MİTSO Başkan Adayı Halil İbrahim Gülen’le Söyleşi

A. Coşkun EFENDİOĞLU -

MİTSO Başkan Adayı Halil İbrahim Gülen’le Söyleşi
Bu içerik 438 kez okundu.

Bilindiği gibi MİTSO Meslek Grupları seçimi 5 Nisan Perşembe günü yapılacak. Seçimlerde, halen oda yönetiminde olan Reşit Özer-Mustafa Yüksel ve Arkadaşları grubuyla, Halil İbrahim Gülen ve Arkadaşları grupları yarışıyor. Geçtiğimiz hafta, Sayın Reşit Özer’le bir söyleşi gerçekleştirmiş ve yayınlamıştık. Bu gün de Halil İbrahim Gülen’le bir röportaj yaparak, yönetime gemeleri halinde neler yapacakları konusundaki görüşlerini aldık.

 

C. Efendioğlu: Sayın Gülen, yönetime talipsiniz. Her yönetime talip olan aday ya da adayların yönetime geldiğinde yapmayı planladığı bir programı vardır. Ana hatlarıyla bu programa dair söylemek istedikleriniz nelerdir?

 

Gülen: Bir defa her şeyden önce bizi gazetenizde misafir ederek düşüncelerimizi almaya çalışmanızdan dolayı teşekkür ediyorum.

Bizim Ticaret ve Sanayi Odası’na aday olmamızın gerekçelerinin en başında direk üyelerimizi ilgilendiren konular bizim için çok çok önemli. Oradan başlamak lazım… Açılımı oradan büyüterek düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Milas iş dünyası olarak her şeyden önce bizim çok çalışmamız lazım… Güçlü olmak zorundayız. Birbirimize daha çok sarılmak ve birbirimizi daha fazla sevmek konumunda olduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Dolayısıyla biz üye odaklı, birbirine bağlı, hele hele Odanın üyeler arasındaki sevgi bağlarının çok daha güçlü olduğu bir konuma gelmesi adına yola çıktık, koşturuyoruz. Elbette bu sevgi bağlarının artması, birbiri arasındaki dayanışmayı ve paylaşmayı tetikleyecektir. Bunun da ötesinde ortak ticaretin doğmasına giden bir süreci başlatacaktır. Bizim ana hedeflerimizden bir tanesi, olmazsa olmazlarımızdan bir tanesi… İşte bunları yapabilmek için birden çok projemiz var. Detayına fazla girmeyeceğim ancak gelecekteki iş dünyası, gelecekte bunu taşıyacak ve sürükleyecek olan gençliğin, biraz önce saydığım niteliklerde ve ideal konumda olabilmesi için onların eğitim tarafını çok daha fazla önemsiyoruz. Bunları güçlendirmeye çalışacağız.

Bu Oda, 2700’e yakın üyesi olan ve bunların 1750’sinin de aktif olduğu bir Oda… Dolayısıyla ticaretin en çok konu edildiği ve yönlendirildiği, şekillendirildiği konumda olan bir Oda… Başka bir deyişle devasa bir sivil toplum örgütü… Bu Oda’nın bu kentte, bu coğrafyada yakın, orta ve ileriye dönük uzun vadede ticaretin şekillenmesinde birtakım fonksiyonları yüklenmesi lazım. Bu fonksiyonlardan biri, bizim yaptığımız tespitlere göre,  özellikle kıyı şeridindeki bölgemizin 2’nci konut olma hazırlıklarının içerisinde olduğunu görüyoruz. 2’nci Bodrum’u yaratacak olan Milas, bence çok ciddi bir şekilde ekonomisine yön verecek olan bu ana yapıya, bugünden kendini yavaş yavaş hazırlaması gerekir. Bunun için yapılması gereken çalışmaların detayları konusunda biz hızlı bir şekilde çalışıyoruz. Bu konunun ihmal edilmemesi gerektiğini düşünüyor ve çok önemsiyoruz.

Diğer taraftan bizim zenginliklerimiz çok fazla… Yani sadece kıyı şeridinde kalmayalım. Tarımda Milas, hatırı sayılır bir ekonomiye sahip. Turizmde keza aynı şekilde… Doğasıyla, topraklarıyla zengin olan bu Milas’ın, bu zenginlikleriyle, ekonomide daha büyük söz sahibi olması adına Ticaret ve Sanayi Odası olarak bizim sorumluluklarımız, ciddi manada yapılması gereken çalışmalar var.

Bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün yöneticilere hep teşekkür ediyorum. Bu çalışmalarda geç kalındığı gibi bir algı var, fakat ben hiçbir arkadaşımı eleştirel yaklaşmaktan yana değilim, tam tersi onların da bu konularda alın teri döktüklerinin bilincindeyim ve kendilerine her zaman minnet borçluyum. Sistemden kaynaklı sorunlar.. Yani haftada bir saat veya ayda bir gün yapılan meclis toplantısıyla veya yönetim kurulu toplantısıyla bu sektörlerin sorunları, bunca bölgenin sorunları veya ekonomik gelişmeler, girişimcilik ruhu konularında etkili bir çalışma olmayacağını biliyorum. Bu sistemle, bir saatlik yönetim kurulu toplantısıyla ya da 5-10 dakikalık meclis toplantısıyla bunları çözmeye olanak yok. Düşüncemiz, duruşumuz ne olacak diye merak edenler olabilir; biz Ticaret ve Sanayi Odası’nın üyeleri adına, bu bölge adına 7/24 görevde olması gerektiğini düşünüyoruz ve görevde olacağımızı bildiriyoruz. Mesaimizi bu alanda kullanırsak sorunların üstesinden geleceğimize inanıyorum.

Bu sorunları ana başlıklar halinde ifade etmek gerekirse, her şeyden önce bütün sektörlerde ara eleman sorunu çok fazla… Bu ara eleman sorunu kesinlikle çok fazla… Diğer kurum ve kuruluşlarla işbirliği içine girerek, bu sorunun çözümlenmesi gerekir ve bölge ekonomisi için çok yararlı olacaktır. Bu, hangi sektör olursa olsun, kanayan bir yaradır. Örneğin kısa bir zaman sonra tamamlanması planlanan organize sanayi bölgesinde 72 fabrika olacak. Ancak bu sanayi için kalifiye elemana ihtiyaç duyulcaktır. Bölgemizdeki işsiz gençleri buna hazırlamalıyız. Aksi düşünülürse, kaçınılmaz olarak yatırımcı, dışarıdan elaman getirilerek, istihdam sorununu çözme yoluna gidecektir.

Bunun ötesinde iş dünyasının sorunları aslında saymakla bitmez. Bizim, Milas ve Sanayi Odası olarak yapmamız gereken o kadar iş var ki; bunu burada bir saat, iki saat anlatsak bitmez.

Doğrudan ve yakın bir zamanda üyelerimize katkı sunacak olan ve bizim de can suyu dediğimiz çok önemli projelerimizden birisi de, acilen sözleşmeli danışmanlık bürosunu, MİTSO olarak, kendi bünyemizde kurmayı düşünüyoruz. Üyelerimizin çoğu, kurum ve kuruluşlardan, örneğin bakanlık fonlarından, GEKA’dan, KOSGEP’ten sağlanan desteklerden haberdar değil. Dolayısıyla bu konularda üyelerimizin ayağına giderek, yerinde/işyerinde sözleşmeli danışmanlık şirketlerimizle, birebir üye temaslı bilgilendirme yapacak, üyemize uygun kaynaklara nasıl ulaşılabileceğini ortaya çıkaracak, üyelerimizin bunlardan yararlanmalarını sağlayacağız.

