seçim sürecinde Cumhuriyet’i ya kaybedeceğiz ya kazanacağız. Biz kazanacağımıza eminiz” diyen Çölaşan şöyle konuştu:

“Hilelerle mücadele ediyoruz. Cumhuriyet kazansın, onlar da ‘geldikleri gibi giderler’ inşallah diyoruz. Bu süreçte Bahçeli, tarihte kara bir çerçeve içinde yer alacaktır... Ülkeler ekonomiyle yıkılır, ama ekonomik yıkımlar hükümetleri götürür... 1950’den sonra yaşayarak bu döneme geldik. Birdenbire olmadı. Devrimler, aydınlanma ve çağ atlamadır. Karşı devrimin de Orta Çağ geriliğini getireceği açıktır. İkinci Dünya Savaşı ve NATO’ya girişle, biz zaten Atatürk ilke ve devrimlerinden uzaklaşmaya başlamıştık... Menderes’ten sonraki ‘ikinci Kahraman Özal’ bize küreselleşmeyi ve özelleştirmeyi dayatarak, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve batılı emperyalist sermayelerin, ulus devletlere hakimiyetini sağlama amacına hizmet etti. PKK terörünün ve FETÖ’cülerin temelleri, milliyetçilik karşıtı, ‘azınlık özgürlükleri, ılımlı islam söylemleri’ ile atıldı. (Oysa ABD en alâ devletçilik politikasını izliyor kendi malını üretip satarken...) Türk Ceza Kanunu’ndaki 141’inci ve 142’inci maddeleri kaldırırken, irticayı önlemeye yönelik 163’üncü maddeyi de kaldırarak gericiliğin önünü açtılar. 1990’lardaki koalisyon hükümetleri, bunları görmezden geldiler. Tüm kamu kurumlarına, 1980’lerde yetiştirilenler yerleştirilerek, Türkiye’nin bölünmesinin, yıkılmasının ayak taşlarını döşediler. Aymazlık siyasilerde! Özgürlüğü ‘özgürlükçülük’ ile karıştıranlar, ülkeyi bu duruma getirdiler... Kumpas davaları niye halâ kapanmadı. Çünkü şimdi yeni kumpaslar var.”      

 

“Siyasilerin de vebali büyük”

Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) Anayasal bir kuruluş olduğunu vurgulayan Tansel Çölaşan, MGK raporundaki gibi, irticanın halâ birinci sırada tehlike sayıldığını söyledi. Çölaşan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“1990’larda Erbakan’ın başbakan olduğu hükümet bunu karara bağlıyor. 8 yıllık temel eğitim devreye girince, 2000 – 2006 arasında eğitim yeniden demokratik, laik hale geldi. Ama, 2002 seçimleriyle, tamamen yasal olmayan yollarla, bir kişi siyasi parti başkanı, milletvekili ve başbakan yapılarak, Türkiye’nin yıkım projesi BOP, açılım vesaire ile devreye sokuldu. Yüzyıllardır demokratik geleneği olan halklarda bu kabul edilemezdi. Ama ülkemizde oldu... İzlenen siyaset de bu bozuk yapının yansıması, Türkiye’yi Irak Savaşı’na sokmayı hedefleyen ‘teskere süreci’ni o zamanın bağımsız yargısı, benim de görev yaptığım Danıştay reddetti. Ortak Akıl; TBMM de reddetti. O dönem Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i de ikna edemediler. Tabii o da hukuk adamı... Biz Irak Savaşı’na girmedik, ama başımıza çuval geçirildi! Irak bölündü...(Oyları azalan siyasi iktidar şimdi ‘yerli ve milli’ oluverdi.) Bir ülkeyi yönetenler, emperyal ülkenin önüne kadar getirdiği işgal planını göremiyor! Ne acı şey!... Şimdi halk tehlikeyi gördüğü için, iktidar izlediği politikayı değiştiriyor. Oysa, halk yerine, siyasiler vizyon gösterebilmeliydiler. Düşman Sevr’de Türk Ordusunu yok etti, donanmayı kaldırdı. FETÖ’cüleri bahane edip de şimdiki iktidar, Türk Silahlı Kuvvetlerini, ordusuyla, kurumlarıyla, okullarıyla zayıflattı. O zamankiler FETÖ’cüydü, şimdi TAYYİP’ciler devletin her kademesinde... “

