Ankara Müftüsü Rifat Efendi …
Celal DURGUN...

Ankara Müftüsü Rifat Efendi …

Bu içerik 62 kez okundu.

‘sözün özü’  Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Yıl 1919, günlerden 27 Aralık …

Sivas Kongresi’nden sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları, o gün Ankara’ya gelmiş, büyük bir coşkuyla karşılanmıştı.

Atatürk, çalışmalarını yürütmek için Ziraat Mektebi’ne yerleşir.

Ankaralılar, sık sık Mustafa Kemal’i ziyaret ederler.

Mustafa Kemal ve arkadaşları durumdan hoşnutturlar.

Ancak ziyaretçilere ikramda bulunmak gerekmektedir.

Ziyaretçi sayısının artması demek, çay-kahve ikramının artması demekti.

Mustafa Kemal’in yaveri Mazhar Müfit, bir kahve bile ikram edememenin mahcubiyetini yaşıyordu.

Yedekte biraz kahve vardı ama şeker kalmamıştı.

Ateş pahasıydı şeker, alınamıyordu.

Ankara’ya gelişlerinin ilk haftasında masrafları belediye karşılamıştı, ama sonra parasızlıkla baş başa kalmışlardı.

Önleri kış olmasına rağmen, Mazhar Müfit kürkünü satmış, ele geçen para ancak ekmekçinin borcunu karşılamıştı.

Var olan birikimlerini de bitirmişlerdi.

Mazhar Müfit, ‘biraz borç bulmalıyız’ dediğinde, Atatürk, kesin bir şekilde, ‘olmaz, hakkımızda dedikodu yapılmasına yol açar’ demiş ve öneriyi geri çevirmiştir.

Mazhar Müfit, ‘biraz kahvemiz var, ama şekerimiz hiç yok’ diyerek ısrarını yenilemiştir.

Atatürk, ‘herkes şekerini kendisi alsın’ demiş ve konuyu kapatmıştır.

Tam da o günlerde, Ankara Müftüsü Rifat Efendi, Mustafa Kemal’e, ‘hoş geldin’ demek için ziyaret isteğinde bulunur.

Mazhar Müfit’i telaş alır; ‘Eyvah, şeker yok, sigara yok, kahve yapamayız, ben Müftü Efendiye ne ikram edeceğim?’ diye kıvranmaya başlar ve kendi kendine şöyle bir karara varır: Rifat Efendi geldiğinde ortalıkta görünmeyecek, odasından çıkmayacaktır.

Rifat Efendi, ziyarete geldiğinde doğrudan Mustafa Kemal’in yanına çıkarılır.

Atatürk, Ankara Müftüsü Rifat Efendi’yi kapıda karşılar. Hal, hatır sorar, sohbet eder.

Rifat Efendiyi biraz sıkıntılı görünce, ‘Hayrola Hoca Efendi, bir şey mi var?’ diye sorar.

Rifat Efendi, sanki bu soruyu bekliyormuş gibi hemen elini cebine atar, aslında küçük bir armağan vermek niyetiyle gelmiştir.

Sıkıntısının sebebi de armağanı nasıl vereceğini bilememesiydi.

Cebinden çıkardığı meşin keseyi Atatürk’e uzatır, ‘Paşam, yol hali, belki şu sırada paraya sıkıntınız olabilir diye düşündüm. Malum biz Ankaralılar kötü günler için köşeye bir miktar para ayırırız. Bunun için de bizim ihtiyacımızı karşılayacak kadarını ayırdım. Gerisini size getirdim’ der.

Rifat Efendi’nin anlayışlılığından ve nezaketinden çok duygulanan Mustafa Kemal;

Hoca Efendiye teşekkür eder, düşüncesinden dolayı şükranlarını arz eder, fakat parayı muhasebe işlerini yürüten Mazhar Bey’e vermesini rica eder.

Rifat Efendi, Atatürk’le sohbetini tamamladıktan sonra Mazhar Bey’in odasına geçer.

Mazhar Bey, Onu karşılayıp oturması için yer gösterdikten sonra, ezile büzüle;

‘Müftü Efendi, sanırım siz kahve içmiyorsunuz, değil mi? diye sorar.

Rifat Efendi, ‘İçmem’ der ve gülümseyerek ekler.

‘Sizin biraz sıkıntıda olduğunuzu öğrendik, az da olsa da, yardımda bulunmayı vazife bildik.’

Mazhar Müfit, ‘Bizim paramız var’ diyerek itiraz etmek ister.

Oysa kasada 48 kuruş vardır.

Rifat Efendi, cebinden meşin keseyi çıkarıp önüne koyunca, Mazhar Müfit şaşırır.

Mustafa Kemal’in uyarılarını anımsayarak, ‘Müftü Efendi, teşekkür ederiz amma, önce Paşa ile bu konuda bir görüşseniz iyi olur’ der.

Rifat Efendi başını sallar; Paşa ile görüştüğünü, kasanın Müfit beyde olduğunu söylediğini anlatır.

Mazhar Müfit Bey, Rifat Efendiyi gerektiği gibi ağırlayamamanın ezikliği ile keseyi açar, bin lirayı kayda geçirir, makbuzunu keser ve Hoca Efendiye uzatır.

Rifat Efendi, kendisi ve eşi için biriktirdiği “cenaze parasını”, Mustafa Kemal’e vermenin huzuru içinde Ziraat Mektebi’nden ayrılır.

Rifat Efendi, Ankara sırtlarında Mustafa Kemal’i karşılayanlar arasındadır. Atatürk’e, “canla, başla sizinle beraberim” diyen vatansever bir din adamıdır.

Atatürk’ün, her karşılaşmasında ayakta karşıladığı, saygı ve sevgisini gösterdiği, dini konularda görüşlerine başvurduğu kişidir.

***       ***       ***

Kıssadan hisse 1-

Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmeyen, işbirlikçi, hain, çıkarcı, satılmış sahte “hocaların” varlığı ne kadar gerçekse; Atatürk’ü seven, canını, malını, mülkünü; vatanına, milletine armağan eden eli öpülecek, adı anılacak, namuslu, dürüst, yürekli, inanmış, aydın hocalarımızın varlığı da gün gibi gerçektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ü, “kâfir”, “din düşmanı”, “ajan” ilan eden; idam fermanını imzalayan, darağacında sallandırılacağını söyleyen laf cambazı, din tüccarı şarlatan “hoca” kılıklı yobaz takımı bizi ne denli üzmüşse; Atatürk’e ve devrimlerine sahip çıkan duyarlı, sorumlu, bilinçli hocalarımızın varlığı da bizi o kadar sevgiye boğmuştur.

Mustafa Sabri, İskilipli Atıf ve diğer gerici “hocaların” tamamını toplayın, çarpın, bir Rifat Hoca etmezler.

Ankara Müftüsü Rifat Efendi, Atatürk’ü bağrına basmış, padişaha isyan etmiş, namuslu, onurlu duruşundan ödün vermemiştir.

Mustafa Kemal Atatürk gibi O da idama mahkûm edilmiştir.

 

Kıssadan hisse 2-

Atatürk ve arkadaşları, açık, dürüst ve namuslu yaşamışlardır.

Beş kuruşun, bir kuruşun, kırk paranın har vurulup harman savrulmasına izin vermediler.

Yapılan yardımların, gönderilen paraların, bağışlanan altınların hesabını, kuruşu kuruşuna tuttular; vatan ve millet için harcadılar.

Aç kaldılar, susuz kaldılar ama boğazlarından haram lokma geçirmediler.

(Kaynak: “Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber” / Mazhar Müfit Kansu)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X