23 Nisan mesajları …

ÖNDER Haber / Melih KAŞKAR -

23 Nisan mesajları …
Bu içerik 306 kez okundu.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve TBMM’nin kuruluşunun 98’inci yıldönümü dolayısıyla Gazetemize dün ulaşan mesajlar şöyle …

 

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezi

“Millî Egemenlik öyle bir ışıktır ki, karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur”

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun!

Ulusal Egemenliğimizin simgesi Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 98. yılını kutluyoruz. Buna bağlı olarak yeryüzünde çocuklara armağan edilmiş tek bayram olan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı da coşkuyla kutluyoruz. Bu bayramı başka kutlamalarla karartma çabalarına rağmen …

23 Nisan Çocuk Bayramının önüne Ulusal Egemenlik kavramının eklenmiş olması son derece anlamlıdır. Türk ulusu 98 yıl önce ilk kez bir padişahın egemenliği yerine “Ulusun Egemenliği” kavramını getirmiştir. “Ulus Egemenliği” yerine tek adam egemenliği isteyenler bu nedenle bu bayramdan hiçbir zaman hoşlanmamışlardır. Hoşlanmama, giderek tavır almaya dönüşmüş, diğer ulusal bayramlara da genişlemiştir. Yurdumuzun kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün anısı önünde saygı duruşunda bulunmayı “sap gibi dikilmek” olarak niteleyebilmişler, her ulusal bayramda bir mazeret üretmişlerdir. Bu mazeret gün gelmiş sağlık sorunu, gün gelmiş deprem, gün gelmiş terör olmuştur.

Ulusal Egemenlik kavramına karşı olanlar, yıllar boyunca bu bayram kutlamalarını karartmak için FETÖ liderinden ödünç aldıkları “Kutlu Doğum Haftası”nı icat etmişlerdi. Fakat aynı FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminde başları sıkışınca Ulusal Egemenliğin simgesi TBMM binasına sığınmışlar, parti merkezlerine Atatürk’ün dev posterini asmak zorunda kalmışlardır.

Ulusal bağımsızlığımızı savunmanın tek yolunun Ulusal Egemenlik kavramının simgesi olan TBMM olduğunu kabul eder görünmüşlerdir. Ancak ne yazık ki darbe girişiminin üzerinden bir yıl bile geçmeden meclisi işlevsizleştirecek Anayasa değişikliğini seçim hileleri ile dayatıp yasallaştırmışlardır.

Büyük bir askeri deha olan Mustafa Kemal Paşa, Birinci Paylaşım Savaşı sonucunda işgale uğrayan yurdumuzu kurtarmanın yolunun bir ordu kurmaktan daha önce, Ulus Egemenliğinin simgesi meclis olduğunu kabul ettirerek Anadolu’da kongreler düzenledikten sonra Ankara’ya gelerek Büyük Millet Meclisini kurmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, savaşın ateşine, İstanbul’daki Padişahın ihanetine, Meclisteki sert muhalefete rağmen Meclisi çalıştırmaktan asla vazgeçmemiştir. Ulus iradesi hep egemen kılınmıştır.

Bu nedenle 20 Ocak 1921 tarihinde kabul edilen Anayasamız, “Egemenlik bila kaydı şart milletindir” şiarını kabul etmiş ve bu sözü meclisin duvarına asmıştır.

Ulusal Kurtuluş Savaşımız sadece işgalcileri bozguna uğratmamış, aynı zamanda Ulusal Egemenliğin esaret zinciri İstanbul’daki kukla Osmanlı rejimini de yenilgiye uğratmıştır. Bu nedenle zaferden hemen sonra, 1 Kasım 1922 günü Mecliste Mustafa Kemal Paşa bir sıranın üzerine çıkarak şu devrimci sözlerle saltanatın kaldırılmasının önünü açmıştır:

“Egemenlik hiç kimsece, hiç kimseye, bilim gereğidir diye görüşmeyle, tartışmayla verilmez. Egemenlik güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk Ulusu’nun egemenliğine el koymuşlardır. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi Türk ulusu, bu saldırganlara ‘artık yeter’ diyerek, egemenliğini eylemli olarak kendi eline almış bulunuyor!”

Atatürk bu sözleri özellikle seçerek söylemiştir. Başkomutanlık Muharebesinin 2. yıldönümünde Afyon’da şunları söylemiştir:

“Efendiler, milli egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş olan kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar. Avrupa’nın ortasından, ta doğunun diğer ucundaki binlerce senelik memleketlere bakacak olursak, Osmanlı İmparatorluğunun hak ettiği sonu daha güzel anlayabiliriz.

“Arkadaşlar, saraylarının içinde Türk’ten başka unsurlara dayanarak, düşmanlarla birleşerek, Anadolu’nun, Türklüğün karşısında yürüyen çürümüş gölge adamlarının Türk vatanından sürülmeleri, düşmanların denize dökülmesinden daha kurtarıcı bir harekettir. Türk milletinin atalarının kutlu emaneti olan bu topraklarda tam anlamıyla efendi olarak yaşaması; ancak o lüzumsuz ve manasız olmaktan başka, varlıkları tam zarar ve felaket olan makamların yok edilmesiyle mümkün olabilirdi.

