Kim bu adam?
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Kim bu adam?

Bu içerik 351 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Bir tarihlerde İran’dan bir adam gelmişti, sakin görünüşlü ciddi ve de çok zengin. Nasıl bu kadar zengin olduğunu inanın bilmiyorum. Ama olmuş… Öyle bir zenginlik ki bu, gece hayatı ile ünlü bir ses sanatçımızın kalbini de çalmayı başarmış. Olabilir, birbirlerini sevmiş olabilirler. Bu sevgi öylesine fazlalaşmış ki, çok değerli takılar, son model arabalar ve boğazda yalılara kadar büyümüş. Yüzler gülüyor, aşk nameleri o cenahta yankılanıyor.

Bu tarafta ise birdenbire protokolün en üstlerinde görülüyor, hükümet üyeleri ile neredeyse randevusuz görüşmeler, sohbetler … Dedikodulara bakarsanız, “çeşitli hediyeler verildiği” söylentileri dolaşıyor. Gazetelerin yalancısıyız… Yine gazetelerde okuyoruz, uçak dolusu altınlar çıkıyor ortaya … Kendini bilmez biri ortaya çıkarıyor ama ne oluyorsa koca kargo hiçbir şey yokmuş gibi uçup gidiyor. Nereye? Bilen yok. Nerden geldiğini bilen var mı? O da yok. İki yoktan bir var çıkar mı? Çıkmaz tabii. Ama beyefendi bütün kanallarda boy göstermeye, ciddi açıklamalar yapmaya devam ediyor. Öyle ilerlere gidiyor ki bu zat, koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin cari açığını kapattığını veya büyük oranda kapatmaya destek olduğunu söylemeye kadar işi götürüyor. Gerçekten işi nedir tam olarak bilen var mı? Dün geldi memlekete ama maşallah kırk yıllık vatandaş gibi. Sanayici desem değil, çiftçi desem değil, tüccar desem değil …

Bu arada bu zatın bir de ortağı var. Onu kafasında küçücük şapkası ile müzik eşliğinde ilginç bir dansa eşlik ederken tanıdık. Şirin bir arkadaş, hatta öyle şirin ki, bakanların bile dayanamayıp eşlik ettikleri söylenir vaka.

Neyse biz asıl konumuza dönelim, Bu arkadaş öyle bir itibar gördü ki, pek çok Türk vatandaşına nasip olmayan  deme gitsin. Bir süre sonra şerefli Türk vatandaşlığı ile kendisini ödüllendirdik. Bu arada, önce mi sonra mı bilmiyorum ama eşi de bir bebek ile ödüllendirdi kendisini. Her şey çok ama çok iyi gidiyordu o tarafta. Takara makaralar ile hayat gül gibiydi ...

Birden ülkemizde bir şeyler oldu. Fetö teröristlerinin parmağı olduğu söylenen parasal bir olaylar zinciri. Ama bizim konumuz bu yazıda o değil. Bu zamanlar, öncesi de olabilir sonrası da, asıl olan İran’da oldu. Bu zatın arkadaşı, ortağı olan kişi, İran devleti/hükümeti tarafından yakalandı. Süratle yargılandı ve idama mahkum oldu! Peki idam edildi mi? Hayır! Neden? Sahtecilik ve dolandırıcılık yapan bu kişi yaklaşık 2.8 milyar dolarlık bu paranın çoğunu yurt dışına çıkarmıştı ve İran hükümeti bu parayı getirmesini istiyordu. Ceza bundan sonra infaz edilecekti. Peki bu para yurt dışında nerede? Bilen yok. Ancak isminde ya da lakabında bebek kelimesi olan bu idam mahkumu, bizim vatandaş yaptığımız ve her seviyede saygı ve itibar gören zatın arkadaşı ve ortağı. Siz ortağınızdan habersiz bir şey yapar mısınız?

