Okumak, anlamak ve bilmek
Gülçin ERŞEN...

Okumak, anlamak ve bilmek

Bu içerik 186 kez okundu.

Gülçin ERŞEN

Kuran’ı Kerim’deki Zümer Suresi 9’uncu ayette “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” deniyor. Diyanet’e göre; bu cümleyle genel olarak, hangi konuda olursa olsun, ilmin (doğru bilginin) Allah katında mutlak bir değer olduğu anlatılmak isteniyor. Kuran’da gerek dinsel gerekse din dışı konularda ilim sözcüğü ve türevlerinin 750 kez geçmesi, bilginin, bilmenin önemine işaret ediyor. Öte yandan; Yûsuf Suresi 2. Ayet (“Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik”), Zuhrûf Suresi’ndeki “Kesinlikle biz onu Arapça bir Kur’an olarak meydana getirdik ki; aklınızı kullanarak değerlendiresiniz”, İbrahim Suresi’nin “Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın” ayetleri; Kuran’ın dilinin niçin Arapça olduğunu, anlaşılmasının ve doğru anlatılmasının önemine (anlayarak okunup üzerinde düşünülmesi gerektiğine) vurgu yapar.

 

Bu durumda; Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkçe ibadete, Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesine niye bu denli önem verdiği de açıktır. Gericilerin, yobazların, Atatürk’e yönelik, “Dinsiz, din düşmanı” gibi suçlamaları, kötü niyetli iftiralardan başka bir şey değildir. Bölücü, gerici, bağnaz kesimlerin ve vatan hainlerinin ortak düşmanılarıdır çünkü Atatürk, aydınlanma, ilericilik, bilim, özgürlükler..

 

Kuran’ın kendisine vahiy olarak indiği Peygamber’in ve içinde yaşadığı toplumun dili Arapça’ydı. Hz. Muhammed’e Kuran başka bir dilde inseydi, elbette onu anlayamayacaktı. Tebliğ ve teybinle (açıklamakla) görevli olan peygamberin, anlamadığı bir kitabı başkasına tebliğ ve açıklaması mümkün olabilir miydi? “Eğer biz Kurân’ı yabancı bir dille gönderseydik derlerdi ki: ‘Neden, onun âyetleri açıkça beyan edilmedi? Dil yabancı, muhatap Arap! Olur mu böyle şey?’ ” (Fussilet, 41/44) mealindeki ayetler bu gerçeğe dikkat çekmiştir.

 

Demek ki; doğru bilgiye ve bilgilenmeye önem veren, bunu ibadet sayan İslam Dini, Kuran’ı da anlayarak okumayı; dinini, kendini, Yaradan’ı bilmeyi emretmektedir. Şeriat; Kuran’ın hükümlerine göre yaşamak, ibadet etmek ise, onun Türkçe meal / tevsir şeklindeki çevirisinin yapılmasını, okunmasını başta dindarlar, müslümanlar istemelidir. (Hukuk dilinde tefsir; yasadaki bir kuralın, yasanın bütünlüğündeki ruh ve ilkelere uygun olarak, en iyi ve doğru anlamını ortaya çıkarmak demektir. Sözcük, köken olarak Arapça olmasına karşılık, Türkçe karşılığı ‘Yorum’ anlamına gelmektedir.)

 

Öte yandan; Kuran-ı Kerim’in Arapça ve tecvit kurallarına uymak kaydıyla makamla okunması övülür. Çünkü dünyanın yaratılışındaki uyum ve müzik, Kuran’ın kendisinde de vardır. Metafizik, parapsikoloji, Tasavvuf ile ilgilenenler, dünyanın belli bir notayla döndüğünü, her çakranın (canlı varlıklardaki enerji çarklarının), belli notalarla titreştiğini bilirler. Bu da meselenin tinsel (ruhsal) boyutu... Bu bağlamda, ülkemizdeki bazı sözde akademisyen ve din adamlarının müziği ve kadın sesini günah sayan açıklamalarını da yeriyorum.