“Efendiler, onlar yüzünden Türk vatanını ve Türk milletinin geçirdiği acıları, üzüntüleri hissetmemiş bir ferdimiz yoktur. Bu kadar üzüntüler ve kötülükler geçirdikten sonra elbette Türk öğrenmiştir ki, vatanı yeniden yapmak ve orada mutlu ve hür yaşayabilmek için mutlaka egemenliğine sahip kalmak ve Cumhuriyet bayrağı altında bütün çocuklarını toplu ve dikkatli bulundurmak gereklidir.”

Ulusal Egemenliğin temsil makamında oturup “Ulusal Egemenlik” kavramına karşı olmak, Meclisi işlevsizleştirip yeni saraylar inşa etmek, dünün Osmanlıcılarını kurtaramadığı gibi günümüzün Osmanlıcılarını kurtaramayacaktır.

Daha dün, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını FETÖ’nün “Kutlu Doğum Haftası” icadı ile karalamaya çabalayanlar şimdi, aynı zamanda Kurtuluş Savaşının kahramanları olan askerlerimizin İngilizleri yendiği Kut-ül Amare zaferini, karatma malzemesi olarak kullanıyorlar. Türk Ulusu, tarihteki hiçbir zaferlerine saygısızlık etmez. Ancak Ulusal Egemenlik kavramına sahip çıkmayanları da affetmez.

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun …

 

Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı

23 Nisan, hanedan sultasından milli egemenliğe geçişin miladıdır

23 Nisan 1920, emperyalizmin, Anadolu ve Trakya’dan da kazıyarak ebediyen yurtsuz bırakmak istediği bir milletin haklı isyanıdır.

23 Nisan 1920, gözü doymaz sömürgecilerin, ŞARK MESELESİ olarak adlandırdıkları, Osmanlı’nın tasfiyesi projesine karşı ŞARKIN kıyamıdır.

23 Nisan 1920, Mütareke İstanbul’unda 16 Mart 1920’de işgalcilerce basılarak vekilleri tutuklanan, faaliyeti engellenen MECLİS-İ MEBUSAN’ın Anadolu bozkırında, haftası geçmeden alınan rövanşıdır.

23 Nisan 1920, işgalcilere karşı verilecek istiklal mücadelesinin meşruiyet organı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yasama faaliyetinin başlangıcıdır.

23 Nisan 1920, Meclisi basılıp mebusları tutuklanırken susan Mütareke İstanbul’unun utancına, Milli Mücadelenin kalbi Ankara’nın cevabıdır.

23 Nisan 1920, işgale karşı direnişin yerel meşruiyet organları kongrelerin ve Müdafaayı Hukuk Cemiyetlerinin, tekmil milleti ve memleketi kucaklayan ulusal meşruiyet organına dönüşmesinin ilanıdır.

23 Nisan 1920, 19 Mayıs 1919’da 9. Ordu Müfettişi olarak atılan ilk adımın, 23 Temmuz 1919 Erzurum ve 4 Eylül Sivas Kongrelerinde Heyet-i Temsiliye Reisine dönüşmesinin ardından, TBMM’nin oybirliği ile REİS PAŞA seçilmesiyle devamıdır.

23 Nisan 1920, mülkün sahibinin tebaalığından yurttaşlığa, hanedanın tahtta oturan varisinin kulluğundan bireyliğe geçişinin simgesel tarihidir.

23 Nisan 1920, kimilerinin post modern makyajla yeniden gündeme getirmek istedikleri monarşinin, bir daha dirilmemek üzere tarihin mezarlığına defnediliş tarihidir.

23 Nisan 1920, post modern saltanat rüyasıyla, dünya gerçekliğinden tamamen kopmuş kimilerinin nafile hülyasına tarihin cevabıdır.

23 Nisan 1920, Kurtuluş Savaşının Gazi Meclisinin ve o Meclisin İstiklal Madalyalı Gazi Vekillerinin, bugün aynı çatı altındaki haleflerine, EGEMENLİGİN BİR KİŞİYE VE BİR ZÜMREYE DEĞİL, TÜRK MİLLETİNE AİT OLDUĞUNUN vicdan ve namus ihtarıdır.

 

AK Parti Muğla İl Başkanı Kadem Mete

TBMM’NİN kuruluşunun 98 yılı

Tarihi, şanla zaferle dolu olan aziz milletimiz, millî iradenin tecelli ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 98’inci yılını kutlamanın mutluluğunu yaşıyor.

Ülkemize, insanımıza ve kutsal bildiğimiz vatan toprağına karşı yapılan hayâsızca saldırılar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yürütülen milli mücadele ile sonuçsuz kalmış, vatanımızı işgale yeltenenler, geldikleri gibi gitmişlerdir. Milli mücadeleyi bizzat yöneten, canları pahasına mücadele veren Meclisimiz, hiç şüphe yoktur ki en büyük sorumluluğu üstlenmiştir.

Bağımsızlık mücadelemizde böylesine önemli bir yere sahip olan Meclisimizin kuruluşunun 98’inci yılının hayırlı olmasını diliyorum. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Şehit ve Gazilerimizi rahmetle, minnetle yad ediyorum.

Çocuklarımıza armağan edilen müstesna gün vesilesi ile ülkemiz ve dünya çocuklarına sağlık, mutluluk ve başarı diliyor, günlerini yürekten tebrik ediyorum.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X