Göbeklitepe, Harran ve Ötesi
Konuk Yazar...

Göbeklitepe, Harran ve Ötesi

Bu içerik 67 kez okundu.

Can PULAK

Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü, geleceğin en önemli tarih ve turizm merkezi olacak. Çünkü burada, bütün dünyayı ayağa kaldıran Göbeklitepe hazinesi yatıyor.

Göbeklitepe’de yapılan kazılar, yerleşik tarih anlayışını ve dinler tarihini değiştirdi. Çünkü dinin, insanların yerleşik yaşamlarından önce de varlığı Göbeklitepe ile ortaya çıktı. Göbeklitepe’de tarihin en eski ve en büyük ibadet merkezi bulundu. Bu merkez cilalı taş devrine ait. Göbeklitepe’de kazılara 1995 yılında başlandı ve tarihin ilk tapınakları günyüzüne çıkarıldı. Bölgedeki yaklaşık 20 tapınağın 6’sı şimdi elimizde ve korumada. 10 - 11 bin yıl öncesine ait tapınaklar bunlar. Göbeklitepe’nin keşfine kadar bilinen en eski tapınak Malta’da olup 5 bin yaşında. Göbeklitepe’de bulunan tapınaklar ise, Mısır piramitlerinden 7 bin yıl daha eski.

2010 yılında üzücü bir olay oluyor Göbeklitepe’de. 40 santim boyunda ve 30 kilo ağırlığında taştan yapılmış, üzerinde hayvan figürleri olan bir insan başı heykeli, toprak altından çıkarıldıktan iki gün sonra kazı alanından çalınıyor. Araştırma, soruşturma, inceleme filan, bir sürü insan suçlanıyor. Bunların arasında Kazı Başkanlığını yapan Prof. Klaus Scmhidt de var. Adam üzüntüsünden kalp krizi geçirip ölüyor. Bizde böyledir bu işler. Bir tarihte Knidos kazılarını yapan Prof. İris Lav’ı da aynı şekilde suçlamış ve sınırdışı etmiştik. Günahları boyunlarına, doğru olup olmadığını bilemediğim şeyler için daha fazla konuşmak istemiyorum.

Dünyada birayı Almanların bulduğunu bilirdik. Meğer bira, 10 bin yıl önce de varmış. Bunu da Göbeklitepe kazılarıyla öğrendik. Bulgular, taş devri insanlarının da bira içtiğini gösteriyor. Kazılarda en büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip, kireç taşına oyulmuş 6 bira varili bulunmuş.İlk bira Göbeklitepe’de üretilip içilmiş. Nasıl, enteresan değil mi? İnsanoğlu ekmek için değil, bira uğruna tarıma başlamış sanki.

Göbeklitepe’ye çıktık ama kazı alanına giremedik. Girişi haklı olarak yasaklamışlar ve kazılan yerlerin üstünü tahtalarla kaplamışlar. Ama yoğun bir çalışma var. İdari binalar, geçiş yolları, otomatik barikatlar filan çok moderndi. Belli ki iyi para harcıyoruz. Elbette harcamalıyız ve Göbeklitepe’nin tam manasıyla ortaya çıkması için ne mümkünse yapmalıyız. Çünkü burası, kültür tarihinin kabesi haline gelecek. İddiayla söylüyorum, kazılar ilerleyip çıkanlar teşhir edilmeye başlanınca, Urfa’da turizm patlayacak ve her gün yüzden fazla uçak inip kalkacak. Urfa, yakında para basacak, göreceksiniz Göbeklitepe mucizesi dünyada bir güneş gibi parlayacak.

Gelelim Harran’a… Harran’da ot bitmezdi, şimdi yolda pamuktan geçilmiyor. Evliya Çelebi seyahatnamesinde çok eskiden buranın yoğun orman bölgesi olduğunu, hatta bu yüzden güneşin görülemediğini yazıyor. Sonradan çoraklaşmış bölge. Ama şimdi suyu görünce kaderi değişmiş Harran’ın. Türkiye’nin pamuk üretiminin yüzde 35’inden fazlasını çıkarır hale gelmiş. Gerçi aşırı ve bilinçsiz sulama nedeniyle 150 bin dönüm arazi tuzlanmış ama, damlama sulama imdada yetişince sorun yavaş yavaş çözülmeye başlanmış.

Harran turistler için çok cazip bir yer. Tipik evleri, höyükleri, kalesi, şehir surları göreni çok etkiliyor. Harran evleri külah biçimli kerpiç yapılar. Cehennemî sıcaklarda bile içleri soğuk. Doğal klima etkisi yaratıyor. Ay, güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya, putperestliğin önemli merkeziymiş. Bu yüzden Harran tarihinde astronomi ilmi çok ileriymiş.Ayrıca dünyadaki üç büyük felsefe ekolünün birisi de Harran ekolüymüş. Dünyanın ilk Üniversitesi de Harran’da. Bir küçük not daha ileteyim sizlere. Türkiye’nin en iyi yarış atları da Harran’da yetişiyor. Bölge halkı, arazilerin yabancılara satılmasından çok şikayetçi. İsrailliler ve Araplar hayli yer satın almışlar. Hele İsraillilere çok kızıyorlar. Savaşla alamayacağımız yerleri paramızla aldık diyorlarmış. Bir de mülteci Suriyelilere öfkeliler, verip veriştiriyorlar. İlerde huzurlarının kaçacağından, başlarının belaya gireceğinden korkuyorlar. Ayrıca sınırlarımızdaki Kürt yerleşimlerinden de tedirginler. Özetle şöyle diyorlar: “Burada Türk’ü,Türkmen’i, Arapı, Kürdü, Ezidisi kardeşçe yaşıyoruz. Teröre geçit vermiyoruz. Ama büyüklerimizin yanlışları uykularımızı kaçırıyor. Amerika’nın oyuncağı haline geldik.Bizim korkularımızı dağıtacak, hepimizi gölgesinin altında toplayacak bir çınara ihtiyacımız var…”

Hazreti İbrahim’in doğduğu, Hazreti Eyyüb’ün yaşadığı, Hazreti İsa tarafından kutsanan 9 bin yıllık tarihiyle Urfa, gezmekle bitecek gibi değil. Halfeti’yi mutlaka görmek, batık şehire baraj gölünden motorla gitmek ve Boğaziçi köprüsünden sonra Türkiye’nin en uzun köprüsü olan Birecik köprüsünü geçip, Kelaynak kuşlarını da ziyaret etmek lazım. Dedim ya Urfa, ülkemizin turizm açısından en önemli merkezi olacak. Hem de birkaç yıla kalmadan …

(“Halfeti, Birecik ve Kelaynak Kuşları” başlıklı yazı ile sona erecek …)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X