Mustafa Kemal’i yeniden anlamak
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Mustafa Kemal’i yeniden anlamak

Bu içerik 288 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ kekocabasgmail.com

“Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.” Mustafa KEMAL

 

10 Kasım 2017, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 79. yıldönümü. Mustafa Kemal, anti-emperyalist ulusal kurtuluş savaşı sonrası kurulan Cumhuriyetle birlikte orta çağı yaşayan ülkeyi yeni çağa ve aydınlanmaya taşıyan çağının en önemli kurucularından. İçinde yaşadığımız kaotik ve ağır koşullarda Mustafa Kemal’i yeniden anlamak, Mustafa Kemal’i günümüze taşımak, tarihsel ve güncel bir görev olarak karşımızda duruyor.

Mustafa Kemal’i yeniden anlamak için kuruluş yıllarındaki konuşmaları önemli bir referans. Tarih 1 Mart 1922… Ülke nüfusunun % 80’ini oluşturan köylüler için TBMM’de yaptığı konuşmada “Yedi asırdan beri cihanın dört köşesine sevk ederek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkir ve tezlil ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakarlık ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık ve cebbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz bu asil sahibin huzurunda bugün ihtiramla hakiki vaziyetimizi alalım” diyerek, Cumhuriyetin o dönemin ötekisi olan köylüler ile ilgili görüşlerini bir anlamda öncelikli hedef kitleyi ifade ediyordu.

Atatürk, köylüler ile ilgili 15 Temmuz 1921 tarihinde Ankara’da toplanan Maarif Kongresinde, “Bu yurdun gerçek sahibi ve toplumumuzun büyük çoğunluğu köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından yoksun bırakılmıştır. Bundan ötürü, bizim izleyeceğimiz milli eğitim politikasının temeli, önce bilgisizliği gidermektir. Bir yandan bilgisizliği gidermeye çalışırken, öte yandan da yurt çocuklarını toplumsal ve ekonomik alanlarda etkin ve verimli kılmak için, gerekli olan bilgileri uygulayarak öğretme yöntemi ulusal eğitimimizin temelini oluşturmalıdır…” ifadeleriyle adeta Cumhuriyet Eğitim Devriminin hedeflerini sıralıyordu. Osmanlı’dan alınan % 5 okuma-yazma oranıyla feodalizmin kıskacındaki toplumu akıl ve bilimi temel alan eğitim politikalarıyla dönüştürmek Cumhuriyetin temel hedefi oluyordu.

Mustafa Kemal, “Nasıl Bir Eğitim?” sorusunun yanıtını da TBMM’de 1 Mart 1923 tarihinde yaptığı konuşmada, “Eğitim ve öğretimde uygulanacak yöntem, bilgiyi insan için gereksiz bir süs, bir baskı aracı ya da bir uygarlık zevkinden çok, gerçek yaşamda başarıya ulaşmayı sağlayan, uygulanabilen, kullanılabilir bir aygıt haline getirmektir” şeklinde düşüncelerini dile getirir. Bu açıklamalarda tarım toplumu insanını uygulanabilir, kullanılabilir bilgiyi içselleştiren, bilgiyi hayatın gerçeklerinden çıkaran modern toplum haline dönüştürmeyi hedefleyen öngörüler olduğu çok açık. Mustafa Kemal’in bu öngörüleri, onun düşüncelerini 1940’lı yıllara taşıyan Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un emeğiyle Köy Enstitüleri deneyiminde karşılık bulacaktır. Yücel ve Tonguç, Mustafa Kemal’i ve düşüncelerini çok iyi anlayarak ve geliştirerek onurla hayata geçirmişlerdir. Yıl 2017, niteliğini, işlevselliğini kaybeden, dinselleşen ve piyasalaşan bir eğitim sistemi. Kurucusunun öngörülerini kaybeden bir ülke.

Mustafa Kemal, “Nasıl Bir İnsan?” sorusunun yanıtını da 26 Ağustos 1924 tarihindeki Muallimler Birliği toplantısında “Devrimler, sizin, sayın öğretmenler sizin, toplumda ve düşünce hayatımızda yapacağımız devrimlerdeki başarınızla gerçekleşecektir. Hiçbir zaman unutmayın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister” ifadeleriyle ortaya koyar. Mustafa Kemal, tüm bu süreçlerin başarılmasının “Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir” olanaklı hale geleceğini ifade eder. Hedef akıl ve bilimi referans alan özgür insanı, vicdanlı insanı eğitim yoluyla yetiştirmektir ve bu görev öğretmenlerdedir. Özgür insanların yetişmesindeki temel dinamiğin, demokratik bir toplum üretme düşü olduğu açıktır. Yıl 2017, Cumhuriyetimizin bu öngörüsünden hiçbir iz kalmamış, aksine biat eden insan yetiştirmeyi temel alan toplum mühendisliği öne çıkmıştır.