Ayrıca, bizim bu kadar verimli toprağımız var diyoruz. 80 bin hektarlık tarım arazisi olan, bunun yarısı sulak ve verimli toprakları olan bir ilçenin vatandaşıyız. Bir taraftan toprağımız var, bir taraftan sulama barajımız var, arkasından birkaç tane daha barajın gelme ihtimalini de göz önünde bulundurursak; barajlar orada duruyor, toprak orada duruyor, insanlarımız ise kahve köşelerinde sabahtan akşama kadar zamanı boşa harcıyor. Vatandaşımız, genetiği bozulmuş, sağlık açısından çok da uygun olmayan gıdalarla beslenir hale gelmiş. Ne kadar acı bir şey! Toprağınız, suyunuz, insanınız var ama siz kamyonlar dolusu sebzeyi dışarıdan temin ediyorsunuz. Nedir? Çanakkale domatesi, nedir falan ilin domatesi… Pazara çıktığımız zaman artık bunları duymak istemiyorum. Milas’ın marka değerini arttıracak ve aşırı istihdam yaratacak devasa, Milas ekonomisini ikiye katlayacak böyle bir projenin diğer kurum ve kuruluşlarla elele verilerek, özellikle üniversiteyi devreye sokarak, büyükşehir belediyesini devreye sokarak yaratılmasını biz öncelik olarak görüyoruz. Çiftçi ekip biçmeli, emeğinin karşılığını almalı, Pazar sorunu yaşamamalı felsefesini her ortamda kullanıyorum. Bunun adı, ‘Alım garantili tarım.’ ‘Sürdürülebilir tarım.’ ve ‘İyi tarım.’. Bu konuyu daha fazla genişletmeye gerek yok, bu üç olgu bile Milas ekonomisine hatırı sayılır katkı sunacaktır.

Yine tarımla ilişkili olan bir başka konu da arıcılıktır. Milas’ın arıcılık konusundaki dünya çapında zenginliğini biz biliyoruz da, acaba ne kadar ileriye taşıyabiliyor, ne kadar ileriye götürebiliyoruz? Üzülerek söylüyorum, ne kadar Milas’ın markası olarak yukarılara taşıyabiliyoruz, bu bizim kanayan bir başka yaramız. Bunu da tedavi etmek için var gücümüzle çalışacağız.

 

C. Efendioğlu: Sanırım sadece arıcılıkta değil, örneğin zeytin ve zeytinyağında da benzer sorunlarımız var. İşte pek çok markamız var, coğrafi işaretimiz var ama hala dolum tesislerimizin olmadığından üreticilerimiz yakınıyor. Bölük-pörçük olduğu için de ne Türkiye, ne de dünya zeytinyağı piyasasında işlenmiş, şişelenmiş vaziyette büyük bir paya sahip olabilmişiz.  Bu konularda neler söyleyeceksiniz?

 

Gülen: Baştan şöyle söylemek lazım; biz 9’ncusunu hatta 15’ncisini yapacağımız tarım fuarlarını yaşıyoruz ve bizim çok önemsediğimiz bu kentin yıllardır ekonomisine katkı sunan zeytin ve zeytinyağı ürünleri konusunda hangi ülkenin, kaç ülkenin, bu işlerle iştigal eden şirketlerinin temsilcileri Milas’taki tarım fuarımıza geldi,  getirildi? Bu fuarlar, kendi içimizdeki döngüyü sağlamak için mi var? Bu fuarların, yeni teknolojilerle tarım üreticilerimizi buluşturmak yanında, ürünlerimizi iç ve dış pazarlara açmak için, dışarıya dönük yapıldığını düşünmek ve inanmak istiyorum. Kendi kendimizi kandırmayalım! Kendi kendimizi boşuna oyalamayalım! İçi bomboş laflarla bugüne kadar boşa zaman harcadık. Boşa geçen bu zamanı artık doluya çevirelim. Benim nazarımda fuarcılık bu bölgeye katkı sunan en büyük etkinliklerden bir tanesi… Ama içini doldurmamız lazım. Oda olarak benim görevim, misyonum budur. Dışarı ile entegre olmuş bir Milas’tır. Coğrafi işaret kadar anlam taşıyan başka bir yol bulunamazdı, emeği geçenleri tebrik ediyorum. Geçmiş zamanda ben de o imzayı atanlardan birisiyim ama bunun içinin doldurulması lazım… Ben hala daha pazara çıktığım zaman pet şişelerinin içerisinde ve güneşin bağrında satılan zeytinyağı görüyorum. Sizin coğrafi işaretiniz nerede kaldı? Milas Ticaret ve Sanayi Odası bu konuyu elbette önemsemeli ve kesinlikle bu projenin tamamen Milas Ticaret ve Sanayi Odası’nın olmadığını bilmeli… Bunun değişik ayakları var. Sen Ziraat Odası’nı, diğer zeytin ve zeytinyağı konusunda bir yığın zeytin geliştirme enstitümüz var, bunları atlayamaz, bunları hiçe sayamazsın. Bir masa etrafında bunlar toplanarak Milas zeytini ve zeytinyağının gelişmesi, güçlenmesi adına çok güzel projeler geliştirecek bir platform oluşturulabilir. Var mı bunlar, yaptık mı? Yapamadık.

