Anne Frank’ın Öyküsü ve Amsterdam
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Anne Frank’ın Öyküsü ve Amsterdam

Bu içerik 332 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

11 - 21 Ocak 2018 tarihleri arasında yarıyıl tatilinden de yararlanarak Hollanda ve İsveç’teydim. Gitmeden bir gün önce kızım Irmak telefonda, Amsterdam’da Anne Frank Müzesi için bilet aldığını, Türkiye İş Bankası yayınlarından çıkan “Anne Frank’ın Hatıra Defteri” adlı kitabı okuyarak gelmemizi öneriyordu. Kitabı aldık, ama okuyamadan Hollanda - Eindhoven’da çocuklardaydık. İki gün sonra hep birlikte çok sesli, çok renkli yapısı ve büyüleyici tarihi dokusuyla kanallar arasında kurulan Amsterdam’daydık.

Amsterdam’da ilk hedef Anne Frank müzesiydi ve biraz uzun süren bir yürüyüş sonrası müze bölgesinde önce Anne Frank’ın heykeliyle karşılaşmıştık. Müzenin önünde dünyanın her köşesinden gelen “duyarlı” insanlardan oluşan uzun bir kuyruk vardı. Müzeye, ancak önceden internetten bilet alınarak girilebiliyordu. Bir dönemin acı hatıralarının, insanlık dramının yaşandığı beş katlı bina müze olarak düzenlenmişti. Müzenin her köşesinde görsel imgelerle, filmlerle, kulaklıklarla Anne Frank ve ailesinin, evi beraber paylaştıkları ailelerin 1942 - 1944 yılları arasında Hitler faşizminden korunmak için yaşadıkları süreç anlatılıyordu... Bir saat süren müze gezisinin sonunda yaklaşık 300 izleyicinin yüz ifadesinde “faşizme hayır” diyen evrensel insani vicdanı kolaylıkla algılayabiliyorduk...

Anne Frank’ın öyküsü ve müzeyi önemli kılan neydi? Almanya’da yaşayan Yahudi Frank ailesi, Nazilerin iktidara gelmesi ve toplumsal hayatın zorlaşmasıyla 1933 yılında anne, baba ve iki kız kardeş Amsterdam’a göçerler. Baba ticaret yapmakta, anne ev hanımı, Anne Frank ve ablası Margot, orta öğretimde öğrencidirler. Bir süre sonra Naziler Hollanda’yı işgal ederler ve Yahudi aileler için ötekileştirme süreçleri başlar. Yakalarına Yahudi olduklarını gösteren sarı yıldız takılır, akşamları dışarı çıkma süreleri ve gidecekleri yerler kısıtlanır, her tür sanat faaliyetleri yasaklanır. Her dikta yönetimi mutlaka bir ‘öteki’ seçer, 1940’lı yıllarda Nazilerin ötekisi Yahudilerdir. Zamanla koşullar gittikçe ağırlaşmakta, Yahudiler Almanya’daki toplama kamplarına gönderilmektedir.

