Bir Vatan ve Uygarlık Düşmanı: Mustafa Sabri
Zeki SARIHAN...

Bir Vatan ve Uygarlık Düşmanı: Mustafa Sabri

Bu içerik 87 kez okundu.

Zeki SARIHAN -

Damat Ferit Hükümetlerinde şeyhülislamlık yapan Mustafa Sabri Efendi adının Tokat’ta bir imam hatip lisesine verilmesi toplumda haklı bir tepkiyle karşılandı. Yakın tarihimizde Tanzimat’tan beri süregelen kaçınılmaz modernleşme hareketine karşı çıkmış birçok din adamı ve siyasetçi var. Fakat bunların çoğunluğu bağımsız bir vatan düşüncesine uzak değillerdir, hatta çoğu Millî Kurtuluş Savaşı’na canla başla katılmışlardır. İmam Hatip Lisesine adı verilen Mustafa Sabri ise yalnız bir uygarlık düşmanı değil; Vahdettin, Damat Ferit Paşa, Ali Kemal gibi İngilizlerle kaderini birleştirmiş biridir. Hatta bu ekibin en ileri gidenidir.

Aşağıda onun hayat hikâyesinden satırbaşları sunacağız. Din ve dünya görüşleriyle ilgili olarak Yard. Doç Dr. Ahmet Akbulut’un “Şeyhülislam Mustafa Sabri ve Görüşleri” (www.islamiaraştırmalar.com) makalesinden, Kurtuluş Savaşı yıllarındaki siyasi faaliyetleri ile ilgili olarak da Kurtuluş Savaşı Günlüğü C. 1-4 (Türk Tarih Kurumu) adlı kitabımdan yararlandım.

 

HÜRRİYET VE İTİLAF MİLİTANI

1890’da Tokat’ta doğan Mustafa Sabri Efendi, müderris sıfatıyla 22 yaşında Fatih Medresesinde görevlendirildi. İkinci Meşrutiyet’in ilk seçimlerinde Tokat’tan mebus oldu. Aynı zamanda siyasi bir örgüt olan Cemiyet-i İttihad-ı İslamiye’yi kurdu. Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne girdi. Beytan-ül Hak dergisinin başyazarı oldu. Sosyal hayatın dine göre düzenlenmesini istiyordu. İttihat ve Terakki yönetiminin tutuklama girişiminden kurtularak Romanya’ya kaçtı ve Ateşkes Anlaşması’ndan sonra İstanbul’a döndü. İngiliz yanlısı Sabah gazetesi, 17 Kasım 1918 tarihli sayısında “Muhterem Mücahit, Tokat Eski Mebusu Mutafa Sabri Efendi”nin demecini yayımladı: “Hürriyet ve İtilaf ölmemiştir. Genel Merkezi ile, şubeleri ile, sürgünlerden ve yabancı devletlerden dönen, peş peşe dönmekte olan eski mebuslarıyla mevcut ve birlik halinde faaliyettedir.”

13 Ocak 1919 günü Hürriyet ve İtilaf’ın yöneticileri olarak Damat Ferit’le birlikte sadrazam Tevfik Paşa’yı ziyaret ederek hükümetin hangi partiye dayanacağını sordular. Tevfik Paşa Hürriyet ve İtilaf’a dayanacaklarını söyleyince hükümeti destekleme kararı aldılar.

19 Şubat’ta kurulan Cemiyet-i Müderrisîn’in de; İskilipli Atıf Hoca, Saidi Kürdî (O zamanki adı böyleydi) gibi kurucuları arasındaydı.

Yönetimdeki İttihatçılar tasfiye ediliyor, yerlerine İtilafçılar yerleşiyordu. Onu da o zamanın Şeyhülislamlığa bağlı olan fetva kurumu Dar-ül Hkmet-ül İslamiye Dairesine üye yaptılar, aynı zamanda Süleymaniye Medresesi hadis müderrisliğine atadılar. 16 Mart 1919’da Senato üyeleri arasında yapılan tasfiyeler üzerine orada boşalan bir üyeliğe getirildi.