Memecik cinsi zeytinden elde edilen zeytinyağı dünyanın (ben bunun da bizzat araştırmasını yaptım. İspanya, Yunanistan, gitmediğim yer kalmadı. Hep bunu araştırdım) en kaliteli yağıdır. Çok büyük bir gücümüz var. Ama, üzülerek söylemem gerekirse, darmadağın bir güç! Bütün üreticimiz kendi çapında bir şeyler elde etmeye çalışıyor. Peki Oda, burada daha değişik fonksiyonları bu alana yükleyemez mi? Bu ürünümüzü pazarlarken, biz İstanbul’a, İzmir’e hediye götürmeye çalışan insanlara bile hizmet edemeyecek konumdayız biz. Yerel ürün pazaryeri projesinin derhal gündeme getirilmesi gerekmez mi? Bunun için de Ticaret ve Sanayi Odası’nın, öncülük etmesi gereken bir sivil toplum örgütü olduğunu gözden uzak tutabilir miyiz?

Hangi ürünü doğru dürüst işleyen bir tesis var Milas’ta? Bir kilo yağın, 5 kilo zeytinden elde edildiğini düşünürsek, şu anda ortalama fiyatı 13 lira, hatta dökme zeytinin kilosu 10 liraya kadar düştü ama isterseniz 5 kilo zeytini 10 liradan 50 liraya satarsanız. Var mı böyle bir tesis? Zeytin ürünlerini işlemek üzere kurulmuş hangi tesisimiz var? Bugüne kadar Milas olarak, hangi konuda elele verdik, koordine olduk da her hangi bir şeyi başaramadık?

 

C. Efendioğlu: Aslında bazı firmalarımızın marka değeri aldığını, zeytinyağının litresini 50 liraya hatta 80 liraya sattığına dair duyumlarımız var. Aynı Memecik cinsi zeytin… Bu zeytinyağımızı sadece hediyelik olarak götürmeye hitap edecek durumdan, hem Türkiye pazarında, hem de Avrupa veya ABD pazarında aranan ve yüksek fiyattan pazarlama sorununu da ortadan kaldırmak gerek. Küçük ölçekli firmaların sanırım buna güçleri yetmiyor. Sanırım sizin de demek istediğiniz bu anlamdaki bir birlikteliği sağlamak.

 

Gülen: Aslında birazdan başka bir tarafa da gideceğiz, balıkçılık sektörümüz de var ve orası da kan ağlıyor. Orada aynı şeyler gündeme gelecek. Buradaki üreticimizi gerçekten her alanda, her sektördeki üreticimizi ben tebrik ediyorum, kutluyorum ama bunları daha koordineli, bir güç haline gelmesi için yönlendirecek olan bir Ticaret ve Sanayi Odası’dır. Diğer kuruluşlarla işbirliği yaparak bunları sağlayacak olan Oda’dır. Maalesef bu konularda biz çok çok eksiğiz. Sadece coğrafi işareti almak bu işin tamamıyla başarıldığı anlamına gelmez. Bir emektir, bir değerdir saygı duruyorum. Olması gereken bir çalışmaydı, yapıldı. Öyle Avrupa Birliği standartlarını yakalamak adına bir hamlemiz olmalı mı, elbette olmalı ancak dönüp baktığımız zaman bu ürünün elde edilmesinde geçen safhaları düşünürsek, oralar da elimizi yakıyor. Zeytinliklerimiz bakımlı mı mesela? Bizim meyilli arazilerimizde, dağlarımızda toprak kalmadı. Erozyonla gidiyor. Zeytinin dibi topraksız kaldı. Sofa dediğimiz bir olay vardır. Zeytinin etrafına sofa çekersiniz, toprağın zeytinin dibinde kalmasını sağlarsınız. Bunun için bir proje üretip bu zeytini koruma gibi, ürünü geliştirme gibi, ürünün kalitesini arttırma gibi bir projeyi kimin yapması gerekiyor? Oturup bu konularda koordineli bir çalışma yapılamaz mı? Olmayan bir şeyi konuşamazsınız! Ancak var olan bir şeyi konuşursunuz. Zeytin, kanser olmuş bir insan gibi, hastalıktan bağırıyor, rahatsız! Bunun tedavisi için kimlerle koordineli çalışacağımızı oturup bir masanın etrafında toplanabildik mi? Böyle bir çalışmamız var mı? Varsa ben o çalışmayı yapanları kutluyorum. Zeytinyağı fabrikaları diyoruz! Ben ilçemizde bir zeytinyağı fabrikası göremiyorum. Bu nedenle bu işletmelere fabrika denilmesini de istemiyorum. Çünkü fabrika dediğin zaman gıda mühendisi bulunduracak, bilmem kaç kvk elektrik bağlatacak, bilmem kaç kişiyi istihdam ettirecek… Bunları biliyoruz ve de anlıyoruz da zaten bu işletmeler ayakta zor duruyor. Dolayısıyla gidip bunları yerinde görmek gerekiyor. Bunları masa başında oturarak göremezsiniz. Bu insanlar ağlıyor, perişan. Neredeyse alın malımı, kurtarın canımı diyor.

