Kelimelerin gücü …
Feridun Hayati ÜNÜVAR...

Kelimelerin gücü …

Bu içerik 543 kez okundu.

Feridun Hayati ÜNÜVAR

Siyasi konularda yazılar yazmak, yorumlar yapmak, ortalığın daha fazla gerilmemesi için seyirci olmayıp çatışanlar arasına girerek milleti kalemiyle yatıştırmaya çalışmak ve kavramları becerebildiğimiz kadar açıklayarak insanlar arasında sevgi, hoşgörü ve diyalogu sağlamak gibi bir çaba, taktir edersiniz ki hiç de kolay bir iş değildir.

Hepinizin malumu, günlerdir yazılı ve görsel medyada, bir “it tartışması”dır almış başını gidiyor ve insanlar da bundan etkilenerek, bilerek veya bilmeyerek tartışmada taraf olmak durumunda kalıyor.

Bu tartışmalara, hukuk birimlerimizin ve siyasetçilerin dışında, sivil toplum örgütlerinin ve tek tek bireylerin de katılıp fikir beyan etmesi oldukça zor görünüyor.

Bu düşüncelerden hareketle ben de konuya bir açıklık getirmeye çalıştım.

Şayet; ‘insanların, insanlardan “it” üreterek kullandıkları bir sistem’ varsa,  bu sisteme HAYIR diyerek sözlerime başlamak istiyorum.

Bizler Türk Milleti olarak, devletin legal kolluk güçleri ve denetlenebilen güvenlik görevlileri dışında, başka güçleri kabul etmeyen ve illegal oluşacak veya oluşturulacak tüm şer odaklarına ve gruplarına karşı olan bir milletiz. Cumhuriyet’e geçmiş, demokrasiyle yönetilen devletimizin de bu tür yöntemlere karşı olduğunu çok iyi biliyoruz. Amacı, milletimizin can ve mal güvenliğini korumak ve toplumsal huzuru ülke genelinde sağlamak olan devletimiz, şimdiye kadar, içinde böyle hevesler taşıyanlarla mücadele etti, fırsat vermedi, bundan sonra da böyle olacağına hepimiz inanıyoruz.

Son zamanlarda, bu kelimeyi bir radyo programında kullanan CHP Muğla Milletvekili Sayın Ömer Süha Aldan’a bazı insanlar, onun ne demek istediğini ve neyi amaçladığını anlamadan, dinlemeden, O’na saldırıya geçmişler ve tehdit ettikleri yetmiyormuş gibi bir de toplumumuzu germeye başlamışlardır.

Bu anlamsız, mantıksız ve yandaş suçlamalar, ithamlar ve beyanlar, millet olarak hepimizi derinden üzmüştür.

Zira milletvekilimiz, ne dediğini bilen değerli bir hukukçu olup, memleketimizin yetiştirdiği en iyi Cumhuriyet Savcılarından biridir. Sözlerinin, kesinlikle 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı ölümü hiçe sayıp direnen, Şehit ve Gazi olan vatandaşlarımızla uzaktan yakından ilgisi yoktur. 

Vatanımızı, milletimizi, demokrasimizi, şehidimizi, toprağımızı, hakkımızı, hukukumuzu, namusumuzu ve şerefimizi bu kadar seven ve uğruna canını feda etmeye böylesine hazır bir vekilimize, ülkemizin yetiştirdiği böylesine değerli bir beyin gücümüze haksız yere saldırılmasına ve suçlanmasına nasıl göz yumulur..?

Elbette yumulmaz ve yumulmaması da gerekir. Rahmetli İsmet paşanın dediği gibi; ‘’Bu memlekette namuslular da, en az, namussuzlar kadar cesur olmak mecburiyetindedir’’ …

Toplumumuzda gerilim yaratan bu kelimeye açıklık getirmek ve kelimeyi doğru anlayıp anlatmak ve kullanmak, elbette herkesin görevidir ve bunun için de çaba sarf edilmesi gerekir. Ben de acizane, bir birey olarak elimi taşın altına atarak sadece kendi inisiyatifimle, düşüncemi yazmaya ve gördüğüm muğlaklıkları ortadan kaldırmaya çalıştım. Amacım açıktır ve kimse, bu iyi niyetimin altında başka bir niyet aramasın.