Mustafa Kemal, Cumhuriyetin temeli olan laiklik ilkesinin Anayasa’da yer almasını, “Dine bağlı, din ve devlet işlerini bir arada yürütmeye çalışanlara teokratik idareler denir, bu çeşit idareler eninde sonunda çökmeye mahkumdur. Bugün dünyada bu şekilde idare edilen devletler dünyanın en geri kalmış ülkeleridir. Bunun için, laiklik ilkesini Anayasamızın en büyük ilkelerinden biri olarak kabul etmek ve buna dört elle sarılmak gerekir. Türk gençliğini bu ilkenin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar, bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olanlardır” sözleriyle açıklar. Laiklik, ona göre çağdaşlığın, özgürlüğün temelidir.

2017 Türkiye’sinde yaşadığımız kaotik sürecin temeli, devletin temel laik doğasında yaşanan örselenmelerdir. İçinde yaşadığımız dönemde laikliğin eğitimde, hukukta ve kamudaki örselenmelerinin yarattığı kaosu hepimiz her gün birlikte yaşıyoruz. Mustafa Kemal’in “teokrasi” tanımını tüm yurttaşların tekrar düşünüp dikkate alması gerektiği açıktır. Evrensel dünyadan kopmamak, bir Ortadoğu ülkesi olmamak için Cumhuriyetin “demokratik hukuk devleti” ütopyası ülkenin aydınlık geleceği için yaşamsaldır.

1935 yılında Mustafa Kemal, Milli Eğitim Bakanı olan Saffet Arıkan’a eğitimle ilgili beklentilerini, “Türk çocuğunun kişiliğini, doğuşundaki yaradılışından gelen niteliklerine dikkat ve özen göstererek oluşturmak, kafalarını ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek, sonra bu yetenekli çocuğun kafasına müspet bilim ve maddi teknik kavramla, yalnız teorik olarak değil, pratik araçlarla yerleştirmek. Bu çalışma sırasında çocuğun kafasındaki birikimleri, karakterindeki sağlamlıkları, duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, onurları olduğu gibi, doğal bir şekle alıştırmak” ifadeleriyle dile getirir.

Görüldüğü gibi Mustafa Kemal, pedagojinin evrensel ilkeleriyle, çocuğun bütünsel gelişimini öngören bir eğitim sistemi düşünde. Yıl 2017, eğitim politikalarına yön verenlerin, bu öngörülerin ne kadar ötesinde olduklarını çok açık görebilmekteyiz. Bu anlamda Cumhuriyetin kurucusunun öngörüleri günümüze taşınmayı beklemektedir.

Tarih 1 Kasım 1937, Mustafa Kemal’in TBMM açılış konuşmasında yine eğitim vardır: “Okuma yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakmamak, ülkenin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, yurt sorunlarının dayandığı temel düşünceleri anlayacak, anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak birey ve kurumlar yaratmak.” Bu ifadeler bugün halâ günceldir. Ülkenin çocukları arasında okuma yazma bilmeyen insan bırakmamak ülküsü, Cumhuriyet Eğitim Devrimcilerinin temel hedefiydi.

Bir kısa köşe yazısında özetlediğimiz gibi 2017’de Mustafa Kemal’in çağdaş, laik ve bağımsız Türkiye öngörüleri halâ önemini korumaktadır. O nedenle aramızdan ayrılışının 79. yılında Mustafa Kemal’i hamasetle değil, akıl ve sağduyu ile yeniden anlamaya çalışmak, Cumhuriyetin kurucusunun öngörülerini anımsamak, geliştirmek ve günümüze taşımak bir görevdir. Unutulmamalıdır ki Mustafa Kemal Türkiye’dir ve düşün sistematiğinin günümüzdeki karşılığı; demokratik hukuk devleti ve laik, demokratik bilimsel eğitimdir. Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet Eğitim Devrimi kahramanlarının anısına saygıyla…

(Kaynak: Engin Tonguç, “Atatürk ve Köy Enstitüleri”, Yeniden İmece, Sayı: 14, Ocak 2007)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X