Okullar açılırken …
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Okullar açılırken …

Bu içerik 350 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Eylül sabahının serinliğini / Yaprakların serinliğini / Ciğerlerime dolduruyorum / Sessizlik ve serinlik / Birleşiyor / Yıkanmış güvercinler / Ve çok uzakta bir tren sesi / Her zaman yeniden başlamak duygusu / Doğuyor içimde / Her uyanışımda / Düşmanlarımı bağışlıyorum / Daha çok seviyorum dostlarımı / Her uyanışımda / Eylül sabahının serinliğini / Yaprakların serinliğini / Yüreğime dolduruyorum”

Ataol BEHRAMOĞLU

Eylül; okul ayıdır, yaz bitiminde hayatın tekrar yoğunlaştığı, şairin dediği gibi “yeniden başlamanın”, hayata dair koşturmaların, umutların yoğunlaştığı aydır. 18 Eylül 2017 tarihinde, yaklaşık 20 milyon çocuğumuz ve yine yaklaşık bir milyon öğretmenimiz yeni öğretim yılına umutla merhaba diyecek. Yazıyı yazarken 17 Eylül 1962’de ilkokula, 16 Eylül 1967 yılında ilköğretmen okuluna başladığım o muhteşem günleri ve heyecanımı anımsadım. Aydınlanmaya yani aklımızı kullanmaya cüret etmeye, akıl ve bilime merhaba demiştik o günlerde…

2017 - 2018 eğitim - öğretim yılına girerken çok mutlu muyuz? Umutlu muyuz? Yanıtları hayır… Kaygılarımız, endişelerimiz mi var? Kocaman evet… Ülkenin her köşesinde yurttaşlar, demokratik kitle örgütleri yan yana gelerek laik, demokratik, bilimsel eğitimle ilgili paneller yapıyor, çalıştaylar düzenliyor ve “ne yapmalı”yı konuşuyor… Ülkenin yüzde ellisi kaygı içinde…

Türkiye, bir akıl tutulması yaşıyor. Eğitim politikalarına yön verenler, ülkenin ve çocuklarımızın geleceğini karartıyorlar. Eğitimi dinselleştirerek, eğitimi tarikat ve cemaatlere bırakarak kafalarındaki kuşakları yetiştirerek tek sesli toplumu hedefliyorlar. Bir toplum mühendisliğiyle ülkeyi yeniden şekillendirerek iktidar tabanlarını genişletmek istiyorlar! Gerçekten bu anlayışla ülkemiz çağdaş bir toplum, demokratik bir toplum, barış içinde birlikte yaşayan bir toplum olabilir mi? Kesinlikle olamaz…

Bu yıl İlahiyat fakülteleri, kontenjanlarının hepsini doldurdu. İslami Bilimler Fakültesiyle beraber birinci, ikinci öğretimlerine yaklaşık 25 bin öğrenci yerleşti. Ülkedeki tüm fizik bölümlerine ise 725 öğrenci yerleşti. İmam Hatip lise ve orta okullarında okuyan öğrenci sayısı, ayrımcı devlet ve burs desteği ve tarikat ve cemaatlerin çalışmasıyla yaklaşık 1.5 milyonu buldu. Tüm okulları imam hatip liselerine dönüştürmeye yönelik diğer okulları dışlayan eğitim politikaları ülkede barış ve adalet üretmez…

Tüm bu eğitim politikaları gösteriyor ki, Türkiye çok hızlı bir şekilde uygar dünyadan, akıl ve bilimden uzaklaşıyor. Türkiye yeni çağın araçlarıyla orta çağa evriliyor. Ulusal Kurtuluş Savaşı gibi haklı bir savaş sonrası kurulan Cumhuriyetimizin tüm kazanımları örseleniyor, herkesi birleştiren, özgürlüklerimizin teminatı olan Cumhuriyetimizin temeli olan laiklik ilkesi yok sayılıyor.

Bunlar nasıl yapılıyor? Tüm okul yönetimlerine İlahiyat ya da İmam Hatip Çıkışlı yöneticiler atayarak. Ana okullarına kadar, pedagojinin evrensel ilkeleri yok sayılarak konulan din dersleriyle, müfredatın değiştirilmesiyle ve parti devletinin tüm araçlarıyla… Böyle bir eğitim sisteminden özgür insanın, hayata akıl penceresinden bakan özgür bireylerin yetişmeyeceği çok açık.

Ne yapmalı? Laik, demokratik, bilimsel eğitimin önemini, ülkede hiç kimsenin din ve cami ile sorununun olmadığını topluma anlatmalıyız . Cami ve okulun, işlevleri farklı iki önemli kurum olduğunu topluma anlatmalıyız. Cami ve okulun işlevi karışırsa ülkenin rotasının kanın ve iç savaşların yaşandığı Ortadoğu’ya döneceğini anlatmalıyız. Yoğunlaştırılmış din eğitiminin, müfredata konulan din için savaş anlamına gelen cihat kavramlarının İŞİD ve El Kaide’ye taban yaratacağını konuşmalıyız. Unutmayalım ki “Bilim tartışır, hep sorgular, araştırır. İnanç ise hep kabul eder, tartışmaz, olguyu kutsallaştırır”. Eğitimin, yurtların, tarikat ve cemaatlere bırakılmasına, FETÖ olayını örnekleyerek itiraz etme noktasında olmalıyız. FETÖ olayından ders çıkaramazsak ülkemizin karanlık bir sarmala doğru yol alacağını unutmamalıyız.

Son söz, “liyakat” ile ilgili… Liyakatın dışlandığı, vasatlığın, tutuculuğun kurumsallaştığı bir Türkiye yaşıyoruz. Okulların açıldığı bir haftada daha güzel şeyler paylaşmayı çok isterdim. Bu ülke hepimizin… Bu ülkede farklı düşünerek yaşamanın yollarını üretmek erdemdir. Ülkenin yarısını dışlayarak dinselleştirilmiş eğitimi yurttaşlara dayatmak insan hakları ihlalidir, adalet ve vicdanları kanatan yaklaşımlardır.

Okullarımızdan ulusaldan evrensele umutların, sevgilerin, başarının, sanatın, kültürün ve bilimin ışığının yayılması dileğiyle, başarılı bir öğretim yılı diliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X