Derken işler kötüye gitmeye başladı. Cari açığımızı düzeltmeye katkı koyan bu zatın verdiği vergiler nedeniyle kendisine hükümet yetkilileri elinden madalya ve berat bile verildi. Ama veren bakan gel gör ki verdiğine bin pişman oldu. Bir defasında soru üzerine “ben kendisini tanımıyordum ki” diyerek kabahatini örtmeye çalışmıştı. Sonra işler gittikçe kötüye gitmeye başladı. Zat Türkiye’de tutuklandı, bir süre sonra serbest bırakıldı. Mahkemeler sorun görmemişlerdi sanırım. Öyle ki, isimleri geçen bakanların da, Yüce Mecliste; ‘Yüce Divan’a gitmelerine gerek yok sonucu ile yargılanmalarına gerek görülmemişti. Ama bir sorun vardı! Eski itibar, protokol günleri sanki geride kalmıştı, mesafe hissediliyordu. Derken birdenbire zat Birleşik Arap Emirlikleri’ne gitti, amaç turistik bir seyahat. Ailesi de vardı yanında. Bir süre sonra USA’da  tutuklandığı haberi duyuldu.

Tutuklanması öncelikle duygusal aile profilleri ile konuşulan zat gittikçe daha ciddi konuların malzemesi olmaya başladı. Savcı spekülasyonları altında konu zaman zaman medyada yer alsa da, Halk Bankası genel müdür yardımcısının USA tarafından tutuklanmasına kadar devletin ve hükümetin ilgisi sınırlıydı. Bundan sonra konu tamamen hükümetin en üst makamından ilgi-alâka görmeye başladı. Devlet neredeyse tüm olanaklarını seferber etmişti. Dışişleri bakanlığı, Adalet bakanlığı, sayısız bürokrat girişimleri ile dava bir yandan izlenmeye bir yandan da USA’dan bu kişiler istenmeye çalışılıyor izlenimi oluşuyordu. Cumhurbaşkanı’nın USA ziyaretinde önemle görüşülen konulardan birinin bu olduğu tahmin edilmekteydi. Ancak problem büyümekte ve halledilememekteydi. Konu, iç politikada gereğinden fazla yer bulmakta, önemli polemiklere neden olmaktaydı. Derken konu Başbakanın bizzat USA’ya gönderilmesi ile en üst seviyeye çıktı. Ne oldu bilmiyoruz. Ancak içerde tüm hükümet üyeleri ve en üst yönetici bile her fırsatta veryansın etmekte, haksızlığa uğrandığı konusunu işlemekteydiler.

Buraya kadar, bir şeyler olduğu ama ne olduğunu bu yargılama ile anlayabileceğimizi düşünüyordum. Ancak geçtiğimiz günlerde juri üye seçimi sırasında Zarrab ve avukatlarının orada olmayışları acaba yargılamadan feragat edildiği, anlaştığı veya itiraflarda bulunacağı gibi konuları gündeme getirdi. Ki bu durum çok çok önem arzetmekte … Son bilgiler, Zarrab’ın itirafçı olduğu yönünde ...

Ortada yapılan bir şeylerin olduğu gerçeği varken, İran bu gerçeklerin kendi yerel adalet sisteminde gereğini yapıp ilgilileri yargılayıp cezalarını verirken, bizde yargılamadan imtina edilerek salıverilen kişiler ne yazık ki bizim yapamadığımız yargılanmayı binlerce kilometre uzakta yaşıyorlar.

Peki bizim devletimizi yöneten en üst makamdan başlayarak hükümetin neredeyse bütün üyelerinin cansiperane ilgisi neden? Yurt dışında 5600 civarında vatandaşımız çeşitli ülke hapishanelerinde gün doldururken neden sadece bay Zarrab ilgi alanlarında? Yunanistan adalarımızı haksız işgal ederken, Irak’ta askerlerimizin kafalarına çuval geçirilirken ve pek çok konuda devletimiz veya yurttaşlarımız haksızlığa uğrarken verilmeyen “nota”lar neden peş peşe verilmektedir?

Ve belki de en önemlisi, bu konuda bir kişinin yaptığı kanunsuz işler ise yargılanıp gerçeğin anlaşılması ve varsa cezalarını çekmesi gerekirken meselenin neden TÜRK MİLLETİ’nin meselesi olarak kabul edilmesi istenmektedir? Cumhurbaşkanı neden şahsı ile ülkeyi bir tutan anlayışın benimsenmesini istiyor?

Yargılanan Zarrab, ama sanırsınız Türkiye yargılanıyor. Neden?

(22.11.2017)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X