Mustafa Sabri Efendi’nin ikbal yolları İngilizler, Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa’nın sayesinde sonuna kadar açıldı. 4 Mart 1919’da kurulan ilk Damat Ferit Paşa kabinesinde Şeyhülislam oldu. Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmesi üzerine güç durumda kalan hükümet istifa etti. 19 Mayıs 1919’da kurulan İkinci Damat Ferit Hükümetinde Mustafa Sabri Efendi tekrar yerini aldı.

Müttefikler, Türkiye’nin tezlerini usulen dinlemek üzere Damat Ferit Paşa’yı Paris Barış Konferansı’na çağırınca Mustafa Sabri Efendi 6 Haziran 1919’dan başlayarak 15 Temmuz’a kadar ona vekâlet etti. Bu süre içinde Hürriyet ve İtilaf Partisi de hükümete muhalefet etmeye başladı ve partili bakanların istifasını istedi. Mustafa Sabri bu istifa isteğine uymadı. Damat Ferit, 20 Temmuz 1919’da istifa ederek bu kabineyi tasfiye etti. O artık Padişah’ın ve İngilizlerin desteğini yeterli görüyordu. 21 Temmuz’da üçüncü hükümetini kurunca Mustafa Sabri Efendi gene Şeyhülislam koltuğuna oturtuldu. Sivas Kongresine bağlı kuvvetlerin zorlamasıyla 30 Eylül 1919’da bu hükümet de istifa edinceye kadar yerini korudu. İngiliz Yüksek Komiseri Caltrop, 18 Haziran 1919’da verdiği bir raporda onu “namuslu, fakat kuvvetli değil” diye anlattı. Namusun ölçüsü belli ki İngiliz çıkarlarına sadık olmaktı.

 

KUVAYI MİLLİYE’YE DÜŞMAN

22 Haziran’da da İngiliz Yüksek Komiserliği memurları Ryan ve Deedes, Mustafa Sabri Efendi’yle Mustafa Kemal’in İstanbul’a dönme konusunu görüştüler. Sadrazam Vekili onlara “Dönmesine çalışıyoruz. Ancak dönerse tutuklanacağından endişe ediyor. Bunu yapmayacağınıza söz verebilir misiniz?” dedi. Memurların yanıtı “Talimat almadan söz veremeyiz!” oldu.

6 Temmuz 1919’da Damat Ferit’in vekili olarak başkanlık ettiği hükümet, Padişahın iradesi olmadan asker toplayan kumandanların görevden alınması ve yargılanmaları, Kuvayı Milliye için bağış toplamanın önüne geçilmesi kararını aldı. 7/8 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın görevden alınması kararını Padişah’la birlikte imzaladı. 30 Ağustos 1919’da da Elazığ Valisi Ali Galip Bey’den Sivas kongresini dağıtmak ve Mustafa Kemal’le arkadaşlarını tutuklamak için Sivas Valiliği ve Üçüncü Kolordu Komutanlığını kabul etmesini özellikle istedi. Bu hizmetlerinden ötürü Padişah tarafından 4 Eylül 1919 günü birinci rütbe Osmanlı nişanı ile taltif edildi.

İngiliz Yüksek Komiserinin 8 Temmuz 1919 tarihli raporuna göre Padişah, Mustafa Sabri’yi Yüksek Komiserliğe göndererek Ege’de Yunan işgalinin sınırlanmasını ve Yunan kıtalarının yanında İngiliz kıtalarının da bulunmasını istemişti. Onun bu dönemde sureti haktan görünerek İtilaf Devletlerinden Yunan zulmünden şikâyet eden ve İzmir’in boşaltılmasını isteyen bazı talepleri de oldu.

12 Eylül 1919’da Padişah adına Damat Ferit’le İngiliz ajanları arasında yapılan ve İngiltere’nin Türkiye’nin bütünlüğünü korumasına karşılık halifelik nüfuzunun İngiltere lehine kullanılacağı gibi maddeler içeren bir gizli anlaşmadan hükümetin başı ve Şeyhülislam olarak Mustafa Sabri Efendi’nin haberdar olmaması mümkün görünmüyor.

