Atatürk’ün hasta günleri …
Celal DURGUN...

Atatürk’ün hasta günleri …

Bu içerik 315 kez okundu.

‘sözün özü’  Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Atatürk, ağır hastadır. Tedavisi Savarona Yatında doktor gözetiminde sürmektedir.

İlaçları zamanında verilmektedir. Doktorları, yatmasını ve dinlenmesini şart koşmuştur.

Yorulmaması gerekmektedir. Arkadaş görüşmeleri, dost buluşmaları, sofra tartışmaları yasak edilmiştir.

Atatürk, dolaşmayı, halkın arasında olmayı özlemiştir.

Çocukluk arkadaşı, dava yoldaşı Ali Fuat Cebesoy da Savarona’dadır.

Yakın arkadaşını yanına çağırır, yorgun sesiyle;

“Fuat Paşa! İyileşir iyileşmez yine Alemdağ’a gidelim. Yine kuru köftemizi, haşlanmış yumurtalarımızı, sigara böreklerimizi yanımıza alalım. Acaba halâ o asırlık ağacın dalları gölge veriyor mu? O ufak pınarın suları halâ buz gibi soğuk mu? Yoksa zaman onu da kurutmuş mu?” der.

Ali Fuat Paşa, doktorun izin vermeyeceğini bilmektedir, ancak Atatürk’ü üzmek istemez, “Gideriz Paşam!” yanıtını verir.

Aradan birkaç gün geçer; Ali Fuat Cebesoy’u yine yanına çağırır, Ankara’ya dönmeden önce Alemdağ’daki Köşkte bir süre dinlenmek isteğini yineler.

Bildiğim kadarıyla, hastalığının vahameti nedeniyle, ne doktorları ne de arkadaşları, Atatürk’ün bu isteğini yerine getirmezler.

Fakat bir gün inanılmaz bir olay yaşanır.

Atatürk, şezlong koltuğunda dalgın gözlerle dinlenmektedir. Yanında Kılıç Ali, Salih Bozok, Doktor’u Profesör Neşet Ömer İrdelp vardır.

Atatürk, birden silkinir; sanki üstüne abanmış güçsüzlüğü, uyuşukluğu sırtından atmak istiyormuş gibi, sanki karaciğerini kemiren derdi çiğneyip ezecekmiş gibi doğrulur ve kendinden emin bir şekilde, “Bir motor gezisi yapalım!” der.

Kılıç Ali, Salih Bozok, Neşet Ömer şaşkındır! Atatürk’ün, sarsılmaması, yorulmaması gerek!

Gözler Doktor Neşet Ömer’e dikilir.

Atatürk, devam eder; “Acar’la hem de. Özledim Acar’ı… Nicedir kullanmıyoruz!”

Kılıç Ali: “Yorulmaz mısınız Paşam?” diyerek Atatürk’ü vazgeçirmeye çalışır. Zira Atatürk, daha önce de böyle gezintilere heves etmiş, ancak Prof. Fissenger kesinlikle onay vermemiştir.

Sandalla çok uysal bir denizde beş on dakika dolaşabilir, o kadar.

Atatürk, ayağa kalkarak: “Hayır, çok iyiyim! Küçük bir gezinti beni büsbütün diriltecek” der ve ısrarını sürdürür.

Neşet Ömer boynunu büker, engellerse Atatürk’ün morali bozulacak, engellemezse rahatsızlığı artabilecek; “bunların ikisi de birbirinden kötü” ikilemi ile kararsızdır.

Atatürk’e moral vermek için; “İyi görünüyorsunuz Paşam. Kısa olmak şartı ile engel olmam.”

“Hadi, gördünüz mü, doktor da izin verdi, ne duruyorsunuz?”