Hepimiz biliyoruz ki, dünyada yasal olmayan birçok fanatik oluşumlar ve gruplar vardır.

Bunların kimi din adına, kimi ülkesi adına, kimi örgütü adınaymış gibi bir görüntü veriyor. Faaliyetlerini yansıtıyor. Halbuki bunların hepsinin tek amacı olduğu açıktır. Bunların hepsinin çıkar amaçlı faaliyet yürüttükleri ve ortaya çıktıkları bilinen bir gerçektir.

Dünyanın her yerinde ortaya çıkabilen ve kendi devletlerini dahi kandırabilen ve çıkarları için kullanabilen bu kişiler; kimi zaman devletlerinden de aldığı güçle, yeşil ışıkla, müsamahayla, baskı güçleri oluştururlar.

Bu güçler, maalesef zamanla daha da güçlenerek büyürler, silahlanırlar, çoğalırlar ve kontrol edilemez hale gelirler. Ve sadece kendi halklarını, devletlerini değil, dünya halklarını da zaman içinde tehdit eder hale gelirler.

Terör dahil tüm şiddet eylemlerini işte bu güçler tetikler. IŞİD’den tutun Usame Bin Laden’e kadar dünyada bunlardan sayısız örnekler vardır.

Devletin ve milletin bilgisi dışında oluşan veya oluşturulan, paramiliter olarak da adlandırılan bu güçlere, demokratik ülkelerde halk arasında ve siyaseten bu kelime kullanılır. Bunlar, bulundukları ve ortaya çıktıkları ülkelerde, halkın bütün manevi değerlerini çıkarları için kullanırlar. Vatan, millet, devlet, cumhuriyet, demokrasi, din, ahlak, bayrak gibi tüm manevi değerleri ve büyük insanlığın önemsediği bütün kıymetleri, durumlardan vazife çıkararak istismar ederler, şahsi menfaatlerini ve çıkarlarını korumak için vatanperver ve dindar görünür ve inandırıcı olmak için besmeleyle kafa bile keserler..!

Bu kelime sadece ülkemize özgü değildir, dünyanın her ülkesinde vardır ve tanımı aynıdır.

Tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu oluşumlarla mücadele edilmektedir. Gerek devletimizin güvenlik birimleri ve gerekse siyasi partilerimiz, bu konuda  ne gerekiyorsa onu yapmaktadırlar ve yapacaklardır da.. Biz de ülkemizde buna göz yummayız, müsaade etmeyiz. Millet olarak devletimizden ve siyasetçilerimizden beklediğimiz de budur.

Sanırım o malûm kelime ve konusu yeterince açıklanmış ve anlaşılmayacak bir yönü kalmamıştır. Nokta.

Ülkemizde toplumumuzu geren, Reza Zarraf’tan tutun hain fetö darbesine kadar o kadar çok mesele var ki,  bunları başlık halinde bile buraya yazmak sayfalar alır. Aslında konuşmamız gereken esas meselemiz bunlardır.

Ülkemizde kalıcı huzur ve istikrarın nasıl sağlanacağı, bu sorunları çözmekle olur. Ben bunun için, bazı önemli adımların atılması gerektiğine inanıyorum. Bunlardan bazılarına değinip bir göz atalım.

Bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, -Şahıs çıkarları ve menfaatleri için yasa çıkaran, -Muhalif oluyor bahanesiyle farklı düşünceleri yok sayan, -Farklıkları bir zenginlik olarak görmeyip ülkeyi tek tipleştiren, -Ülkesinin beyin gücü olan demokratik aydın güçlerini hapseden, -Durumlardan vazife çıkaranları kollayıp besleyen, -Erk’ler ayrımı yerine insan ayrımlarına pirim veren, -Ülkesine ve demokrasisine sahip çıkan onurlu insanları yeren bir millet değiliz..!