1942 yılında Frank ailesi ve çok yakın dostları, işyerlerinin son katını bir kitap dolabıyla gizleyerek, Nazi zulmünden kurtulmak için gizlenme kararı alırlar. Bu gizli bölmede yatarlar, kalkarlar ve her tür insani gereksinmelerini çok güç koşullarda yaşayarak karşılamaya çalışırlar. Kulakları; radyoda, çevredeki seslerde, gözleri ise araladıkları pencere perdesinden izledikleri sokaklardadır. Ailenin küçük kızı 1929 doğumlu Anne Frank, babasının daha önceki yıllarda doğum günü armağanı olarak aldığı ve Kitty adını verdiği hatıra defterine gizlenen ailelerinin bu iki yıllık sürede yaşadıklarını, insan ilişkilerini, umutlarını, umutsuzluklarını “Sevgili Kitty” diye adlandırdığı defterine yazar. 1944 yılında yapılan bir ihbar sonucu Alman polisi evi basar ve tüm aileler Auschwitz toplama kamplarına gönderilir. 1945 yılında savaş bittiğinde toplama kampından sadece baba döner. Anne Frank, toplama kampında annesi ve kardeşiyle birlikte 15 yaşında yaşamını kaybeder. Frank ailesinin saklandıkları eve daha sonra gelen Hollandalı dostları ve iş ortakları olan Miep, evde Anne Frank’ın günlüğünü bulur ve toplama kampından sağ dönen baba Frank’a verir. Kızının günlüğünden habersiz olan baba Frank yaşadığı şokla ve bir süre bu günlüğü okuyamaz. Dostları babaya “Anne’nin bütün insanlığa bıraktığı bu emaneti gizli tutma hakkının olmadığı”nı söylediklerinde bu günlüklerin yayınlanmasını tartışırlar. Anne Frank’ın 4 ve 11 Nisan 1944 tarihindeki notlarında “Öldükten sonra da yaşamak istiyorum ve yaşamak, insanlara hizmet etmek istiyorum” ifadelerinden etkilenir. Bir süre sonra insanlığın yaşanan bu acıdan haberdar olması, faşizmin teşhir edilmesi için kitap halinde yayınlamaya karar verir ve yayınlar. Bu kitap, daha sonra dünyanın dört köşesinde farklı dillerde yayınlanır, tiyatroya, piyeslere, sinemaya yansır. Naziler sonrası dönemin Batı Almanya Cumhurbaşkanı Thedor Heuss, tüm bu yaşanan Nazi zulmünü, “Hitler, bize çok kötülük yapmıştır. Fakat bunların en büyüğü, kendisinin ve hempalarının, bizi Alman ismini taşımak utancına uğratmalarıdır” ifadeleriyle özetler.

“Anne Frank’ın Hatıra Defteri” adıyla yayınlanan kitap Türkiye’de, Hasan Ali Yücel’in önsözüyle ve Can Yücel’in tercümesiyle 1959 yılında Dost Yayınları ve İş Bankası işbirliğiyle yayınlanır. Can Yücel, tercüme eden yerine kitapta “Türkçe Söyleyen Can Yücel” diye bir dil zenginliği üreterek kitaba imza atar.

Hasan Ali Yücel de, “... Bu kitap, içinde yaşadığımız medeniyet çağında bile milyonlarca insanı öldürmekten haz duyabilecek kadar vahşi kalmış olanların varlığını gösterecektir... İnsan ruhunda doğan acılı hislere, duygulu ruhlar ilgisiz kalamıyor. İşte biz de aynı insani duyguyla bu kitabı Türkçesinden yayımlamayı faydalı gördük. Zaten genç yaşında, bir kampın sefaleti içinde ölüp giden Anne Frank, hatıra defterine ‘öldükten sonra da yaşamak istiyorum’ diye yazarken iyi niyetli, hakikate bağlı ve haksızlığa karşı cesaretli insanların her zaman mevcut olacağına inanmıştı... Biz de hayatına doyamadan ölen bu zavallı kızcağız gibi insanlığın iyi geleceklerine, aralarında Kabiller bulunsa da Habil kadar temiz ruhlu olanlarının da her zaman var olacağına inanıyoruz. Dileğimiz şudur ki, Habiller’in çokluğu Kabiller’in ortaya çıkmasına mani olacak kudrette bulunsun” sözleriyle, kitabın basılma gerekçelerini aydınlık bir Milli Eğitim Bakanı ve Felsefeci kimliğiyle önsöze taşır.

Müze sonrası ailecek yemekte müzeyi, faşizmi ve Anne Frank’ı konuştuk, eve varınca da filmini izledik. Çok hızlı bir şekilde İzmir’de aldığımız kitabı okudum.

Anne Frank olayı, zulmün, faşizmin acı bir fotoğrafıdır. Her tür etnik, dinsel, düşünsel, mezhepsel, sınıfsal ayrımcılık üzerine gelişen tüm ötekileştirmelerin demokrasi, insan hakları üretmediği, zulüm yarattığının somut kanıtıdır.

Çoğulculuk, çok seslilik, çok renklilik üzerinde bir dünya düzeninin daha adaletli bir dünyanın kapısını açacağını unutmamalıyız. Anne Frank’ın öyküsünü öğrenmemize neden olan sevgili kızım Irmak’a çok çok teşekkürlerimle …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X