 

C. Efendioğlu: Fabrika, zeytinin yıkanmasından, sıkılmasına, saklanmasından depolanmasına, şişelenmesinden pazarlanmasına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bu düzlemde baktığımız zaman bizim buradaki işletmelerimiz fabrika yerine, işlikler anlamındadır.

 

Gülen: Aynen öyle! Bu işletmelerin sahipleri öyle çok varlıklı, zengin birer işletmeci gibi görülüyor. Oysa bunlar özveriyle çalışan, fedakârlık yapan, alınteri döken kişiler. O işletme sahiplerinin her birinin bir halini görün! O insanlar 24 saat ayakta! El nasırlaşmış, ayaklar nasırlaşmış… Zeytin ve zeytinyağına o kadar bir emek veriliyor ki biz bunların yanında durmak zorundayız. Bunlara sahip çıkmak zorundayız. Maalesef yeteri kadar çıkamadık.

 

C. Efendioğlu: Kuşkusuz Milas Ticaret Odası’nın ticaret hayatına dair el atması gereken birçok konu var. Aynı zamanda Bodrum Yarımadası ticari hinterlandının geçiş noktası, geçiş yollarındayız. Hepsini ele almamız mümkün değil ama ana başlıklar halinde bu söylediklerinize eklemek istediğiniz, özellikle yönetime gelme talebinde bulunmanız anlamında, farklılık düzleminde neler söyleyebilirsiniz?

 

Gülen: Aslında söylenecek çok şey var, ama özet olarak şunu söylemek istiyorum; Milas Ticaret ve Sanayi Odası, iş dünyasının şekillenmesinde ana unsur, en büyük sivil toplum örgütüdür. Her şeyden önce sevgiyi, barışı, güzelliği üyeleriyle paylaşırsa, büyük bir aile çatısını kurabilirse, bu aile çatısı içerisindeki ahengi düzenleyebilirse, motivasyonu sağlayabilirse yeni fikirler, yeni girişimcilik ruhu, yeni bir atılım sağlayabilir. Söylediğiniz gibi, bulunduğumuz coğrafyaya ben de rüzgâr tepesi diyorum, her gelen geçen rüzgâr Milas’a vuruyor. Dolayısıyla iş adamını, iş dünyasını koruma adına 24 saat ayakta durmamız lazım. Aksi takdirde gücümüzden bir şeyler kaybetmiş oluruz.

 

C. Efendioğlu: Çok teşekkür ediyorum. Sayın Reşit Özer ile de daha önce bir röportaj yapmıştık. İstedik ki sizinle de böyle bir söyleşiyi seçimlerden önce yapalım. Düşüncelerinizi hem kamuoyuna, hem de üyelerinize ulaştıralım istedik. Bir kez daha teşekkür ediyorum.

 

Gülen: Ben de görüşlerimi sizin aracılığınızla paylaşma fırsatı bulduğum için ve bu fırsatı bana verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X