Öğretmen ve Siyaset
Raşit CENGİZ...

Öğretmen ve Siyaset

Bu içerik 442 kez okundu.

Raşit CENGİZ

 

Tam mevsiminde bir yazı.

Biliyorsunuz bazı partilerin kongre süreci işliyor. Ekip oluşturma zamanı.

Mutlaka içinde birkaç öğretmen olmalı. Olacak.

Genel olarak memur, özel olarak öğretmen çok önemli.

Siyasette vitrin çok önemlidir. Ama o kadar. Daha ötesi değil.

Vitrini kuracak olanlar da, oraya konulacak olanlar da bunları bilmeli.

Bilmeli ki, yaşanacak olanlar sürpriz olmasın.

Bilinmeli ki, mağduriyetler önce hayal kırıklığına, sonra da küskünlüğe kadar varmasın.

Hiç kimse kırılmasın ama, ben siyasetin ağıtlıklı olarak öğretmenler eliyle yapılmasından yanayım.

Siz hiç “her şey eskisi gibi kalacak” diyen siyasi parti gördünüz mü? Göremezsiniz.

Her parti yeni bir dünya kurmaktan bahseder.

Öğretmenler de (eğer devşirme değilse), tam da bu iş için hayatlarını feda etmişlerdir.

Namus, şeref, ahlak, doğru, yanlış, bilgi, aydınlık, eşitlik, adalet, insan ve millet sevgisi öğretmenin çalışma konuları değil mi?

Tüm bu kavramlar siyasi partilerin kurmayı hayal ettiği dünyanın köşe taşları değil mi?

Evet öyle. En azından söylemleri öyle.

O halde siyasetin ağırlıklı olarak öğretmenler eliyle yürütülmesi, nalın nalbant tarafından çakılması kadar olağan değil midir?

Ama böyle olmuyor, olamıyor.

Anlatalım.

Genel olarak;

Yaklaşık otuz yıl ideal düzene adam yetiştirmeye çalışan öğretmenlerden çok azı, devletin hiçbir zaman ideal olmaya yanaşmadığını görünce, emekli olduğunda ilk iş olarak, devleti düzene sokma aygıtı olan siyasi partiye koşarak kayıt yaptırır.

Zanneder ki, partide iyi niyet çok da, nasıl yapılacağını bilen yok.

“Tam bana göre” diye geçirir içinden. Ve göreve çağrı bekler partiyi yönetenlerden.

İlçe kongresi yakındır.

Genellikle kendine yer etmiş yönetici, kuracağı vitrin için malzeme arayışı içindedir.

Tezgahtan karpuz seçer gibi seçer bazılarını diğer öğretmen üyelerin içinden.

Seçim kazanılıp, görevin başladığı gün hayallerin harman olduğu, iyi niyetin de tavan yaptığı görülür.

Yeni seçilmiş emekli öğretmen “Hayret! Bugüne kadar niye yapılamamış” diye geçirir içinden.

İkinci, üçüncü, dördüncü toplantı derken, lafın bol yazının yok olduğunu, konuşulanların orada kalıp öteki toplantıya kadar unutulduğunu görmeye başlar aniden.

Zamanla görevinin “yönetmek” değil “iyi kötü yürütmek” olduğunu öğrenir ve alışmaya başlar yeni duruma.

Aksilik yapıp alışmamakta direnirse önce toplanılmama başlar, sonra toplanılsa da konuşulmama.

Daha ötesi de konuşturulmama.

Duruma alışma becerisi yüksek yönetim kurulu üyeleri, yazılan kararları “sonra gelip imzalama” alışkanlığı edinirler. Kavgasız, gürültüsüz, tam bir uyum içinde.

Yeni bir kongre zamanı gelmiştir bu arada.

Tıpa tıp aynı laflar ve aynı davranışlar ve hatta aynı sonuçlar.

Boşa geçmiş iki üç yıl, bir adım ileriye götürülememiş siyaset, iktidar umudunu yitirmiş, partisi ile bağını sadece” üye kalmak” noktasına indirmiş bir aydın.

Eski öğretmenler evine, yenileri eski filmin yeniden çekimi için görev yerine.

Sonuç;

Her siyasi partide durum üç aşağı beş yukarı aynıdır.

Öğretmenin hem öğretmen kalıp hem siyaset yapmasına tahammül edilemez.

Usta politikacılar(!), “devlet memurundan politikacı olmaz” lafını biraz bilgelik, biraz da aşağılama tınısı ile bunun için söylerler.

Asıl neden:

Öğretmenin siyasette asi olması ve boyun eğmemesidir.

Okuyabilen, okuduğunu anlayabilen olmasıdır.

Düşünüp fikir üretebilmesidir.

Duruma uygun olanı değil, doğru olanı söylemesidir.

Alışkanlıkların esiri değil, yeni yol arayışı içinde olmasıdır.

Değişebilen değil, değiştirebilecek olan olmasıdır.

Kısaca, Öğretmen kalmasıdır.

Oysa, siyasette onlardan beklenen, toplamadaki “sıfır”, çarpmadaki “bir” sayısı gibi “etkisiz eleman” olmasıdır.

Bazıları istisnaların olduğunu söyleyebilirler.

Benim düşüncem “öğretmen” kalanlar için; “gibi” olanlar için değildir.

Durum bu kadar açık ve nettir.                                     

(18.09.2017)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X