Diyanet işleri, İmam ve Hatip eğitimi …
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Diyanet işleri, İmam ve Hatip eğitimi …

Bu içerik 193 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Diyanet İşleri Başkanlığı 3 Mart 1924 tarihinde, ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle kurulmuştur. İslam dininin halk tarafından doğru bilinmesine öncülük etmek, bu konuda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek görevleridir.

Zaman içinde kadro ve teşkilat olarak ciddi bir büyüme göstermiştir. Öyleki; mevcut iktidar döneminde bu büyüme devasa boyutlara ulaşmıştır.  Bugünkü iktidarın iş başına geldiği yılda kurumun kadrosu 74 bin kişi iken, günümüzde bu sayı 117 bin kişinin üzerine çıkmıştır. Kurum bu dönemde her yıl yaklaşık 2 bin civarında çalışanını da devletin başka kurumlarına transfer etmiştir.

Yine bu dönemin başında  ülkemizde 76 bin civarında olan cami sayımız günümüzde 91 bin civarındadır. En az caminin olduğu ilimiz Tunceli, en çok olan ilimiz İstanbul’dur.

Camilere en çok Cuma günleri gidiliyor (dini bayramlar dışında) yaklaşık 14 milyon kişi. Camilerimizin mevcut kapasitesi ise 25 milyon civarında.

Yine aynı dönemin başında 3 binden fazla olan Kur’an kursu sayımız günümüzde 18 bini geçmiş durumdadır.

Görevi dinin en doğru şekilde öğrenilmesini sağlamak ve halkın bu konuda aydınlatılması ile ibadet yerlerinin yönetilmesi işlerinden sorumlu anayasal bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, 2002 yılı bütçesi 550 milyon lira civarındayken, 2018 yılı bütçesi 8 milyar lira civarındadır. Bu bütçe 11 bakanlığın bütçelerinden daha fazladır (Ekonomi, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Kültür, Bilim Sanayi ve Teknoloji, Sağlık, Çevre ve Şehircilik, Kalkınma, Turizm Bakanlıkları, v.b.). Bütçelerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın oranları azalırken, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçe oranları sürekli artış göstermiştir.

Bu kurum Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda ve sonrasında neden bu kadar önemliydi. Atatürk şöyle diyor: “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz! En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”.

O dönem memleketin her köşesinde tarikatlar, şehler ve din bilgini adı altında millete musallat olmuş din tacirleri bulunmaktaydı. Bunlar tabii ki bugün olduğu gibi ilericiliğe, modernizasyona, bağımsızlığa, Atatürk’e çoğunlukla karşı kişilerdi. Halkı da bu yönde kışkırtmaktaydı.

Yine dinin devlet işleri ile ilişkilendirilmesi ve bu yolla halkı yönetme isteklilerine karşı büyük önder Atatürk “Artık Türkiye, din ve şeri’at oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar” demektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı bu nedenledir ki, çok önemli sorumlulukları yerine getirmek ve halkın doğruları bilmesinde ciddi bir görev yüklenmek üzere kurulmuştu.

Özelikle son yıllar bu konuda inanılmaz olaylar yaşadık. Eğer Anayasamıza ve yasalara uygun yaşasaydık, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü dinlesek ve gösterdiği yoldan gitseydik bütün bu olanları yaşar mıydık?

Tam aksi işler yapıldığı gibi yapılmaya da devam edilmektedir.

Her yanımız tarikatlar ile dolup taşmış durumda. Biri gidiyorsa birden çokları geliyor. Ülkede hepsi bir yerleri kapma peşinde.

Tüm bunlar olmasın, dini devlet işlerine karıştırmasınlar diye ve bu konuda gerekli işleri yapması için kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ne yaptı ve yapmakta?

Özellikle son zamanlarda bu kurumun web sitesinde inanılmaz açıklamaları hep birlikte görmekte ve okumaktayız. Yine hepimizin, devletin tv si olan TRT dahil pek çok tv kanalında kendilerini yetkili ve bilgili gören pek çok kişi hemen her konuda açıklamalar yapmakta, konunun dinin ilkelerine uyup uymadığını belirtmekte veya sorulan konuların dinen caiz olup olmadığına, helal olup olmadığına dair açıklamalar yapmakta. Aksi düşünenleri veya yapanları kınamakta ve ikaz etmekte, düzelmedikleri takdirde cehennemlik olacaklarını belirtmekteler. Hatta bazıları Atatürk, Cumhuriyet ve Devrimlere karşı düşmanlık yapmaktalar.

Bu yetkiyi ve cesareti nereden almaktalar? Laik olan devletimizde bu açıklamalar ve programlar nasıl yasal kurumlarca soruşturulmaz ve gereği yapılmaz?

Biz sorularımızı soralım…

Ve diyelim ki Diyanet İşleri Başkanlığı neden kurulmuştu?

Görevleri neydi?

Cumhuriyetin laikliğini mi tartışmak, yoksa laikliği ve dolayısı ile Cumhuriyeti mi korumak?

Peki öyle mi?

Ve biz halk olarak vergilerimiz ile bu kuruma, devletin diğer kurumlarına olduğu gibi işlevlerini anayasamıza uygun biçimde yapması ve bize hizmet etmesi için gereken bütçeyi veriyoruz. Tabii ki bu doğrultuda da hizmet bekliyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında belirtilen ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen maddelerinden biri olan 2. Maddenin son cümlesinde Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlanmaktadır. Devlet ve halk Anayasasına aykırı davranabilir mi?

