‘Kırk Para’!
Celal DURGUN...

‘Kırk Para’!

Bu içerik 231 kez okundu.

'Sözün Özü' İsmet İnönü başbakandır…

Bir gün, Atatürk’ü görmek için Köşk’e çıktığında yorgun ve öfkeli görünüyordu.

Sinirlerine hâkim olmasıyla ünlü İnönü’nün bu durumu, Atatürk’ün gözünden kaçmadı.

“Hayrola İsmet?” dedi, “Sende bir olağanüstülük var bugün…”

 İnönü, gülümsemeye çalıştı:

“Türk Hava Kurumu Yönetim Kurulu Toplantısı vardı da…”

Gazi, “Eee, ne olmuş varsa?” diye sordu.

“Fuat Bey’i epey terlettim… İstifaya filan kalktı.”

“Çalışkan çocuktur Fuat… Kurumu da iyi yönetiyor.”

“Bunlara bir diyeceğim yok… Ama canımı sıkan bir konu oldu.”

“Neymiş o?”

İnönü durdu, derin bir nefes aldıktan sonra, “Hesaplarda kırk para oynuyor!” dedi.

“Kırk para?! Yani bir kuruş…”

“Evet… Toplantıya sabah 10’da girdik, saat 17’yi geçiyordu çıktık… Daha önceki toplantıda dikkatimi çekmişti… Bu bir kuruşun nereye gittiğini öğrensinler diye talimat vermiştim. Bulamamışlar… Fuat Bey’in hassasiyetini anlıyorum ama milletimiz ondan daha hassastır. Verdiği paranın nereye gittiğini bilmek ister. İstifa bu gibi hallerde en kolay yoldur. Ama kimseyi rahatlatmaz… Hatta söylentilere bile neden olur.”

“Demek mesele bu… Kırk paranın hesabı bu kadar yordu, üzdü. Haklısın, kırk para, günün birinde kırk lira, dört yüz lira olur. Bu da giderek büyür halkın ağzında… Böyle kuruluşlara olan güveni sarsar… Biz Cumhuriyet’i kurarken, böyle kırk paralara çok ihtiyacımız oldu… Eee, ne yaptın sonunda?”

“Muhasebeciyi çağırttım… Memurları seferber ettim… Ve kırk paranın yanlışlıkla başka bir hesaba geçirildiğini bulup çıkarttım… Bundan sonra bu gibi hataları affetmeyeceğimi söyledim. Bizim milletimiz de elindeki avucundakini verir, ama verdiğinin doğru dürüst yerlere harcanmasını görmek ister.”

Atatürk, yanındakilere dönüp sordu:

“Nasıl, tam adamını bulup, bunların başına getirmişim değil mi?” (Sabiha Gökçen - Atatürk’le Bir Ömür - Süleyman Bulut’un Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler isimli kitaptan)

***       ***       ***

Tarih, 5 Şubat 1905…

Yüzbaşı Mustafa Kemal, Harp Akademisi’ni bitirdikten sonra ilk görev yeri olan Şam’a atandı. 30. Süvari Alayı Bölük Komutanı olarak. Yakın arkadaşı Lütfü Müfit de aynı bölgeye, 29. Süvari Alayına gönderilmişti.

Yüzbaşı Mustafa Kemal, göreve başladıktan bir süre sonra, canını sıkan bir durumla karşılaştı:

Bölüğü, kendisine haber verilmeden göreve çıkmaktaydı. Anlam veremediği bu durumu, bir üst komutanlığa bildirdi. Yanıt alamadı.

Ordu komutanlığına şikâyette bulundu. Oradan da bir yanıt alamadı.

Bir gün dertleşirken, arkadaşı Lütfü Müfit’e, “Bölüğe ne görev verildiği benden gizleniyor” dedi.

Bunu duyan Lütfü Müfit, hemen atıldı. “Ben de sana aynı şeyi söyleyecektim. Benim bölük de zaman zaman göreve çıkıyor, ama nereye gittikleri bana bildirilmiyor.”

İki arkadaş, orada karar aldı: Üst komutanlıkların tavrını beklemeyecek, bu işi kendileri çözecekti.

Kısa bir süre sonra, Mustafa Kemal’in bölüğü yine hareketlendi. Hazırlık yapılmasına rağmen, ona, yine bilgi verilmedi. Bölük harekete geçince, en küçük hareketlerini bile yakından izleyen Mustafa Kemal, onlarla birlikte hareket etti. Bu durum diğer subayların hiç hoşuna gitmedi, ama engel de olamadılar.