Hürriyet ve İtilaf’la hükümetin arası açılmıştı, hükümet dağılmak üzereydi. Parti üyesi olan Mustafa Sabri, hükümetten ayrılma yerine Hürriyet ve İtilaftan ayrılmayı tercih ederek Milli Muhafazakâr bir parti kurulması için 7 Ağustos’ta Şeyhülislamlık’ta dönemin en namlı İngilizcileri olan Refik Halit, Zeynelabidin, Vasfi Efendi’yle bir toplantı yaptı. Anadolu hareketine karşı Hürriyet ve İtilafı yeterince sert bulmuyordu!

 

TEK DAYANAĞI İNGİLİZLER

Anadolu’da gelişen millî hareket gitgide alevlenirken Hükümet 11 Temmuz’1919’da seçim yasasını görüştü. Bir çıkmazda olduklarını anlayan hükümet üyelerinin çoğu seçim isterken Mustafa Sabri seçim yapılmasına karşı çıktı. Bu onun milli iradeye değil, İngilizlerin iradesine yaslanmak istediğinin kanıtıdır. Hükümetteki çatlağın büyümesi üzerine Padişah, 29 Eylül’de Dâhiliye Nazırı ile birlikte Mustafa Sabri Efendi’yi saraya çağırarak onlara danıştı. Ertesi gün Damat Ferit istifa etmek zorunda kaldı. Böylece Mustafa Sabri Efendi’nin Şeyhülislamlığı, efendisi olan İngilizlerin Anadolu ile uzlaşan bir hükümet istemeleri nedeniyle sona erdi.

Ancak Mustafa Sabri Efendi’nin bundan sonra da boş durmadığı görünüyor. 21 Şubat 1920’de Alemdar gazetesinde yayımlanan demecinde Bolşevizm aleyhinde bulunarak İttihatçı olarak nitelediği Kuvayı Milliyecilerin Bolşeviklerle anlaşmak istediklerini yazdı. 22 Mart’ta aynı gazetede, mebusların subayların gücüne dayandığını yazarak, “Ey zabitler size yazıklar olsun! Muazzam bir devlet ve milleti beş on dinsiz ve vatansız çapulcunun yoluna feda ettiniz” diyordu. 10 Şubat’ta da şunları yazıyordu: “Hilafet ve saltanatı parçalamak isteyen aklı ve nesli gibi mezhebi ve meşrebi belli olmayan bir serderge… Ankara’daki eşkıyalık yuvasından sesini yükseltiyor. Sultan Osmanoğlunun makamına geçmek istiyor. Padişah’ı da tehdit etmek istiyor!”

Mustafa Sabri, görüşlerine en yakın Alemdar gazetesine postu sermiş bulunuyordu. Vahdet gazetesi, 29 Mart 1921’de onun sözlerini Beyoğlu’nda çıkan azınlık gazetelerinin yazdıklarına benzetti.

İzmir’in işgali üzerine Vatanseverler yalnız Anadolu’da değil İstanbul’da da meydanları mitinglerle inletmişti. Memleket için miting ve gösteriyi hep vatanseverler yapacak değildi ya! İngiliz yanlısı muhafazakârlar da memleket için bir şey söylemeliydiler. Zaten onlardan başkasının konuşması, yazması yasaktı. Sevr Anlaşmasının hazırlandığı tarihlerde Hürriyet ve İtilaf Partisi öncülüğünde Sultanahmet’te adına “miting” denen bir toplantı yapıldı. Burada bir konuşma yapan eski şeyhülislam, bu şartların kabul edilemeyeceğini söyledi. Ancak Padişahın Sevr anlaşmasını görüşmek için topladığı Saltanat Şûrası’nda anlaşmanın kabul edilmesi doğrultusunda görüş bildirdi.