Diyanet İşleri Başkanlığı, her durumda Anayasaya, yasalara ve kurucumuz Atatürk’e bağlılığını ortay koymalı ve o şekilde görevlerini yürütmek durumundadır!

Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatlarında görev almak ve ayrıca ibadet yerlerinde çalıştırmak üzere insan kaynağını sağlamak maksadıyla meslek okulları kapsamında meslek liseleri açılmış bu okulların orta kesimleri bir dönem kesintiye uğramasına karşın halen imam hatip ortaokulu ve lisesi olarak faaliyet göstermektedir. Bu okullardan mezun olan çocuklar Başkanlığın imam ve hatip gereksinimini karşılamak üzere yetiştirilmektedir.

Bu amaçla açılan okullardan olan imam hatip liseleri 2002 yılında 450 ve öğrenci sayısı 71 bin civarında iken,  günümüzde ortaokulları ile birlikte liseleri 4 bini geçmiş, öğrenci sayısı da 1.5 milyonu aşmış bulunmaktadır.

Ancak bu okullar nedense kuruluş amaçlarına uygun alanlardan zaman içinde uzaklaştırılmış, normal orta ve lise olarak faaliyet göstermesi beklenir olmuş. Öyle ki günümüzde pek çok normal ortaokul veya lise imam hatip okullarına dönüştürülmüştür.

Neden?

Neden ihtiyacın onlarca yüzlerce katında imam ve hatip yetiştirilmek istenir?

Bu çocuklar ne olacaklar?

Öyle ki, sonrasında devam edilecek yüksek öğrenim sınavlarında da durumları yapılan araştırmalarda yetersiz olduğu görülmektedir. Bu sonuç bu okullarda okuyan çocukların kabahati değil. Öyle bir eğitimden sonra alt yapısı çok kötü olan bu çocuklarımızı üniversite sınavına sokmaya çalışanlar, bu durumu açıklamalılar. 

Yapılan bir araştırmada, meslek liselilerin, genelde yüksek okul öğrenimini izleyebilecek düzeyde olmadıkları tespit edilmiştir. Sınavsız girmeleri, çalışmadan mezun olacakları anlamına gelmemektedir. Ancak bu durum başarısızlıkları artırmıştır. Yapılan çalışmada fen, matematik ve teorik derslerinin zayıf olduğu, mezunların yaklaşık % 95’inin temel matematik kurallarında yetersiz olduğu belirlenmiştir ((ERG ve KOÇ, 2012: 24). Electronic Journal of Vocational Colleges- Aralık 2015 4. UMYOS Özel Sayısı S177).  Sınava giren her 5 imam hatipliden sadece 1’i üniversitede lisans programlarına yerleşebilmiştir (Cumhuriyet 13.01.2018). İstatistiklerin de gösterdiği gibi, katsayı farkının kaldırılmasına karşın imam hatip lisesi mezunları beklenen başarıyı gösterememiştir. Tüm bunlara rağmen milyonlarca lira harcanarak imam hatip okulları yapmanın, mevcut iyi normal okulları dağıtmanın, bazı normal okulları imam hatip okullarına dönüştürmenin altında ne yatmaktadır? Tüm bu mevcut başarısızlıklarına rağmen ülke çocuklarını bu okullarda eğitmeğe neden bu kadar isteklidir mevcut iktidar?

Oysa yakın zamanda Başbakan, üniversitelerdeki bölümlerde hata yaptık, gereksiz bölümler ile işsiz üniversiteliler yarattık diye özeleştiri yapmıştı. Aynı zamanlara denk gelen bir konuşmasında ise Sn. Cumhurbaşkanı, üniversitelerin bu kadar başarısız oluşlarını, “milli ve yerli olmadıkları”na bağlamıştı. Oysa konuştuğu ve örnek gösterdiği üniversite Türkiye’de birinci, dünyada 190. Üniversiteydi. Her yerde üniversite olsun, namımız olsun diye yetersiz kadrolar ile kurdukları üniversitelerden ise hiç bahsetmemişti.

Ülkede bu denli işsizlik varken, iş adamları ara eleman bulamadıklarından dert yanarken, imam hatip okullarında bu kadar ısrar etmenin nedeni sanırım iktidarlarının sınırsız olmasını sağlamaya çalışmak. Başka bir neden bulamıyorum.

Oysa Atatürk ne demişti, “Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir”.  Bunun en önemli deneyimlerinden birini bu iktidar yakın zamanda yaşadı. Ama çıkan ders “Allah affetsin, kandırıldık” olunca ders alınıp alınmadığından emin olamadık.

Yapılacak olan, ülkenin fabrika ayarlarına dönülmesidir. Tüm bu imkanları sunan kurucu iradeye karşı ve rağmen gidilecek her yol, sonunda çıkmaz ile karşılaşacaktır.

Son söz; Laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olmak…!

(16.01.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Yasar yagci     0000-00-00 Soluksuz okudum ne kadar doğru bir tespit ve gerçekler yazarı kutluyorum kalemine yüreğine sağlık sn Yılmaz Kaya Aylanc
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X