“Tarımda Dünya Birincisi Türkiye” …
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

“Tarımda Dünya Birincisi Türkiye” …

Bu içerik 250 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Dünyanın en bereketli ve üzerinde hemen her şeyin yetişebileceği, suyu-havası kendine özel, üç tarafı denizlerle çevrili 780 bin kilometrelik şahane bir vatan toprağı olan ülkemiz Türkiye. İnsan manzaraları da bu çeşitliliğe uymuş, mümbit tarım ve orman alanları ile bin bir çeşit ürünün, çiçeğin, böceğin yetiştiği geniş araziler. Herkesin gıpta ile baktığı bereketten adını aldığı Anadolu ve tabii Trakya. Buralarda doğup büyümekten onur duyduğum topraklar. Tarihin her devrinde adından söz ettirmiş, ürettikleri antik çağdan bu yana önem arz eden bir coğrafya.

Bu ülke bu eşsiz coğrafyada düne kadar kendini rahatlıkla doyurabildiği gibi ciddi tarım ürünü ihraç edebilen bir ülkeydi. Öyle ki dünyadaki 183 ülke içinde kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olmakla gurur duyardık. Yapılan “Yerli Malı Haftalarında” sıraların üzerine koyduğumuz hemen her şey, ceviz, incir, şeker, bulgur, makarna, zeytin, peynir v.b. aklınıza yiyecek türünden ne geliyorsa hepsi bulunurdu. Bu durum her Türk vatandaşının gurur kaynağı idi. Daha da önemlisi her gelir grubunun bu ürünleri satın alarak sofralarında bulundurması hiç sorun olmazdı.

Daha sonra bu ve diğer endüstriyel tarım ürünlerimizin katma değeri yüksek ürünlere dönüştürülmesinin hedeflenmesi ve bu yolda çalışmalar ve yatırımların yapılması beklenirken neler oldu dersiniz?

Türkiye öncelikle tarım alanlarını hoyratça harcamaya, verimsizleştirmeye, tarım dışı faaliyetlere açmaya başladı. En verimli ovalar beton yığınları ile doldurulurken, çorak yamaç araziler bu katliamı seyredercesine kullanım dışında tutuldu. Doğal yaşamın, ormanların ve hatta deniz kıyıları ve en gözde alanlar çeşitli madencilik faaliyetlerine feda edildi. Şehirler arası yolculuklarda ormanların veya başkaca doğal yaşam alanlarının ortasında kanser çıbanı gibi oyulmuş maden alanlarını hemen her gün görmekteyiz. Ya da en güzel pınarların HES uğruna kurutularak binlerce yıllık doğal yaşamın sonlandırıldığını bu doğa katliamına her gün farklı bir yerde tanık olmaktayız. Olmadık yerlerden binlerce ağaç kesilerek geçirilen yollar veya yapılan viyadükler hep bu doğal yaşamı ve tarım alanlarını ve de tarımsal ortamın yok edildiği işler olarak günümüze kadar sürdü ve sürmeye devam etmekte.

Doğa ve tarımsal alanlar böylesine yok edilirken, uygulanan politikalar sonucu toprakla uğraşanlar bu işlerden geçimlerini sağlayamadılar, zar zor sürdürmeye çalıştıkları tarımsal faaliyetleri de girdi maliyetlerinin artmaya devam etmesi buna karşılık elde edilen ürünün bu maliyetleri karşılayamaması yüzünden her yıl daha fazla borçlandılar. Önceleri tarım alanlarını ipotek ederek aldıkları krediler ile direndilerse de, değişen bir şey olmaması sonucu ya tarım araçlarını kaybettiler, ya topraklarını kaybettiler ya da geleceğe olan ümitlerini. Yaşayabilmek için şehirlere göç ederek asgari ücret ile buldukları işlerde çalışmaya başladılar. Şehirde onlar yabancı, onlar şehre yabancı. Şehirlerin kenarlarında yeni bir kimlik oluştu. Dün tarım yapanlar bugün şehirde buldukları işlerde çalışan işçi oldular. Ciddi bir kısmı ise iş bulmak için halâ çabalamaktalar. Akılları sanırım halâ köylerinde …

