Bergama’da Köy Enstitülerini ve Halk Oyunlarını konuşmak
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Bergama’da Köy Enstitülerini ve Halk Oyunlarını konuşmak

Bu içerik 253 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

Bergama Belediyesi, 25 - 26 Ağustos 2017 tarihleri arasında “Zeybek Festivali” düzenlemişti. Festivaldeki panelde 25 Ağustos 2017 Cuma günü “Kozaklı Hasan Çakı Efe, Halk Kültürü ve Köy Enstitüleri” başlıklı bir konuşmayla katkı yaptık.

Köy Enstitüleri, halk oyunlarını, zorunlu çalgı eğitimini eğitim dizgesine katan ve halk kültürünü temel alan eğitim kurumlarıydı. Son dönemlerde çok sık açıklamalarda bulunan bazı müftü ve imamların verdikleri fetvalarda (!) kızlı erkekli oynanan ve yüzyılların imbiğinden geçen halk oyunlarını, “zina” olarak tanımlayan absürd açıklamaları vardı. Bergama’ya gittiğimiz günlerde de halk eğitim merkezlerinde halk oyunları kurslarının durdurulduğuna ilişkin bir genelge yayınlanmıştı. Bu genelgeyle ülkedeki eğitim, kültür kazanımlarını geriletmeye, Cumhuriyet iklimini dönüştürmeye yönelik yoğun girişimlere yeni biri de eklenmişti...

Köy Enstitülerinin kuramcısı, uygulayıcısı İsmail Hakkı Tonguç, “Yüzlerce öğrenci enstitü sınırları içinde çalışmaya başlayınca bir taraftan kazma sesleri, bir taraftan motor uğultusu, müzik dersliğinden mandolin sesi duyulur; hareket, canlılık, neşe, kahkaha her tarafı sarardı. İşlere saldıranların karşısında zorluklar yok olur; hamle kuvveti tembelliği, uyuşukluğu ortadan kaldırır, bunların yerine eser yaratma zevki geçerdi” ifadeleriyle enstitü yaşamının dinamizmini bize aktarır. Köy Enstitüleri programlarında beden eğitimi dersi “ulusal oyunlar, jimnastik ve spor” olarak tanımlanmıştı. Enstitü eğitiminde halk oyunları için “Ulusal oyunlar gereksinmelere göre hazırlanan çalışma programlarıyla, sınıflara sırayla gösterilecek ve öğretilecektir. Önce enstitü bölgesi içindeki köylerde yaşamakta olan ulusal oyunları öğrenciler iyice öğrendikten sonra öteki enstitülerdeki oyunların öğretilmesi sağlanacaktır. Oyunların tüm öğrenciler tarafından oynanması yoluyla onlarda ulusal duygu ve hareket eğitiminin kökleşmesi, ritm estetiğinin kazandırılması, eğlenme zevk ve coşkusunun aşılanması sağlanacaktır. Toplumda neşe yaratacak bu alışkanlıkların enstitülerde gelişerek öğretmen adayları yoluyla köy toplumuna yeniden götürülmesi amaçlanacaktır. Oyunların öğrencilere tam anlamıyla teknik ve estetik olarak öğretilmesi için iyi bilen öğrenci ve öğretmenlerden, köylerin ünlü oyuncularından yararlanılacak, kendi yöresinin oyunları kadar öteki enstitü oyunlarının da öğrenilmesi için yetişmiş oyuncular enstitülerce çağrılacaktır” ifadeleriyle amaçları belirlenmiştir. 21 Köy Enstitüsünde binlerce gencin sabah saatlerinde ortak ritmle zeybeğe durması 1940’lı yıllarda Türkiye’nin yeni insanının davranışı olarak tanımlanıyordu.

19 Mayıs 1945’te Hasanoğlan Köy Enstitüsü halk oyunları ekipleri ilk kez Ankara 19 Mayıs Stadyumunda Spor Başı Sıtkı Şanoğlu’nun yönetiminde 500 kişilik oyun ekibi ve onların müziğiyle yer alırlar. Oyun Başkanı Zekeriya Kayhan’ın işaretiyle davulun vuruşları ve akordeonlardan arka arkaya boşalan Bengi, Arpazlı ve Dağlı zeybeklerinin müziğiyle havalanan kızlı - erkekli oyuncular, stadyumu dolduran halkı kendi ritmine ve sesine ortak etmişti. Ankara halkı, halkın sesiyle ve ritmiyle ilk kez bütünleşiyordu... O güne kadar stadyuma ulusal oyun ve ritmler hiç girmemişti. Hasanoğlanlılar, yüz yıllardır bir yerlerde sıkışıp kalmış halk kültürünün kapısını açmış, o tanıdık sesi ve ritmi stadyuma getirmişti. Bu etkinliklerin öteki gösterilerden ayrımı, yalnızca seyretmeye değil, herkesin katılımına açık olmasıydı. Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlı Pakize Türkoğlu Öğretmen o günü böyle aktarıyordu.