“Acar” motor hazırlanır, Atatürk ve arkadaşları hep birlikte motora geçerler. Atatürk, gerçekten dinçleşmiş, yüzüne renk gelmiştir. Sağlıklı günlerinde olduğu gibi canlı ve candan davranışı motordakileri sevindirmiştir. Kardeşi Makbule Atadan, Afet İnan, evlatlığı Sabiha da motordadırlar ve onlar da çok mutludurlar.

Atatürk; durgun denize bakıyor, martıların kanat çırpışını izliyor, gökyüzünü süzüyor, boğazın güzelliğini yaşıyor ve gülüyordu. Boğazın iki yanındaki ormanlık alan, O’na ayrı bir keyif vermişti.

Atatürk’ün bu hali, “Acar” motordakileri sevindirmişti.

Florya’ya gelindiği zaman, Atatürk’ü böyle diri, güleç ve zinde görenler, onu çılgınca alkışlar, “Bin yaşa Atatürk, canım sana feda” diye bağırırlar.

Atatürk, kıyıları dolduran halkı sevgiyle selamlıyor; halk da, Atatürk’ü görmenin saadetini yaşıyordu.

Etle tırnak olmuş bu ikili, birbirine kan vermiş, can vermiş gibi bütünleşmişti.

Motor, kıyıları oya gibi işleyerek Dolmabahçe önüne geldi. Doktor ve beraberindekiler, Atatürk’ün Savarona’ya çıkmasını bekliyor ve öyle olmasını istiyorlardı. Fakat Atatürk;”Boğaz’a” dedi. “Boğaz’da bir tur atalım.”

Öyle yaptılar. Çünkü Atatürk, sağlıklı günlerindeki gibi kararlı ve emin konuşuyordu. Üstelik Atatürk, mesut ve mutlu görünüyordu. Beti benzi açılmıştı; mavi gözlerine “fer” gelmişti, yüzüne gülücük yerleşmişti.

Motor, yine kıyıya en yakın yerlerden geçiyordu. Atatürk’ün motorunu gören İstanbullular, selam duruyor ve el sallıyorlardı. Atatürk, gülümsüyor, yorgun elini sallıyordu.

Bebek koyuna girildiği zaman deniz, sandalla dolmuştu. Genç kızlar, delikanlılar, yaşlılar O’na ellerini uzatıyorlar, alkışlıyorlar, “Atatürk! Atatürk! Atatürk!” diye tempo tutuyorlardı.

Kıyıdakiler de, motordakiler de sevgi seline boğulmuşlardı.

Bu yolculuk böylece Rumeli Kavağı’na kadar sürdü. Buraya gelince, Atatürk’ün yol boyunca ışıldayan mavi gözleri gölgelendi. Yüzünün pembeliği uçmuş, balmumu sarısı bir renge dönmüştü.

 

“Savarona’ya dönelim” dedi, “Hem de bütün hızımızla ...”

Motorun yönü değiştirilir, “Acar” boğazın sularını geride bırakarak hızla Savarona’ya doğru ilerledi. Atatürk, motorun salonuna geçmiş, bir koltuğa oturmuştu.

Motordakiler telaşlı, şaşkın ve çaresizdiler. Kimse yerinden kıpırdamıyor, korku yüklü gözlerle Atatürk’ün solgun yüzüne bakıyordu.

Savarona’ya döndüler ...

Tedavi bütün yasaklarla devam ettirilir. Aradan üç ya da dört ay gibi bir zaman geçer. Atatürk; doğayı, ağacı, kuşu, halkını özlemiştir. 23 Temmuz’da, bir kez daha böyle bir gezi ister. Bu kez Savarona ile Florya’ya ve Boğaz’a çıkarlar. Atatürk, bu gezi sonrasında daha da kötüleşir. Kılıç Ali ve İsmail Hakkı Tekçe tarafından bir koltukta Dolmabahçe Sarayına götürülür. Bu, O’nun son gezisidir.

Atatürk, ölüm döşeğine düşmüştür artık. (Kaynak: Atatürk’ün Fikir Sofrası / İsmet Bozdağ)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X