Ne olmuş yani gece ıslık çalsam?
Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ...

Ne olmuş yani gece ıslık çalsam?

Bu içerik 231 kez okundu.

düşünen ayna ... / Av. Aytül ÖZTURAN YILMAZ

Ne varsa eskilerde varmış. Her sözleri ‘giriş gelişme sonuç’ içeriyormuş. Gayet bilimsel, aynı zamanda gayet de geleneksel. Bir mantığa oturtamadığımız ama yine de büyüklerimizin söylemiş olmasından kaynaklı olarak korkarak uyguladığımız, belki de kural olarak gördüğümüz ve kuralları çiğnemek için yanıp tutuştuğumuz dosdoğru kalıp sözler …

“Gece sakız çiğnenmez” derler mesela.

Bu ağız aktivitesi neden saatlerle sınırlı olsun ki?

Çocukların eğlencesi, yap balonu patlat gitsin. Ama öyle olmuyor işte. Gece çiğnenemiyor bu icat. Neden?

Çünkü maazallah boğazına kaçarsa, o devirlerde gece doktoru nereden bulacaksın? Gizli sonuca yönelik bir söz.

Bir diğer gece yapılamayan, temizlik ile ilgili bir aktiviteye yönelik sözümüz: “Gece tırnak kesilmez.”

Söylenen döneme göre düşünmekte fayda var. Elektrik yok, şarjlı manikür pedikür setleri yok. Kestiğiniz tırnak halıya sıçrayıp sonsuzlukta kaybolabilir, nerden bulacaksın değil mi

Ee gerekli şavk da yok, etini kesmek istemezsin. Sebep tamamen bu olmasına rağmen “neden?” sorumuza karşılık, korku dolu çeşitli cevaplarla korkutulduk.

Bir diğer söz okulda, evde sandalyede otururken ayaklarımızın yere değmediği dönemden geliyor: “Otururken bacak sallanmaz.”

Hem de bunun karşılığında sallamayalım diye, “annen baban ölür” şeklinde yine korkutulduk.

Minicik çocuğu dehşete düşürmeye değer mi?

Sözün çıkış dönemine göre değiyormuş demek ki. Ya bacağını sandalyenin bacağına çarparsan, morarırsa, kırılırsa…

Yollara akan deterjanlı, yağlı ya da köpüklü suların üzerinden geçerken “destur” denildiğini duydunuz mu?

Ne ilgisi var diye elin çenende düşün işin yoksa. Aslında basit bir amaca hizmet ediyor; bastığın yere dikkat et diyor burada söyleyen kişi. Kayıp düşersin, yürüme hızını düşür, dikkatli geç diyor.

Yani, şeytanla cinle periyle bir ilgisi yok.

Alt mesaj kaygısı içeren, yazın ortasında dahi uyurken annelerimizin koşarak üzerimize yorgan örtmesi şeklinde vücut bulan “Uyuyan kişinin üstüne kar yağar” sözü vardır mesela.

Diyor ki hava sıcak olsun soğuk olsun ne olursa olsun belini, ayağını sıcak tut. Yoksa karla fırtınayla pek bir ilgisi yok. Benim gibi Milaslı minik bir çocuğun hayallerini tahmin edebilirsiniz. Üstüm açık uyuyayım da kar neymiş göreyim hayalleri… Büyüyünce komik ama küçücük dünyanda heyecanlı bir durum.

Bambaşka bir sözümüz; “Birinin elinden bıçak alma, kavga edersin”.

Nedensellik bağının nedenselliksizliğinin, alakasızlığın adeta sözlük anlamı. Siz öyle zannedin. Ama yine bizi düşünen nadide bir uyarıdır bu.

Bıçağı alırken elin kesilebilir, dikkat et diyor burada da söyleyen kişi. En güzeli kesici aleti bir yer koy, alan alsın, başıma iş çıkarma anlamında.

Bu gibi örnekler aklımda sıralandıkça hepsinin aynı kapıya çıktığını farkediyorum.

Sağlık, dikkat, sağlık, dikkat…

Korkutmasalar iyiydi de hepsi iyiliğimize söylenmiş sözler.

Yaşamak ancak nefes alarak oluyor ya, bu durumda hayatın dikkatten ibaret olduğu doğrudan söylenince bir kulaktan girip diğerinden çıkıyor. Bunu bir şekilde somutlaştırınca akılda kalıyor.

Yemeğini yemeyen çocuğunuzun arkasından kovalayan yumurtalar, brokoliler düşünebiliyor musunuz?

Yine aynı şey. Büyümek için yemek zorunda. Böyle söyleyince anlamıyor ama yumurcak. İlla absürt hayaller kurdurtacağız miniklere.

Her şey bir tarafa hepsi tecrübeyle sabit kim bilir daha ne gibi örnekler çıkacak düşününce.

Yenileri de icat edilmiyor galiba. Mesela, “cep telefonun başucunda uyursan sabah köpekler kovalar” diye bir şey duymadım. Duymadığım için de her gün bol bol radyasyon almaya devam edeceğim gibi duruyor.

Akıllandık mı, bilimselleştik mi, aptallaştırıldık mı bilmiyorum ama siz yine de “kapı içinde dururken su içmeyin” ne olur ne olmaz.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X