Gazeteci Ahmet Emin Yalman 1940’lı yıllarda yaptığı Çifteler Köy Enstitüsü ziyareti sonrasında “… Öğrencilerin yüzlercesi birden akordeon, davul vb. çalgılar eşliğinde halk oyunlarına duruyorlar. Oyunu yöneten öğrencinin müziğin ritmine uyarak “Kollar!...Hoppa!...Çapraz” gibi yönlendirici sözlerle arkadaşlarını harekete geçirip kıvraklaştırması sırasında gençlerin bedensel ve duygusal davranışlarıyla müzik arasındaki coşkulu alışveriş gözlerimi yaşarttı, bir kültür denizinde yüzdüğümü duyumsadım” diyerek gözlemlerini aktarırken Gönen Köy Enstitülü Fakir Baykurt; “Önce kendi yakın çevremizden, sonra yurdun öteki bölgelerinden derlenmiş oyunları 1200 kişi birden oynardık. Mandolinler, akordeonlar çalınır, davullar zurnalar vurulurdu. İyi bilen arkadaşlar ortaya çıkardı, üçer üçer çok geniş bir halka çevirirdik. Buna göre yapılmış alanlarımız vardı. Gümbür gümbür bütün oyunları ayrı figürlerle oynardık. Bizim o yanlar zeybekler yöresidir. Toprağa 1200 ayak birden vururduk. 1200 ayak birden kırardık” ifadeleriyle enstitülerdeki halk oyunları heyecanını anlatır. Köy Enstitülerindeki halk oyunları duyarlılığı 1954 - 1974 yılları arasında ilköğretmen okullarında da aynı heyecan ile sürmüştür.

Hasan Çakı Efe, Bergama Kozak köyünden, yetenekli, zeybek oyunlarını çok iyi oynayan ve bunları önceleri ilk kez 1937’de başlayan Bergama kermeslerinde büyük bir beğeni ile sergileyen bir yerel halk dansçısıdır. Bergama Halkevinde Milli Oyunlar Öğretmeni olan Çakı Efe’nin Bergama Kermeslerindeki performansı, Kızılçullu Köy Enstitüsü yöneticileri tarafından hemen değerlendirilir ve “Usta Öğretici” olarak enstitüye alınır… Efe, 28 farklı oyunu enstitülere taşımıştır. Çakı Efe; daha sonraları Savaştepe, Arifiye, Ortaklar, Hasanoğlan ve Düziçi Köy Enstitülerindeki öğrencilere bu zeybekleri öğretir. Oğlu Feyzullah Çakı da Kızılçullu Köy Enstitüsünden öğretmen olarak mezun olur. Kızılçullu 1946 çıkışlı Fahri Başer, “Ben 1941’de Kızılçullu’da öğrenci oldum. Hasan Çakı Efe haftada bir saat olan milli oyunlar dersimizin öğretmeniydi. Bize her hafta yeni bir oyun öğretirdi. Diğer enstitülere gittiğinde onun yerine Kasnak Efe dersimize geldi. Enstitüde bekar öğretmenler için odalar vardı. Orda kalırdı. Bizimle iletişimi çok iyiydi. Gönen, Aksu ve Savaştepe’ye gittiğini biliyorum…” ifadeleriyle Çakı Efe’yi anlatır. Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenler, milli oyun öğretmenleri Çakı Efe’nin Bergama Halkevinden enstitüye geldiğini, okuma yazması olmadığını, her sabah “Haydi Efeler” daveti ile müdürleri en önde bin kişi zeybek oynadıklarını, müdür Emin Soysal’ın Çakı Efe’yi enstitüye getirdiği gün herkesin önünde Efe’nin “Kordon Zeybeği”ni oynadığını, Efe’nin sürekli efe elbisesiyle dolaştığını, onun sayesinde Kozak’tan 5 - 6 öğrencinin Kızılçullu’da öğrenci olduğunu anlatırlar. Efe, Kızılçullu’da her gün sabah saat 6.00’da efe giysileriyle enstitü meydanındadır. Yaklaşık bin öğrenciye davul - zurna eşliğinde bildiği 18 zeybeği öğretir ve 1944 yılında enstitüden ayrılır. Topluca oynanan Bengi, Harmandalı, Arpazlı ve diğer zeybeklerin öğrencilerde, ortak, ulusal bir kültür ürettiği açıktır ve bu anlamda halk oyunları bir enstitü kazanımıdır.