 

Aldananlar Erdoğan değil; ‘Aydıncıklar’dır

Aslında Recep Tayyip Erdoğan’ın çok dürüst olduğunu, kendisi aldanmış olsa da bizleri hiç aldatmadığını belirten Tansel Çölaşan, daha sonra şunları söyledi:

“Cem Dizdar, İkinci Cumhuriyet Tartışmaları adlı kitapta Erdoğan’ın açıklamalarına yer vermiş. ‘Demokrasi bir araçtır, seni istediğin yere götürür’ diyen kişi, ‘Cumhuriyet pis kokular yayıyor... Türkiyelilere, nasıl zorla dayatılmıştır bu Kemalist sistemi? 400 yıl önce var mıydı?’ diyor. Hiç yalan söylememiş ki... Aldananlar ‘aydıncıklar’dır. ‘Kamu vicdanı’, ‘özgürlükler’ lafı, liberal ideolojinin, ulus devletleri bölmeye yönelik söylemleridir. ‘Kanun önünde eşitlik’ vardır... Gericilerle, kendisini solcu, ilerici niteleyen aydıncıkların ittifakıyla Türkiye bu hale geldi... Kitaptaki röportajında aynı kişi, ‘Demokratik sistemler (siyasi rejimleri kastediyor) çökmüştür. Tek birleştirici unsur dindir’ demiş. 2013’te Hande Fırat ile yaptığı söyleşide ‘Osmanlı Eyalet Sistemi’nden korkmamak lazımdır” dedi. 2023’te ‘Seçilmiş Valiler’i gündeme getirecek. 2023 Anayasa projesini hayata geçirecek ve Türkiye din devleti olacak!”

 

“İnşallah Meclis sağduyu gösterir de

bu hukuksuzluk yasallaşmaz”

KONDA’nın seçim sonuçları değerlendirmesinde, aslında bir ihbarda bulunduğunun altını çizen ADD Genel Başkanı, bunu şöyle açıkladı:

“EVET’in garanti olduğu, kesin HAYIR çıkacağı bilinen yerlerde geçersiz oy yok. Doğu ve Güneydoğu’da 10 il ve ilçe sayılıyor. Yaklaşık 1800 geçersiz oy var. Oylamanın bitimine yarım saat kala, biri dilekçe veriyor ve YSK bunları geçerli sayıyor. (Hayır ve Ötesi, hazırladığı raporda, mühürsüz pusulaların kabul edildiği 961 adet sandıkta tüm geçerli oyların ‘EVET’ lehine kullanıldığını belirtmişti.) Gerekçesi de; ‘Buraya dışarıdan giren yabancı oy yok’ diyor. (Oysa, birçok sandıktan çıkan oy sayısının, o sandıkta kayıtlı seçmen ve sandık görevlisi sayısından fazla olduğu saptanmış. Bu sandıklarda, EVET oranı yüzde 60’larda.) 1300 oy farkla EVET çıkıyor. Tamamen kanunsuz, hukuksuz, geçersiz oylar... Yasal sınırın çok üzerinde 20 milyona yakın fazla oy pusulası basılması da yapılanların önceden planlandığını gösteriyor. Meclis’te oylanacak torba yasa ile tüm bunları yasalaştırmak istiyorlar. İnşallah Meclis sağduyu gösterir de bu hukuksuzluk yasallaşmaz. ‘Sandık çevresi’ne güvenlik güçleri bile giremezken, seçim odasına silahlı güvenlik güçleri girebilecek. Olayların çıkmasına karşı önlemmiş! Vatandaşa silah zoru altında oy kullandıracaklar. Demokrasi adına devlet terörü getiriyorlar. Basından okuduk; Güneydoğu’da oy kullanılırken, 367 tane aynı elden çıkmış imza saptanmış... İl – ilçe seçim kurulu başkanları hakimlerdir. Bu çıkarılmak istenen yeni yasaya göre; seçim kurulu başkanları, sandık kurulu başkanlarını doğrudan (devlet memurları arasından) atayacaklar. Bu memurların listesini de Memur – Sen verecek!”