Mustafa Kemal, bölüğe vergi toplama görevi verildiğini o gün öğrendi. Ama görevin yerine getiriliş tarzı, orada gördükleri hiç hoşuna gitmedi. Vergi toplama işi hoyratça yapılmakta, paranın nereye gittiği belli olmamaktaydı.

Mustafa Kemal karşı çıktı:

“Haydutluk bu yaptığınız” diye uyardı.

Aradan çok geçmeden, arkadaşı Lütfi Müfit, telaşla Mustafa Kemal’i görmeye geldi. Şaşkın ve heyecanlı görünüyordu. 

“Biliyor musun ne oldu?” diye söze başladı.

“Ne oldu?”

“Bizim alayın subaylarından biri beni görmeye geldi.”

“Ee, ne var bunda?”

“Ama yanında altın da getirmiş… Gördüklerimizi unutmamızı istiyorlar!”

Mustafa Kemal’in kaşları birden çatıldı. Gözlerini arkadaşının gözlerine dikerek:

“Müfit, sen bugünün adamı mı olmak istiyorsun, yoksa yarının adamı mı?”diye sordu.

Lütfü Müfit, hiç duraksamadan yanıt verdi:

“Elbette yarının adamı olmak isterim…. Onun için ben de hemen reddettim.” (Kılıç Ali - Atatürk’ün Hususiyetleri, Süleyman Bulut’un Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler isimli kitaptan)

***       ***       ***

Devletimizin kurucuları, devrimlerimizin önderleri, bağımsızlığımızın mimarları, vatan-millet-bayrak sevdalıları Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü bize cennet gibi bir yurt bırakmakla yetinmeyip, aynı zamanda erdemli kalmayı, onurlu davranmayı da öğütlediler.

“Devlet malı deniz, yemeyen domuz” anlayışını yıktılar.

Kamunun mallarını har vurup harman savurmadılar, devletin gelir ve giderlerini akıllı yatırımlara dönüştürdüler.

Devlet’in gelirini; eşine, dostuna, hısım ve akrabalarına peşkeş çekmediler.

Devlet’in giderlerini kuruşu kuruşuna hesapladılar ve hesap verdiler.

Hem Osmanlı’dan kalma borcu ödediler, hem yabancı kuruluşların elindeki işletmeleri kamulaştırdılar.

Danıştılar, konuştular, tartıştılar, el ele verdiler, aklın yolunda buluştular.

Kıt kaynaklara, dış borçlara, olmayan teknolojiye, teknokrat yokluğuna; yokluğa, yoksulluğa karşın Atatürk ve yanındaki yurtsever dava insanları büyük işleri başardılar, devasa yatırımlara imza attılar.

Planlı ve programlı çalıştılar.

Olmayan yollar oldu, yapılmayan köprüler yapıldı; anayurt demir ağlarla örüldü, havalimanları açıldı, fabrikalar kuruldu, tütmeyen bacalar tüttü…

Aşımız da pişti, işimiz de oldu.

Köylü desteklendi, toprak işlendi; ayvamız, narımız, elmamız, armudumuz, zeytinimiz, yağımız, cevizimiz, balımız bağımız, bostanımız, bahçemiz zenginleşti.

“Her fabrika bir kaledir” anlayışı ile çalıştılar.

MTA’mızı da kurdular TKİ’mizi de.

AA’yı da kurdular Telefon Şirketini de.

Şeker Fabrikaları da kurdular Gübre Fabrikaları da.

Banka da açtılar Mensucat Fabrikaları da.

Örnek çiftlik de kurdular Tohum Islah Müesseseleri de.

Havagazı Fabrikamız da oldu Hidroelektrik Santralımız da.

Uçak Fabrikamız da oldu Hava Tamirhanemiz de.

Demir Çelik Fabrikası da kurdular Kâğıt ve Karton Fabrikası da.

Otomobil Montaj Fabrikamız da oldu Traktör fabrikamız da.

Türk Tarih Kurumu’nu da kurdular Türk Dil Kurumu’nu da…

Devlet Tiyatrolarımız da oldu Resim Heykel Atölyelerimiz de…

***       ***       ***

Günleri, haftaları, ayları, seneleri; dakikaları, saatleri; özetle ömrünü vatanına ve milletine adamış Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun dava arkadaşlarını özlemle yâd ediyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X