Gerçek mağdurlar
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Gerçek mağdurlar

Bu içerik 174 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Güzel ve sakin konuşurken birden hiddetlenen ve karşısındakine hayat hakkı tanımayan bir ses ve görüntü. Sonrasında hesap soran, hakkı sadece kendi dağıtırcasına istediği kadar istediğine veren bir yaklaşım.

Bir yandan milletin hizmetkarıyız ifadesi, diğer yandan ‘sadece benim dediğim doğru’ anlayışı.

Devlet ve tabii temsil edenler bu görüntüde olmamalı.

Hatayı kendileri yapınca Allah ve Millet affetsin deyip yola devam, başkası yapınca davaların savcısı olayım.

Koca koca insanlar ve ünvanlar ve de kendilerine yasalar ile tanınan geniş haklar, yapmaya çalıştıkları düzenlemeler için çalışırken, birden kimseye sormadan, danışmadan haber vermeden ‘ben bu teog’u kaldırıyorum’ özgürlüğü.

Sorumluluk yok, özgürlük çok …

İnsanlar düşüncelerini ortaya koyamaz olmuş, mutabık olmayan herkes neredeyse vatanını sevmeyen kişiler, ülkenin iyiliğini istemeyenler, hatta ‘bize karşı olanlar devlete karşı olandır’ denilir olmuş.

Oysa onlar ile yıllarca birlikte olup onlara yolu açanlar kendileri, semirtenler kendileri, devletin kılcal damarlarına kadar girmelerine neden olanlar kendileri…

Bugüne kadar hep mağduruz dediler, ama deniz bitti ve olmak ya da olmamak noktasında olduklarını düşünüyorlar sanırım. O nedenle baştan beri birlikte oldukları kişiler ile yollar bir bir ayrılıyor. Öyle böyle değil kullanılan dil kavgada söylenmez ama söylüyorlar.

Bir iktidar kavgasıdır büyüyerek devam ediyor…

Oysa gerçek mağdurlardan bahsedeyim sizlere, sessiz çığlığa tercüman olayım.

Dişten tırnaktan artırıldı, dershane kurs derken evlatlar sayısız sınav, uykusuz geceler, ana-babaların fedakarlıkları omuzlarda ağır bir yük daha bu yaşlarda. Girerler sınava bir de ne görsünler kazanamamışlar. Normal düzende tabii olabilirdi. Oysa sorular çalınmış o kişilerin çocuklarına verilmiş, sıfır hata ile tam puan alıp takdir toplayanlar istedikleri okullara yerleşmiş. Diğerleri, ne yapalım onlar daha çok çalışmış benim kapasitem bu kadarmış deyip boynunu bükmüş.

Başka bir aile Anadolu’nun uzak köşelerinden canla başla çalışıp askeri liseye girecek ama puan tutmamış, kazanamadın oğlum demişler, harp okuluna girecek puan yine yetersiz, sağlık olsun başka sefer deyip göndermişler.

Kim kazanmış? Sorular ellerine verilen ağabeyler tarafından çalıştırılan çocuklar.

Vaktiyle asker olup Atatürk’ün askeri olmayı hedeflemiş şerefli subaylar bir türlü general olamıyorlarmış, askeri şûrada ne oluyorsa genellikle belli görüşte olan subaylar general yapılıyor önleri açılıyormuş. Diğer subaylar, ne yapalım demek diğer arkadaşın durumu benden iyi ki deyip emekli oluyormuş.

Tıp fakültesini bitiren, daha sonra TUS sınavında uzmanlık kazanmak için canını dişine takan pek çok çocuğumuz puanı tutturamayıp pratisyen hekim oluyormuş. Bu sefer olmadı, tekrar deneyeceğim derken; başkaları, ellerine verilen sınav sorularını çalışıp istedikleri branşta uzman doktor oluyorlarmış.

Sadece okullar mı? Ya devlet kurumlarındaki işler…

Bir süre önce çıkarılan yasa ve destekleyen yönetmelikler ile devlet memurluğu işine alımda standartlar neredeyse ortadan kalktı. Yaş sınırı neredeyse yok veya üst yönetim görevlerde yok. Sınav sadece yazılı değil sözlü de var, yani mülakat. Orada sorulan soruları hiç duydunuz mu? Hiç birimiz bilemeyiz emin olun. Peki bu sınavı bizim çocuklarımız nasıl kazanacak? Tabii ki kazanamayacak.

Devlet bazı kişiler için memur olma olayını nasıl hülle ile hallediyor? Özel kalem gibi bazı memuriyetlere direk atama yapabiliyor, daha sonra bu arkadaşlar devletin başka kurumuna yatay geçiş yapıyor. Oluyor bir güzel 657 sayılı kanuna tabi memur!

Nasıl? Güzel değil mi?

Buraya kadar gerçek mağdur olanları anlatabildim mi? Yine de pek çok eksiğim vardır eminim ki. Çocukları, gençleri bizim evlatları.

Şimdilerde 15 ile 35 yaşında olan çocuklarımız. Kiminin hayalinde doktor olmak, kiminin hayalinde subay olmak, hakim olmak, savcı olmak, öğretmen olmak vardı. Kim çaldı bu hayalleri?

Kimmiş mağdur?

Ve bu mağduriyeti yaratanlar (ki ele geçirilenler yargılanmaktalar) ve bu mağduriyet sonucu haksızca o mevkileri elde edenler halâ oradalar. Bu soruları çalanlar, bu soruları çalışıp diğer vatan evlatlarına karşı haksız üstünlük sağlayanlar, o mevkileri halâ işgal edenler!

Şimdilerde taşeron işçilerin kadrolara geçmesi konusu gündemde. Önce dokuz yüz bin civarında bir rakam telafuz edilirken, yılın son günü neredeyse meclisin ‘getirin bir saatte çıkaralım’ çığlığına kulaklar tıkanıp KHK ile ve 450 bin civarında işçi için yasa çıkarılıverdi.

Geri kalan ne olacak? Hani hepsi alınacaktı? Hani hiçbir şart olmayacaktı? Şimdi sınavda elli alan geçmiş sayılacak söylentileri var.

Yine birileri mağdur? Neden?

Bu mağduriyet nasıl giderilecek? Bir yandan bazı kişilerin mağduriyeti konu edilirken bizim yıllardır mağdur olan çocuklarımızın hakları ne olacak?

Devletin tüm vatandaşlarına karşı eşit mesafede olması temel evrensel bir ilke olarak orada durmakta.

Temennim bu ülkede her vatandaş eşit ve değerli olmalı. Liyakatı nispetinde eşit şartlarda hak eden, sırasıyla hak ettiğine kavuşmalı. Hiçbir vatandaş dili, dini ve dünya görüşleri ileri sürülerek ötekileştirilmemeli. Devlet tüm vatandaşlara eşit mesafede olmalı.

Gerçek mağdur, emeği ile kendi gücü ile bir şeyler yapmaya çalışan vatandaşlarımızdır.

Bir iktidar bu kadar çok vatandaşı mağdur edebilir mi?

(02.01.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X