 

Afrin Harekatı ve ittifak tartışmaları

Çölaşan, siyasi iktidarın 7 Haziran’da oylarının düştüğünü farketmeseydi, aynı politikayı izlemeyi sürdüreceğini belirterek, “Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir... Asker bugün haklıdır. Ama, buraya vardırmamak, devlet politikasıdır. Vizyon ister” dedi ve ‘seçim ittifakı’ konusunda da şunları söyledi:

“Yönetimde istikrar, hep aynı siyasi iktidarın her şeyde hakim olması demek değildir. Seçimde, temsilde ve yönetimde adalet olmalıdır. Koalisyonları istikrarsızlığın nedeni görenler, şimdi koalisyon yapıyor. Temsilde adalet ilkesini yok ediyorlar. Keşke seçim barajı olmasaydı. Nispi temsil, en adil yöntemdir. Ama, şimdi BBP gibi yüzde 2 - 3 oya bile sahip olmayan partiler, meclise girebilecektir. Bence muhalifler de ittifak yapsınlar. O zaman silahlar-koşullar eşitlenmiş olur. CHP, İYİ Parti, SP, eğer vatanseverse, ideolojik farklılıkları bir kenara koyup bir araya gelsinler. Çünkü, öncelik vatan, Cumhuriyet Rejimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Biz siyasi parti başkanlarıyla görüşmelere başladık. Atatürk’ün, Cumhuriyet’in kurucu ilkelerinin güncel olduğunu savunuyoruz. Bu doğruları, tekrar gündeme getirmek, yaşatmak, Cumhuriyet Devrimi’ni tamamlamak zorundayız.

 

“Çok ağır şartlarda seçime gidiyoruz”

Çölaşan, 15 Temmuz’la getirilen OHAL’den ve 15 Nisan’daki halk oylamasından daha ağır koşullarda seçime gidildiğini vurgulayarak, şu uyarılarda bulundu:

“Türkiye, emparyalist işgal tehdidi altında. Vatan - Cumhuriyet - Demokrasi diyen herkes yan yana gelmelidir. Siyasi parti kimliğini öne çıkarmadan hep birlikte olacaksınız! Eğer siyasi partiler bu sorumluluğu almazlarsa, Cumhuriyet’i kaybetmenin sorumlusu olacaklardır. ‘Benim partim, adayım’ demeyecekler. Hangi partinin adayı orada güçlüyse, onu destekleyecekler. Meclis’te çoğunluğu bu ittifak almalı! Aralarında Cumhurbaşkanı’nın niteliklerini iyi belirlemeleri gerekir. Adaylardan, neler yapacağına ilişkin deklarasyon isteyeceğiz. İç ve dış politikayı toparlayacak, iç barışı kurup, laik - demokratik sistemi kuracağını, ekonomiyi düzelteceğini söyleyecek ... ‘Kararsızım, oy vermiyorum’ deme hakkımız yok.”

Tansel Çölaşan, elindeki ekonomik verileri okuyarak; AKP döneminde iç borcun yaklaşık dört kat, kamu borcunun üç kat, özel sektör dış borcunun yaklaşık 7 kat arttığını, işsizliğin yüzde 35 oranlarına vardığını, devletin 17 yılda, geçen 52 yıldan 10 kat fazla dış ticaret açığı verdiğini de açıkladı.

Açlık sınırının 1600 TL olduğunu belirten Çölaşan, “Halk bu sıkıntıları yaşarken, açlık çekerken, son 6 yılda milyonerlerin sayısı 100 binden 127 bine çıkmış” dedi.

Çin’in aslında Atatürkçü kalkınma modelini izleyerek, bugünkü gelişmişlik düzeyine ulaştığını söyleyen Çölaşan konuşmasını, “Ülkeyi tek bir kişinin imzasıyla bölecek yönetime fırsat vermemeliyiz. Bu bizim ‘İkinci Kurtuluş Savaşımızdır” sözleriyle tamamladı.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X