Peki, tarım alanları yok edilirken, tarımdan ekmek parası elde edemeyip şehre göç etmek zorunda kalan tarım emekçisi bu alan dışına itilmişken, tarım ürünleri çarşı, pazar ve marketlerde inanılmaz fiyatlara ulaşmışken politika üretenler, yaptıkları olumsuzluklara yeni yeni olumsuzluklar eklemeyi sürdürmeye devam ettiler.

Maliyeti artan tarım ürünlerinin desteklemelerinde yanlışlar, yetersizlikler veya geç piyasaya girerek çiftçiyi az sayıda tüccara ezdirdiler. Bazı ürünlerde maliyetin altında satış fiyatları tespit ettiler. Birçok üründe ise fiyatları aşağıya çekmek için o ürünün ithalatında alınan gümrük vergisini ya düşürdüler ya da sıfırladılar. O ürünleri üreten yabancı çiftçileri ödüllendirdiler ve buna devam etmeyi de sürdürdüler.

Bugün gelinen noktada başbakanımız “Tarımda bir numarayız” dese de bu cümle sanırım hepimizin yüzünde hafif bir tebessüm oluşturmakta. İnsanın aklına Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Fransa, Bulgaristan, Meksika, Ukrayna, Rusya, Arjantin ve daha adını saymadığım ülkelerden tarımsal ve hayvansal ürünlerin her geçen gün artan ithalatı gelirken, bunların Amerikan doları ile alındığını da unutmayalım.

Kurun artmasının getirdiği fiyat artışı yanında artan fiyatların enflasyona etkisi de cabası. Bu durumun cari açığa da etkisini göz ardı etmemek gerekir.

Mutfakta yangın devam ederken, üretilen ciddi bir çözüm halâ bulunmamaktadır. Hükümetin alelacele aldığı kararlarla, attığı kurumsal olmayan çözüm arayışları kısa sürede iflas etmekte, hemen arkasından yine aynı hatalı karar alma süreçleri ile hatalı kararlar sürmekte. Stres altında geçici çözümleri ise her seferinde ‘ithalat’ olmakta. Bu da yukarıda anlatmaya çalıştığım kısır döngünün yeniden sahnelenmesi olarak ortaya çıkmakta.

Ciddi, köklü, paydaşları arasında bizzat yaşayanların da olduğu karar alma mekanizmalarının üretmediği politikalara devam edilmesi ile kaybeden Türkiye ve halkı olmaya devam etmektedir.

Her canlı gibi insanın da yaşaması için yemesi, daha verimli ve mutlu olması için de sağlıklı beslenmesi gerekmekte. Bunun için de en temel hakkı olan sağlıklı beslenmeyi tüm vatandaşların ulaşabileceği kalite ve fiyatla elde ediyor olması gerekmekte. Devlet bu konudaki görevini hatırlamalı ve bunu sağlamalıdır.

Tarım ve hayvancılıkta birinci olmasak da; sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme için gerekli olan şartların sağlanması, buna da her vatandaşın kolayca ulaşmasının temini, en temel insan hakkı olarak devletin birinci görevi olmalı ve bu gerçekleştirilmelidir.

Türkiye, elindeki hazinenin farkına varmalı, gereği gibi modern anlayışla yapacağı tarımsal faaliyetleri ile köylüsü ile tekrar barışmalı, doğasının tahribatına dur demeli. Bu yolla işsizliğe önemli bir çare olacağı gibi dövize endeksli tarım ürünü yerine yerli para anlayışını hakim kılmalı. Bu yolla enflasyonun da düşmesine katkıda bulunmalı. Sofraları yeniden yerli malı tarım ürünleriyle buluşturmalı.

Sanayi devi olamayabiliriz belki ama tarımda çok ciddi bir oyuncu olabiliriz.

(20.12.2017)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X