Düziçi Köy Enstitüsü Müdürü Lütfi Dağlar, anılarında; “Bergama Maarif Memurluğu aracılığıyla Kozaklı Çakı Efe’yi getirttik. Çakı Efe enstitümüzde “Milli Oyunlar Usta Öğreticisi” olarak göreve başladı. Şimdi, haftalık ders ve uygulamaları plan ve programlarımıza bir de milli oyunlar girmişti. Programa göre ayrılan saatlerde öğrencilerimize Ege’nin milli oyunlarını öğretiyorduk. Çakı Efe iyi bir öğreticiydi. Bengi’den başlardı önce. Bengi, oyunların temelidir derdi. Aylarca sürdü bu çalışma. Bayramlara, eğlencelere, hafta sonu gösterilerine ayrı bir tat, yeni coşkular katıldı. Koca Çakı Efe, çalışmadan hiç yılmadı, ama Düziçi’nin yaz sıcakları Kozak Yaylası’nın bu koca efesini yıldırdı, isiliklerden çok rahatsız oldu. Bu yüzden sürekli kalmasını sağlayamadık. Göz yaşlarıyla ayrıldı, ama yetiştirdiği yüzlerce Çakı Efeleri de arkasında bıraktı. Bizim Çakı Efelerimiz de yeni efeler yetiştirdiler” ifadeleriyle Çakı Efe’yi anlatır.

Hasan Çakı Efe 1950’li yıllarda Ortaklar Köy Enstitüsündedir. Enstitü Beden Eğitimi Öğretmeni Selami Akdal “Hasan Çakı iyi bir folklorcu idi. 2 saatlik beden eğitimi dersinin bir kısmını halk oyunlarına ayırdım. Böylece her sınıf Bengi, Soma Zeybeği, Harmandalı, Aydın Zeybeği gibi oyunları öğrendi. Yeni oyunlar da ekledik. Hasan Çakı Efe Ortaklar’da 3 ay kaldı” ifadeleriyle Ortaklar imecesindeki Efe’yi anlatır.

Köy Enstitüleri kültür okullarıydı. Öğrencilerinin gelişimi için o dönemlerde radyodan da yararlanılmıştır. Muzaffer Sarısözen Ankara radyosunda “Bir Türkü Öğreniyorum” adıyla program yapmaktadır. Tüm Köy Enstitüleri, bu radyo programını değerlendirerek Sarısözen’in radyoda aktardığı türkülerin enstitülü öğrenciler tarafından öğrenilmesini sağlamışlardı. Müzik öğretmeni sayısının sınırlı olduğu bir dönemde Sarısözen Hoca’nın programı önemli bir işlev görmüştür. Pakize Türkoğlu Öğretmen, Aksu’daki bu çalışmaları “Bu saat geldiğinde radyonun duyulduğu, dinlendiği ön bahçeye toplanılır, defterimizi, kalemimizi alıp yayını beklemeye başlardık. Sadece biz değil öğretmenler de meraklıydı “Yurttan Sesler”i dinlemeye… Program, akşamüstü derslerden sonraki zamana rastlardı … Belki bakanlıktan önerilmişti programın öğrencilere dinletilmesi … Sarısözen, sadece koroyu yönetip türkü söyletmiyor, kendine göre kullandığı bir yöntemle dinleyicilere de öğretiyordu türküleri … Program başlayınca önce açıklamasını yapıyor ve sonra türkünün sözlerini yazdırıyor, nereden derlendiği vb. gibi türküyle ilgili bilgileri veriyordu. Onun korosundan ilk öğrendiğim “Menekşe Buldum Derede” türküsüydü. Daha sonra Aşık Veysel’in “Çiçekler”ini öğrendik” ifadeleriyle tanıklığını aktarır. Köy Enstitüleri o dönemde öğrencileri aracılığıyla türkü derlemeleri için önemli bir kaynak da olmuştur.

Bergama Belediye Başkanı Sayın Mehmet Gönenç’e, içinde bulunduğumuz zor ve kaotik günlerde düzenlediği “Zeybek Festivali” için teşekkür ediyoruz.

Kültürel mirasımız olan halk kültürümüze, halk oyunlarımıza enstitülerde işlevsellik kazandıran tüm eğitim-kültür kahramanlarımızın anılarına saygıyla ...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X