Menemen Olayı
Celal DURGUN...

Menemen Olayı

Bu içerik 346 kez okundu.

‘sözün özü’  - Celal DURGUN / celaldurgun@hotmail.com

Derviş kılıklı, şeriat heveslisi 6 gerici Manisa’nın Paşa köyünde buluşur.

Üç gün Paşa köyde kalan gericiler, laikliğe söver, şeriatı överler. Köylülerden silah edinirler!

Yağcılar köyüne giderler, yedi gün boyunca aynı söylemi tekrar ettikten sonra Bozalan köyüne uğrarlar. İki gün de bu köyde kalırlar.

Yine “şeriat” naraları atarlar, yine Allah, Kur’an, Din, iman, şeriat söylemiyle köylüleri etkilemeye çalışırlar.

Ve Çukur köyü üzerinden, yaya olarak sabah namazı vakti Menemen’e girerler. İlçenin batısındaki camilerden birine girerler. Tarih: 23 Aralık 1930’dur.

“Ben mehdiyim, dinimiz mahvoluyor, şeriatı kurtarmaya geldim” diyen yobaz grubunun reisi Derviş Mehmet; “770 bin kişilik halife ordusuna sahip olduklarını” (!), “İstanbul’u kuşattıklarını” (!), “Ankara Hükümetini yıkıp, Abdülhamit’in oğlu Selim’i halife ilan edeceklerini” (!) söyler. “İnna Fetahna Leke Fethan Mübin” yazılı yeşil bayrağı da eline alır ve camideki cemaatle birlikte Hükümet Konağı’nın önüne gelir.

Meydanda toplananlara; “mehdi” (kurtarıcı- doğru yola getirici) olduğunu tekrarlar. “Allah’ın kendisini şeriatı geri getirmek için vazifelendirdiğini, 770 bin kişilik ordunun yolda olduğunu” söyler ve “kendisine katılmayanların kılıçtan geçirileceği” tehdidinde bulunur. Ahalinin şapkalarını çıkarmalarını ister ve zikre başlar.

Orada bulunan bir jandarma eri, derhal jandarma komutanının evine gider, gördüklerini ve duyduklarını Komutana anlatır.

Hemen olay yerine gelen jandarma komutanı, yobaz takımına ihtarda bulunur. Ancak, galeyan içindeki gerici grup komutanın üzerine yürür. Komutan, yanındaki dört jandarma eri ile birlikte hükümet binasına sığınmak zorunda kalır. Bu sırada fırından Alay’a dönmekte olan İaşe Subayı yaşananları görür ve hemen Alay Karargâhına gider. Eğitime çıkmak için hazırlanan Asteğmen Kubilay’ı da olaydan haberdar eder. Aynı dakikalarda jJandarma komutanı da telefonla Alaydan kuvvet istemektedir.

Alay Komutan Muavini Yarbay Nedim, Kubilay’a, bölüğün hareketini çabuklaştırması emrini verir.

Olay yerine gönderilen ve acele hareketi dolayısıyla bölüğe cephane aldırmaya dahi vakit bulamayan Yedek Subay Asteğmen Kubilay, bölüğünü biraz geride durdurarak halka nutuk vermekte olan yobazın arasına girer ve nutuk verenin yakasına yapışır. O anda başka bir yobazın tabanca ateşi ile ağır yaralanır, 20 metre kadar uzakta camiye kadar gider.

Yobazların “reisi”, arkasından koşarak Asteğmen Kubilay’ı yakalar, yerde yatan ve canlı olan Kubilay’ı sürükleyip, bir ayağı ile vücuduna basmak suretiyle yüzüstü yatırır, torbasından testere ağızlı bağ bıçağını çıkarır ve boynundan keserek Kubilay’ın başını gövdesinden ayırır. Saçlarından tutarak taşa vurur, sonra meydana döner: “Kanını içmek helaldir” diyerek avucuna aldığı kanı içer, Kubilay’ın kesik başını elinde taşıdığı yeşil bayrağın ucuna takar. Bu durumda dahi cani canavar, halâ nutuk vermeye devam etmektedir:

“Şapka giyen kâfirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir! Ey Müslümanlar! Halife Abdülmecit sınırda bekliyor! Kalkın Müslümanlığı kurtaralım!”

Meydandakiler kara yobazın sözlerini alkışlar!

10 adım kadar uzakta duran bölüğün başındaki çavuşlar şaşkın ruh hali içinde, en ufak bir hareket gösteremezler ve alçakça kaçarlar.

Olayın başında, yobaz takımına söz geçiremeyerek yanındaki dört jandarma ile hükümet binasına giren jandarma komutanı da bu kanlı olaya seyirci kalmıştır!

Vahşi katliamı gören bekçi Hasan, hemen silahına sarılır ve yobazlardan birini yaralar ancak üzerine yağdırılan kurşunlardan kurtulamaz, orada şehit edilir. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de silahına sarılır ancak o da orada şehit edilir. Ve nihayet, Alaydan gönderilen bölük teçhizatlı olarak olay yerine gelir; kendisine kurşun işlemeyeceğini ve “mehdi” olduğunu söyleyen “reis” dâhil üç yobazı orada öldürür. Biri ağır yaralı olarak ele geçirilir, diğer ikisi halkın arasına karışarak kaybolur.