Böyle bir millet olmadığımız meselesinde hemfikirsek, kendimizle gurur duymalıyız.

Ve ‘’ne mutlu bizlere’’ demeliyiz..!

Evet bizler; emperyalist işgal ve paylaşımlarını kabul etmeyerek 7 düvelle çarpışarak egemenliğimizi kazanmış, Cumhuriyetimizi kurmuş, 7’sinden 70’ine kadar cephelere koşarak canı pahasına haksızlıklara karşı koymuş bir ecdadın torunları değil miyiz..?

Cesuruz, merdiz, onurluyuz, gururluyuz, haksızlıklara karşı direnen, ezmeyen ve fakat ezilmişlerin yanında yer alan şerefli  bir milletiz demiyor muyuz..? Evet diyoruz.

Bu özelliklerimizden dolayı, Suriyelilere evimizi açmadık mı..? Bu özelliklerimizden dolayı, Filistin’in yanında yer almadık mı..? Fakat, kimi zamanlarda esen iç politika rüzgarının da kasırgaya dönüştüğü üzücü hallerimizi görmekteyiz. Darbeler, idamlar, yasa ihlalleri vs. vs’ler..

Bizler; antidemokratik sistemlere, diktatörlüklere, ucube din akımlarına, dış tehditlere, teröre ve yapılacak olan iç ya da dış baskılara boyun eğen veya eğecek bir millet miyiz..? Elbette değiliz..!

Bizler; iktidarıyla, muhalefetiyle farklı din ve etnik kökenlerden meydana gelen bir Cumhuriyet Türkiyesi değil miyiz..? Evet, demokratik parlamenter sistemle yönetilmekteyiz ve hepimiz, ülkemizi ve milletimizi çok sevmekteyiz.  İktidarıyla muhalefetiyle demokrasimize sahip çıkmaktayız.

Bu hususta adeta birbirimizle yarış yapıyor, kavga ediyoruz. 

Bu konuda birbirimizle uğraşmak ve birbirimizi suçlamak, görüldüğü gibi çok yersiz ve anlamsız.

Muhalefet ve iktidarın mevcut stresi ve toplumu germesi; ülkemizde uzun süredir devam eden OHAL meselesidir.. Şu gerçeğin altını bir defa değil, bin defa daha çizmekte yarar var ki, devlet geleneği olan, uygar ve yasalarla yönetilen, demokrasiyi benimsemiş ve demokrasiyi özümsemiş bir milletin, böylesine uzun süren bir OHAL’i kabul edebilmiş olması hayret verici bir durumdur. Böylesine sabırlı ve devletine itaatli bir millet, dünyada yoktur.

Netice olarak, ülkemizin idaresini elinde bulunduran siyasi iktidarın, bu saatten sonra milletimizin böyle KHK’lerle, OHAL yönetimiyle idare edilmeyeceğini ve bunu hak etmediğini görmesi lazım. Dolayısıyla, Demokratik Parlamenter Sisteme bir an önce dönmek ve OHAL’e son vermek, ülkemizin ve milletimizin menfaatine olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizin yeni yılınızı kutluyor, yeni bir seneye başlamanın sevinç ve heyecanıyla güzel bir yıl geçirmenizi diliyorum.

2018 senesi; beklentilerinizin gerçekleşeceği, yaşam standartlarınızın artacağı, sevdiklerinize daha uzun zaman ayıracağınız, sağlık ve huzurla yaşayacağınız, ülkemizde güven ve istikrarın sağlandığı, OHAL’in kaldırıldığı,

Unutamayacağınız, mutlu yıllarınızdan bir yıl olsun. Sevgiyle, sağlıcakla kalın.

(31 Aralık 2017, Köyceğiz - Muğla)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X