 

Bu gidişle hadisler 

Kuran’ı geçersiz kılacak

Birkaç hafta önce televizyon kanalları arasında gezinirken, TRT Diyanet’te Türkçe ibadet konusunun tartışıldığını farkedince, orada kaldım ve izlemeye başladım: Konuşmacı, Mehmet Akif Ersoy’un, “Türkçe Kur’an mı var be hey şaşkın!” sözleriyle, Türkçe Kuran’a itiraz ettiğini açıklarken, masadaki diğer konuklar da kafa sallayarak gülüyorlardı. Programın amacının, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Türkçe ibadet ve Kuran’ın halk tarafından anlaşılabilmesi için Türkçe’ye çevrilmesi yönündeki çabaları eleştirmek olduğu açıktı. Gerçekten Mehmet Akif Ersoy böyle bir şey söylemiş olabilir miydi? Konuyu araştırdım:

Tarihçi Mustafa Armağan, Genel Yayın Yönetmenliği yaptığı Derin Tarih Dergisi’nin 4 Eylül 2014 tarihli sayısında Mehmet Akif Ersoy ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın ‘Türkçe Kuran’ teşebbüslerine verdiği tepkiyi yazmış; “Türkçe Kur’an mı var be hey şaşkın!” diye başlık atmış. Armağan, yazısında özetle; latin harflerine geçişin, aslında dini ve Kuran’ı bozmaya yönelik olduğunu, latin abecesine geçiş gibi, Türkçe ibadet ve Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışmış. Bu yazıya göre; Mehmet Akif ve Elmalılı, vicdan ve iman sahibi olduğundan, bu çalışmalardan endişe duymuşlar. Hatta Elmalılı, ilk bakılan cildin başına, “Dinde reformculara tokat mahiyetinde bir cümle koymuş.” O da şuymuş: “Bazılarını da duyuyoruz ki ‘Kur’ân tercümesi’ demekle iktifa etmiyor da ‘Türkçe Kurân’ demeye kadar gidiyor, Türkçe Kurân mı var be hey şaşkın!” (Oysa TRT Diyanet’teki programda bu sözün Mehmet Akif’e ait olduğu öne sürülüyordu.)

Tabii Kurân’ın bu baskısı elimde bulunmadığından; bu sözü de ilk kez duyduğum ve okuduğum için, bana inandırıcı gelmeyen, doğru saymadığım bir bilgi bu. Ayrıca, Yeni Şafak’ta da yazarlık yapmış Mustafa Armağan’ın sicili, artık herkesçe biliniyor: Atatürk düşmanlığıyla tanınan Mustafa Armağan’ın yıllarca FETÖ’nün gazetesinde çalıştığı (1995 - 1915), Fetullah Gülen’i öven kitaplar yazdığı ortaya çıktı. Mustafa Armağan, Fetullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın yayın bölümü yöneticisiydi. Gülen’i öven, “Medya Aynasında Fethullah Gülen (Kozadan Kelebeğe)” ve “Diyaloğa Adanmış Hayat” kitaplarını yazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, cemaate ‘Haşhaşiler’ dediğinde; “Hizmet hareketine haşhaşi demek hakkaniyetle bağdaşmaz” diye FETÖ’yü savundu. Ayrıca internette, Mustafa Armağan’ın Rize’deki Atatürk heykeli kaldırıldığında da “Bize bu şan yeter” dediği ve bu davranışı öven twetler attığı yazıyor.

Peki devletin kanalı TRT’de bu Atatürk düşmanı FETÖ’cü vatan haininin, yazıları ve görüşleriyle örtüşen bir programın yayımlanmasını nasıl anlamalıyız? Eğer bu Arapçacılar, Türkçe yazıp konuşmasalardı, söylemek istediklerini hedef kitlelerine nasıl anlatacaklardı? O zaman onlar da Türkçe yerine Arapça yazıp, televizyon programlarında Arapça konuşsalardı... Söylediklerini kaç kişi anlayacaktı acaba?

Ünvanı Din Adamı, İlahiyatçı olsun olmasın, bazı siyasilerin, sözde tarihçi, yazar ve akademisyenlerin, Türkçe ibadete, Kuran’ın Türkçe çevirisinin (Tevsirinin / Mealinin) yapılmasına ve okunmasına neden karşı olduklarını hiç düşündünüz mü? Çünkü, yıllardır Peygamber torunlarını katledenlerin benimsediği, vazgeçmek istemediği yobaz Arap töresinin, halka din, islamiyet, şeriat diye yutturulmaya çalışıldığını anlamayın diye!

Yoksa, doğruluğu tartışmalı, bir kısmı uydurma hadisleri, Kuran hükümlerinin önüne nasıl geçirecekler?!

(1 Ekim 2017 / Güllük)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X