Anoreksiya Nervoza
Gülten ÜNAL...

Anoreksiya Nervoza

Bu içerik 308 kez okundu.

Gülten ÜNAL - Uzman Klinik Psikolog / www.terapiadanismanlik.com

Yeme bozuklukları, yeme davranışlarındaki, kişinin fiziksel sağlığı üzerinde doğrudan olumsuz etkileri bulunan ciddi bozukluklar için kullanılan bir kategoridir. Yemek bozuklukları içinde pika, anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza, tıkanırcasına yeme bozukluğu gibi farklı alt sınıflandırmalar bulunmaktadır.

Anoreksiya nervoza, görece yeni bir tanım olmasına karşın yeme bozuklukları içinde en uzun süredir bilinen ve üzerine yoğun olarak çalışılan klinik bir tablodur. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tıbbi literatürde yer almaya başlayan anoreksiya nervoza, tanısal ölçütlerle sınıflandırılan ilk yeme bozukluğu türüdür.

Yunanca kökenli bir kelime olan anoreksiya, uzun süre “sinirsel iştahsızlık” anlamında kullanılmıştır. Ancak, günümüzde yeme isteği yitirilmese de patolojik olarak yememe davranışının tercih edildiği durumları da kapsamaktadır.

 

Sıklıkla orta ve ileri ergenlik ile genç erişkinlik döneminde başlayan anoreksiya nervoza; beden algısı bozukluğu ile ilişkili, kişinin fiziksel bütünlüğünü tehdit edecek şekilde yememesi ve kilo vermeye çalışılması ile karakterize bir yeme bozukluğu olarak tanımlanmaktadır. Kırk yaşın üzerinde de başladığı klinik tablolar mevcuttur.

 

Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından ortaya konan anoreksiya nervoza belirtileri şunlardır.

A.Gereksinimlere göre enerji alımını kısıtlama tutumu, kişinin yaşı, cinsiyeti, gelişimsel olarak izlediği yol ve beden sağlığı bağlamında belirgin bir biçimde düşük bir vücut ağırlığının olmasına yol açar. Belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığı olağan en düşüğün altında ya da çocuklar ve gençler için beklenen en düşüğün altında olarak tanımlanır.

 

B.Kilo almaktan ya da şişmanlamaktan çok korkma ya da belirgin bir biçimde düşük vücut ağırlığında olmasına karşın, kişinin kilo almayı güçleştiren davranışlarda bulunması.

 

C.Kişinin vücut ağırlığını ya da biçimini nasıl algıladığıyla ilgili bir bozukluk vardır, kişi, kendini değerlendirirken vücut ağırlığı ve biçimine yersiz bir önem yükler ya da o sıradaki düşük vücut ağırlığının önemini hiçbir zaman kavrayamaz.

 

Anoreksiya nervoza’nın genel seyrine bakıldığında bu bozukluğu sergileyen kişilerde öncelikle yüksek kalorili yiyecekleri hayatlarından çıkardıkları daha sonra giderek kısıtlı ve yetersiz beslendikleri görülmektedir. Bu kişiler kilo almaktan aşırı korkarlar, ancak kilo verdikçe korkuları genellikle azalmaz. Kilo kaybetseler de kilo alma korkusu giderek artar. Kilolarını ya da vücut bölgelerini kontrol etmek için sık sık tartılma, vücut bölümlerini ölçüp durma ve aşırı derecede aynaya bakıp durma sık sergilenen davranışlardandır.

 

Anoreksiya nervoza ile ilişkili sık görülen belirtilerden bir tanesi de regl döngüleri başlamış bireylerde, reglin kesilmesi ya da henüz ergenliğe girmemiş olanlarda ilk regl döneminin gecikmesi olabilmektedir. Anoreksiya nervoza, çocuklukta ya da ergenliğin ilk döneminde gelişmişse, kilo kaybetme yerine, beklenen kilo alımını gerçekleştirememe de görülebilir. Yaşamı tehdit edici hale gelen sağlıksız beden kütlesinin osteoporoz, böbrek hasarı, kalp hastalıkları gibi pek çok hastalık açısından risk oluşturduğu, tıp uzmanları tarafından bildirilmektedir.

 

Anoreksiya nervoza, ciddi biyolojik sonuçlarla birlikte ağır psikososyal işlev bozukluklarına da yol açabilmektedir. Bu kişiler gün içerisinde çok kısıtlı enerji aldıklarından, kendilerini yorgun, bitkin, çökkün, sinirli hissetme gibi bir takım depresif belirtiler sergileyebilirler. Sonuç olarak, yıllar sonunda pek çok sistemde kalıcı hasarlar ortaya çıkabilmektedir.

 

Anoreksiya nervoza, psikiyatrik bozukluklar içinde ölüm riski taşıyan ciddi bir bozukluktur. Kendinizde ya da yakınınızda bu bozukluğun olabileceğinden şüpheleniyorsanız acilen bir psikiyatriste başvurmanız gerekmektedir.

Yeme bozukluklarının tedavisi, uzman doktorların görüşüne göre yatarak ya da ayakta yapılmaktadır. Psikiyatrist, klinik psikolog, diyestisyen ve gerekli ise kadın hastalıkları gibi diğer tıp doktorlarının işbirliği ile tedavi yürütülmelidir. Psikoterapi tedavinin vazgeçilmezidir, aile ile işbirliği ve ailenin tedaviye katılımı oldukça önemlidir.

Unutulmamalıdır ki, ne kadar erken dönemde müdahale edilirse, tedaviden elde edilecek başarı da bir o kadar yüksek olacaktır.

(www.terapiadanismanlik.com)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X