* * *       * * *   * * *

Kan donduran insanlık dışı vahşet, Ankara’yı ayağa kaldırır.

Başbakan İsmet İnönü; “Bu zavallılar laikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler. Gerçekte ise çıkarlarını kaybetmişlerdir, onu tekrar ele geçirmek istemektedirler” açıklamasında bulunur.

TBMM Başkanı Kazım Özalp, o günleri şöyle anlatıyor: “Derhal Köşk’e çağırıldım. Mustafa Kemal Paşa, görülmemiş şekilde kızgın, üzgün ve heyecanlıydı. İsmet Paşa, Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey (Apaydın), Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay) da, Köşk’e geldiler.

Mustafa Kemal Atatürk: “Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenli’den kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler? Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu, Cumhuriyet’in ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba ‘Vilmodit’ ilan edilmeye müstahak olmuştur.”

Özalp, “Menemen’i haritadan silin” şeklinde hatırlanacak ‘Vilmodit emrinden’ sonra yaşananları ise kitabında şöyle aktarıyor:

“Atatürk’ün öfkesi dinmiyordu. ‘Derhal harekete geçmeliyiz’, dedi.

Cevaplarımızı bekliyordu, yalnız itiraz dinlemeye tahammülü olmadığı anlaşılıyordu.

Vakit kazanmak ve havayı biraz yumuşatmak düşüncesiyle, ‘Acaba ayrıntılı raporların gelmesini beklesek mi?’ diye bir görüş ortaya attım. Hiç cevap vermedi. Bir süre oturdu. Biz de konuşmadık.

Menemen’de orduya hizmet eden veya önceden hizmet etmiş olan askerler ve aileleri vardı. Masum çocuklar, ihtiyarlar, aciz kadınlar böyle ağır bir cezaya ister istemez maruz kalacaklardı.

Konuşmasak bile, bu fikirleri hepimiz zihnimizden geçiriyorduk. Belki bu susma sırasında Mustafa Kemal Paşa da bunları düşündü. Ancak, taviz vermeye niyetli görülmüyordu, ‘İşte böyle olacak, dağılalım’ dedi ve kalktı. Verilen emri unutturdular Emir hemen yerine getirilmedi.”

Peki, dönemin yöneticileri Atatürk’ün emrini nasıl oldu da yerine getirmediler.

Özalp, bunu nasıl yaptıklarını da şöyle anlatıyor:

“Aramızda, bir iki gün beklemeyi, Mustafa Kemal Paşa’nın tepkisinin ne ölçüde değişebileceğini görmeyi uygun gördük. Ancak, normal kanuni işleri hemen başlattık. Paşa’dan birkaç gün ses çıkmadı. Bir daha “Vilmodit”ten bahsetmedi.”

* * *        * * *  * * *

General Mustafa Muğlalı’nın Başkanlığını yaptığı mahkeme, 36 (ölmüş olan bir sanık ile 37) kişiye idam, 40 kişinin sorumsuzluk nedeniyle salıverilmesine, 27 kişinin beraatına, 41 kişiye de çeşitli hapis cezaları verdi.

İdam hükümlülerinden 6’sının yaşı küçük olduğundan cezaları ağır hapse çevrildi. TBMM Adalet Divanı 2 idam mahkûmunun cezasını 2 yıl hapse çevirdi.

Diğer 28 sanık, 3 Şubat 1931 gecesi Menemen’de idam edildi. Bazıları Kubilay’ın başının kesildiği yerde infaz edildiler. 1 idam mahkûmu sehpadan kaçtı, 2 hafta sonra yakalandı ve o da idam edildi.

Suçlular cezalarını buldular; ancak vahşetin üzerinde 87 yıl geçmesine karşın Kubilay’ın katli, Şevki ve Hasan’ın şehit edilmesinin verdiği acı ve elem, Türkiye’nin yüreğini dağlamaya devam etmektedir. Günümüzün Derviş Mehmetlerinin, kimi zaman açıkça, kimi zaman sinsice laik cumhuriyetimize, Atatürk’e, devrimlerimize kin kustuklarına tanık oluyoruz.

Ama yılmayacağız, susmayacağız, sinmeyeceğiz.

Halkçı, devletçi, devrimci, milliyetçi, laik cumhuriyetimizi “leş kargalarına” yedirmeyeceğiz.

Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Bekçi Şevki ve Bekçi Hasan’ı unutmayacağız, unutturmayacağız.

Derviş Mehmet ve şürekâsına lanet yağdırmaya devam edeceğiz.

Anıt’ta yazılı cümleyi yüreğimize yazdık.

“İNANDILAR, DÖĞÜŞTÜLER, ÖLDÜLER; BIRAKTIKLARI EMANETİN BEKÇİSİYİZ.”

 

Kaynak- Genel Kurmay Belgeleri’nde Menemen Olayı.

(VİLMODİT: Fransızca ‘ville maudite’, cezalandırılmış şehir anlamına gelen kelime.)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X