Devlet, “Ana” ya da “Baba” değil artık!
Gülçin ERŞEN...

Devlet, “Ana” ya da “Baba” değil artık!

Bu içerik 115 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Üniversitede Siyaset Bilimi, Siyaset Sosyolojisi, Anayasa gibi dersleri birbirinden değerli hocalarımızdan alırken (Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Türker Alkan, Prof. Dr. Mümtaz Sosyal), önemli bir ayrımı da öğrenmiştik: “Devlet ve Hükümet ayrı şeylerdir. Devlet kalıcı ve süreklidir (Türkiye Cumhuriyeti Devleti); ama hükümetler (MC Hükümeti, AP Hükümeti, ANAP, AKP vs.) gelip geçicidir...” Ancak, AKP iktidarı döneminde önce uygulamada, ardından da referandum ile yürürlüğe girmesi planlanan yeni Anayasa ve sistem ile, Devlet ve Hükümet birleştirildi! Devlet ve kurumları ve her kademeden çalışanları siyasileştiriliyor; Devletimiz, AKP’nin kadrolaştığı, kontrol ettiği, yönettiği bir sisteme dönüştürülüyor.

Türk gelenek ve göreneğinde kutsallaştırılan, koruyucu, kollayıcı, himaye edici, güvenilen DEVLET, tek bir siyasi görüşün, partinin, yandaşlarınınmış gibi olunca, artık “Ana” - “Baba” diye adlandırılıp algılanmaktan çıkıyor; yalnızca birilerinin “Dayısı” haline geliyor. Yandaş ya da yandaşmış gibi görünen halk kesimleri, çok büyük işleri kapandan, çuvalla kömür, makarna, beyaz eşya peşinde koşanına dek, çıkar peşindeler. Devlet memurlarının üst düzey bürokratlardan, diplomatlardan, öğretmenine, odacısına kadar olanları, işten çıkarılmama, sürülmeme, kayrılma, terfi nedeniyle dalkavukluk ediyor ya da pısıyor olabilir. Zaten, liyakat, hak, hukuk, adalet rafa kaldırılmış durumda. Peki, hiç mi vicdanlarının sesini dinleyen ya da “Bu böyle sürüp gitmez; ileride siyasi iktidar değişebilir. Ya o zaman benden hesap sorulursa” kaygısıyla davranan yok?

Yönetimde öyle bir basiretsizlik, kuralsızlık, karışıklık var ki; anlaklı (zeki), eğitimli, kültürlü insanların bile kafası karışıyor.

Hem hükümetin başından hem de bakanlardan birbirini tutmayan eleştiriler geliyor. Siyasi iktidar (Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar), yaptıkları açıklamalarda ülkenin iyi yönetilmediğini kabul ediyor, adeta günah çıkarıyor; ama, bunun gereğini yapmıyor!... Yani, demokratik sistemin “Güçler Ayrılığı İlkesi”ne aykırı olarak Yasama, Yürütme ve Yargı’yı tek elde toplamış, “Dördüncü Güç” sayılan Basın’ı kontrol altına almışken, “Bu ülkede muhalefet yapılacaksa, onu da biz yaparız!” mı demektedirler? Vallahi anlayamıyorum!

“Nereden baksan tutarsızlık...”

İşte, son bir haftadır ana haber bültenlerinin gündemini kaplayan meselelere bir bakalım:

Siyasi İktidarın Kuzey Irak’taki referandum hakkında söylediği olumsuzluklar (yasadışı, şaibeli, yaptıkları usulsüzlükleri sosyal medyada bile utanmadan paylaştılar), Türkiye’de son yapılan referandumda yaşanmadı mı? Yakın geçmişte izlenen siyasetle şimdiki arasındaki tutarsızlıklara değinmiyorum bile.

Vergileri artırıp yükselteceklerine, tüm milletvekillerinin maaşlarından ikişer bin liracık kesseler, bir ayda devletin kasasında 1 milyon 100 bin lira birikir; bu, yılda 13 milyonun üzerinde bir tasarruftur. (Zira asgari ücretli için iki yüz lira neyse, 14 bin lira maaş alan milletvekili için 2 bin lira odur kanımca.) Haberlerde bir yurttaşın dediği gibi; siyasiler makam otolarının vergilerini kendi ceplerinden ödeyiversinler.

Devlet okullarındaki hizmetlinin maaşı bile bakanlık bütçesinden ödenemezken, geçim sıkıntısı çekmeyen ebeveynlere toplam 290.2 milyon lira özel okul teşviği ödenmesi abes!.. Öğretmenler atanmayı beklerken, ücretli öğretmenlerle öğretmen açığının kapatılmasına uğraşılması; birçok yerde boş okullar çürümeye terkedilerek, “taşımalı eğitim” sistemiyle öğrenciler ve aileleri mağdur edilirken, yandaş taşımacılık şirketlerine ihale ve para kazandırılması da ayrı bir saçmalık. Eğitim-öğretim, öğrenciler, öğretmenler kalitesizleştirilirken, okullardaki laboratuvarlar, kitaplıklar kapatılırken, spor salonu ve sahası bulunmazken (olanlar da berbat durumdayken), okul binaları dökülürken, sınıflara akıllı tahta, öğrencilerde tablet bulunsa ne olur?...

Son istatistiklere göre; üniversite mezunu işsizler artarken, ilkokul mezunu ve okuma yazma bilmeyenlerin istihdam oranında artış görülmüş. Cehaletin yüceltildiği bir dönemde, yönetimde, sistemde daha ne beklenir ki!

Devlet adamları ve siyasiler, gerçekten özünde laiklik ve sosyalizmi barındıran müslümanlığı benimsiyorlarsa, temeli Hristiyan Avrupa’ya dayanan, aristokrasi ve burjuvaziyi kayırmayı, halkı sömürmeyi hedefleyen, “Liberal Kapitalist” anlayışla ülkeyi yönetmeyi bıraksınlar!

(1 Ekim 2017 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X