Devlet Tek Adam Olabilir mi?
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Devlet Tek Adam Olabilir mi?

Bu içerik 274 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Devlet, hiç farkında olmadan yaşayıp gittiğimiz, özel günlerin dışında pek ilgilenmediğimiz, ancak bizden bir şeyler istediğinde ciddiye aldığımız hatta kızmaya başladığımız, ama günü ve yeri geldiğinde uğruna pek çok fedakarlıklar yaptığımız/yapabildiğimiz bir yapı. Tutamazsın, tadamazsın, göremezsin, duyamazsın desem de,  günü ve yeri geldiğinde hafif hafif dalgalandığını gördüğünde al bayrağını tutasın gelir, usuldan bir name gibi çalıverir kulağına, İzmir Marşı da olur İstiklal Marşı da, öyle bir tad bırakır ki yüreğinde, atışları hızlanır, bakarsın o yürekle ufukta beliriverir mavi gözleri sarı saçları ile O’nu görür gibi olursun ve bunların hepsi günü ve yeri geldiğinde vatan olur, ülke olur, senin olur ve devlet olur.

Kurulurken çekilen çilelerden, fedakarlıklardan, şehitlerden, gazilerden bir tarih yazılmıştır. İçinde nice hikayelerin olduğu ve adına devlet dediğimiz bu yapı, öncelikle vatandaşını dış ve iç müdahalelere karşı korur. Yani güvenlik, var oluş ödevleri arasında ilk sırada diyebiliriz. Sonrasında, vatandaşın hayatını kolaylaştıracağı, yaşam konforu sağlayacağı, sağlığına hizmet edeceği, okuyup iyi bir eğitim almasını temin edeceği ve yaşlanınca kimseye muhtaç olmadan hayatının kalan kısmını rahatça geçirebileceği olanakları temin eder.

Tüm bunlar için de vatandaşından vergi alır, ki bunu da adil bir şekilde yapmak görevidir.

Bunları yapabilmesi için de kurumlara sahip olması ve o kurumların işletilmesinin sağlanması, en önemlisi de tüm bunların belli bir düzen içinde yaşayabilmesi ve işleyebilmesi için kanunları çıkarması gerekir.

Peki onca kurum, çıkarılacak kanunlar, düzenin sağlanması ve yapılacak tüm faaliyetlerin yönetilmesi ve kararların alınması nasıl olacak? 

Kim bu işleri yapacak ve sorumluluğunu alacak? İşte bu noktada demokrasi, vatandaşın seçim eliyle yetki verdiği siyasileri yetkili kılıyor.

Yasaların çıkartılması, devlet  kurumlarının işletilmesi için. Ancak bunları istedikleri gibi değil, uluslararası antlaşmalara, anayasaya, mevcut ve çıkarılacak yasalara ve de evrensel normlara uygun biçimde yapmalarını ve yaptıkları her işin yine devletçe oluşturulmuş kurumlar eliyle ve TBMM tarafından denetlenmesi şartıyla yapılması tabiidir.

Görüleceği üzere devlet, onu oluşturan kurumlar ve o kurumları işleten siyasi otorite ile hayat bulmaktadır. Bu kurumlar hayati mahiyette olup karar alma mekanizmalarının değeri, birbirini denetlemesinden gelmektedir. Güçler ayrılığı olarak tanımladığımız ana ayrışma olan yasama, yürütme ve yargı yanında karar alma sürecinin aşağıdan yukarıya doğru hiyerarşisini takip etmesi devletin hata yapmasını en aza indirecek ve vatandaşın beklentilerini en gerçek biçimde karşılayacak kararların alınmasını sağlayacaktır. Olası yanlışlar, hatalı kararlar bu doğal süreç içinde zarar ve ziyana neden olmadan önlenmiş olacak ve kararlara kendi sistematiğinde herkes katkı koyabilecektir.

Şimdi tüm bu kurumların üzerine çizgi çekiniz ve yerine bir tek kişiyi koyunuz. Neler olur sizce?

Bunu son zamanlarda yaşanan iki örnekle anımsatabiliriz. Birincisi inatla sürdürülen yaz saati uygulaması, diğeri ve daha da vahimi eğitim sistemimiz. Baştan sona felaket. Öyle ki tek ifade ile kalkan teog sınavı yerine alel acele konan sistem açıklanacağı güne kadar sayısız değişiklikler ve halâ doğru düzgün olmayan sistem.

Örneklerimizi sayısız çoğaltmamız mümkün. Altında yatan neden ise...

Devlet doğal yapısından çıkartılmış tüm karar alma mekanizmaları ve kurumları işlemez hale getirilmiş nerdeyse yasama, yürütme ve yargı tek elde toplanmışçasına yeni bir otorite ihdas edilmiştir. Burada günü geldiğinde hiç danışma, tartışma ve görüşme yapılmadan aniden ortaya atılan değişiklikler (cam filmi), aniden alınan kararlar (bu zat bizim vatandaşımızdır) veya bir konuşmada, ‘ben bunu doğru bulmuyorum kalkmalı’ (teog sınavı) dediği temenniler. Ama hepsi devlet kararı olarak derhal yine aynı hatalı sürecin sonunda yeni yanlışlara gebe ortaya konan uygulamalar.

Doğru olduğunda başarı o tek kişide. Yanlış olduğunda maalesef devlette! Ya da ‘devlet tehlikede’ denilerek halk aldatılmaya çalışılmakta. Devlet kendini nasıl koruyacak? Hata, kararları alanlarda ise bu nasıl ortaya konacak? Yani devlet kendisini nasıl savunacak? Faturanın devlete çıkması demek, sonuçlarına  tüm vatandaşların katlanacak olması demek. İşte o nedenle devlet kurumları ve bağımsızlıkları bu kadar önemli. Biliyoruz ki sorun çıkana kadar her şey sorunsuzdur. Önemli olan, sorun çıkmaması ve eğer sorun çıkarsa bunun nasıl çözüleceğidir. Kimlerin nasıl sorumlu tutulacağı. Burada da güç odaklarının ayrılığı ve devleti oluşturan kurumların hem bağımsızlığı hem de işlerliği önem kazanmakta.

Tarafsızca !

Peki mevcut durum böyle mi?

Peki getirilmek istenen (2019 yılında) sistem buna uygun mu?

Seksen milyon insan ve oluşturduğu devletin,  bir tek kişinin ruh haline, önceliklerine, dünya görüşüne, disiplinine, arkadaşlıklarına, anlayışlarına ve tercihlerine göre yaşaması ne kadar doğru sizce? Aldanışları, kandırılışları, hataları, sevapları, doğruları, yanlışları…. Sonuçta bir insan o! Hepimiz gibi doğal düşünce ve davranışları olacaktır, normaldir. Ama bunların hepsinin ‘devlet adına yapılacak olması’dır sorun. Her konuşma, her hareket, her düşünce ve davranış devlet adına olduğunda, kimsenin yanlış diyemediğinde, hiçbir kurumun bu doğru olmaz veya bunu yapmanız yanlış diyemediğinde. Ve sonuçlara tüm vatandaşların hak etmedikleri halde katlanmak zorunda olmalarında.

Son yıllarda yaşanan o kadar yanlış ve itiraf edilen o kadar söz, haklı olduğumuzu göstermiyor mu?

Devlet tek kişi olur mu?

Tek kişi devlet olur mu?

O halde yanlışta ısrar etmek doğru mu?

Tekrar düşünelim

Ne kadar doğru?

(05.12.2017)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X