 

İNGİLİZ CASUSU SAİT MOLLA İLE BİRLİKTE

Sadık Bey’in Hürriyet ve İtilaf’ı bir çiftlik gibi kullandığını ileri süren İngilizciler, yeni bir parti kurmaya karar verdiler. 30 Haziran 1920’de Anadolu hareketine azılı düşmanlıklarıyla tanınan kişilerden bazıları, başta Mustafa Sabri olmak üzere Alemdar Gazetesi sahibi Refi Cevat’ın yönetiminde toplanarak yeni partinin adını ve programını tartıştılar. 6 Temmuz’da Mutedil Hürriyet ve İtilaf Partisini kurdular. Merkez yöneticileri arasında Mustafa Sabri Efendi’nin adı başta geliyordu. Hürriyet ve İtilaf’taki bu parçalanma İngiliz Muhipler Cemiyeti’ni de parçaladı. Mustafa Sabri Efendi, İngiliz Casusu Sait Molla ile birlikte 6 Ekim 1921’de yeni bir yönetim kurulu oluşturdu. Kendisi cemiyetin başına geçti.

İnönü siperlerinde kazanılan başarılar, hele Sakarya Zaferi, bütün yurtseverlerin zafere olan inançlarını pekiştirmişti. Yurtsever İstanbul halkı da iyimser bir bekleyiş içindeydi. İflah olmaz İngiliz işbirlikçileri de, geçmişteki suçlarının hesabını verememe korkusu sarmıştı. Bu nedenle birbirlerine sarıldılar. 1922 yaz ortalarında Hürriyet İtilafçılarla Mutedil Hürriyet ve İtirafçılar Serl Doryan Kulübünde Mustafa Sabri’nin de katıldığı Damat Ferit’i onurlandırdıkları bir toplantı yaptılar. Dört gün sürecek toplantının konusu savaşın bitiminde İtilaf Devletlerinin ülkeyi kendilerine teslim etmesiydi!

Akbulut’a göre Ordu İzmir’e yürürken Padişah’tan sadrazamlık ve TBMM ordularına karşı bir ordu kurma isteğinde bulundu.

Büyük Zafer’den sonra ne yapacağını şaşıran Padişah’ın 3 Kasım 1922’de saraya çağırıp danıştığı kişilerden biri de Mustafa Sabri Efendi’ydi.

 

HİNT MÜSLÜMANLARI DA LANETLEDİ

Mustafa Sabri Efendi’nin Padişah’n kaçtığı günlerde İstanbul’dan firar ettiği anlaşılıyor. 18 Kasım’da Mısır’a vardı. 19 Kasım 1922’de Hindistan’a giderken Padişah’ın el yazısıyla bir mektup götürdü. 20 Kasım 1922 günü Hint Hilafet Komitesi başkanı Chotani, Bombay’dan Ankara’nın Roma Temsilcisi Celalettin Arif Bey’e gönderdiği telgrafta, Vahdettin’in Mustafa Sabri ve Rıza Tevfik’in İngilizler tarafından Hindistan’a getirtilip propaganda için kullanılmasına Hint Müslümanlarının izin vermeyeceğini, İslamiyet’e ve Vatanseverliğe aykırı davranan bu kişilerin bir saygınlığının bulunmadığını anlattı ve Hint Müslümanlarının TBMM’ne tam saygıları bulunduğunu bildirdi.

El Ezher’de müderrislik yaptı. 1924’te 150’likler listesine alındı. 1938’de af çıktığı halde yurda dönmedi. 1954’te Kahire’de öldü.

5 Türkçe, 6 Arapça eseri bulunan Mustafa Sabri Efendi’nin bazı görüşlerişöyledir:

“Arap milleti Türk milletinden daha faziletlidir.” “Din ile siyaset ayrılamaz.” “Müzik dinlemek yerine Kur’an okunmalıdır.” “Resim yapmak, fotoğraf çektirmek İslam’a aykırıdır.” “Şapka giyilmesi dinî ve millî bir küfürdür.” “Arapça Müslümanların ortak dili olmalıdır.” “Erkek kadından üstündür. Hâkimiyet erkeğin hakkıdır.” “Çok kadınla evlenmek meşrudur.”

(BirGün, 17 Kasım 2017, küçük düzeltmeler yapılmış ve ara başlıklar konulmuştur)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X