Başka bir Ortadoğu mümkün değil mi?
A. Kemal KAŞKAR...

Başka bir Ortadoğu mümkün değil mi?

Bu içerik 372 kez okundu.

soru/yorum - A. Kemal KAŞKAR

Kendimi bildim bileli, Ortadoğu’nun ‘zor bir coğrafya’ olduğu söylenir durur. Bence de öyledir.

Hatta ‘Ortadoğu batağı’ diye nitelenir sıkça ... Adeta bir tür “ezberimiz”dir bu. (Emperyalist kapitalizm koşullarında bunun niye böyle olduğuna şaşanınız var mı? Peki ya yıllarcadır neden bir türlü bu ‘pozitif ezber’den vazgeçmeyişimize anlam veremeyeniniz var mı? Sanırım yoktur …)

Ara sıra birilerinin, -çok da haklı olarak- “ezberleri bozalım” diye mücadele ettiği ezberlerimizden tamamen farklı olarak, ‘bozulması’ hiç de hayırlı sonuç vermeyecek bir ‘olmazsa olmaz’ duruşumuzdu(r) bu ...

Benim de, değişik vesilelerle zaman zaman bu “ezber”i yinelediğim, yazıp söylediğim olmuştur.

‘İyi de etmişim’ diye düşünmüşümdür hep.

Halâ daha öyle düşünüyorum …

Bu nedenle çok büyük siyasi, diplomatik ustalıklar gerektirir Ortadoğu.

Ve Ortadoğu bizden hep varolagelmiş ve içinde çok büyük oranda ‘terör/terörist unsuları’ da içeren emperyal planlara-projelere karşı ve dünyanın bütün emperyalist devletlerinin çıkarlarına karşın, başta ülkemizin ve giderek komşularımızla birlikte paylaştığımız bölgemizin çıkarları olmak üzere tüm dünyanın hayrına adımlar atmamızı bekler durur ... Huzurlu, refah içinde, mutlu bir Ortadoğu, yani ‘başka bir Ortadoğu’ olmak/olabilmek için …  

Çok aktörlü Ortadoğu tablosunu kaotikleştiren yıkıcı, bozucu, bölücü adımların karşisında ‘ustaca doğru adımlar’ yerine -çok değil- üç beş yanlış adım attığımızda başımıza gelenler malûm!

İşte son haftalarda yaşananlar …

Siyaset yaşamının stajyerlik döneminde Ortadoğu siyasetine ‘BOP Eşbaşkanı’ olduğunu “gururla ilan ederek giren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın; sonra sonra -bizzat kendi açıklamalarıyla delillendirdiğimiz bir özetle- o yıllardan bugünlere iktidarını kandırıla-yanıla sürdüregeldiği düşünülürse, bugün gelinen noktanın, yılların yanlışlarından beslene beslene büyütülen kocaman bir ‘bela’ olarak değerlendirilmesi kaçınılmazdır.

Yanlış adımlarla yürünen yolun ‘doğru adres(ler)e ulaştırmayacağı açıktı(r). 

Şu aralar, ordumuzun Afrin harekâtı dışında neredeyse her şeyleri bir yana bırakmış durumdayız. (Biraz abartarak yazarsam: Araya bir tek ‘CHP Kurultayı’ girdi ve çıktı, hepsi o kadar …) Aynı zamanda bir ‘haberci gazeteci’ olarak, bunun olağan, anlaşılabilir ve ötesi kaçınılmaz bir durum olduğunu söylemem gerekiyor.

Haber habercinin tercihi değildir.

Haber, habercinin üzerine üzerine gelir. Haberci, üzerine gelen haberden kaçamayacağına göre …

Kaçarsa ‘haberci’ olamaz ki …

Neyse … Sözü getirmek istediğim yer, toplum olarak kendimizi bir anda ‘Ortadoğu’nun orta yerinde buluverişimizdir. Suriye topraklarında adım adım ilerleyen Mehmetçiklerimizle birlikte yüreklerimizde bir yükseliştir gidiyor günlerdir … Ana yüreklerimiz, baba yüreklerimiz, eş, kardeş, çocuk yüreklerimiz …

Yıllarcadır, kendilerine her kesimden ısrarla, “yanlış dış politikalarınızdan vazgeçin” denildiği halde yanlış üstüne yanlış adımlar atan 16 yıllık iktidarın, gelinen şu noktada -en azından-: “Bu adımı atmak zorunda kaldığımız için üzgünüz … Eleştiri ve uyarıları dinlemeye dinlemeye, kendi kendimizi bu koridora sokmuşuz meğer … Yine yanılmışız, yanıltılmışız …” demesi gerekmez miydi?

Bunu demedikleri gibi, bir de kalkmış neler neler söylüyorlar, neler neler yapıyorlar bir baksanıza …

‘Vatan hainliği’ sıfatının bu kadar ucuzlatıldığı bir başka dönem anımsıyor musunuz!?

Türk Tabipleri Birliği yöneticilerinin başına gelenlere bakar mısınız!

Mesleki pencerelerinden görünen Ortadoğu/Suriye tablosuna ilişkin yayınladıkları bildiri, haklarında ceza soruşturmaları açılmasına yol açabildi … Kimilerinin, görev yaptığı üniversitelerle ilişikleri kesildi … İktidar ‘bunu da becerdi’!

Nihayet önceki gün ‘adli kontrol’ şartıyla serbest kalışlarına, -sevgili demokrasimiz adına- sevinmiş olmamız bile ne büyük bir trajedidir düşünsenize ...

Daha söylenecek şey elbette çok.

‘Söz’ hiçbir zaman bitmez.

Bu anlamda, “sözün bittiği yer” diye bir yer yoktur dünya üzerinde …

Hep bir söyleyen olacaktır çünkü, kimse meraklanmasın …

Sevgili ülkemde, hepimizin ‘teröre karşı olduğumuz kadar’, 16 yıllık iktidarın ‘kötü yönetişleri’ne de karşı olmak gibi bir anayasal insan hakkına sahip olduğumuz açıktır.

Ülkemizin, ülkemizin içinde bulunduğu bölgenin ve giderek dünyamızın güvenli bir geleceğe doğru emin adımlarla yürümesi için doğru yön ve yönlendirmelere olan ihtiyacımız her zamankinden daha büyüktür, giderek de büyümektedir.

Sevgili Anadolumuzun; bu büyük/büyüyen ihtiyacı karşılayacak demokratik seçenekleri oluşturabileceğine olan inancım tamdır …

Bu vesileyle, Afrin harekatı sırasında verdiğimiz şehitlerimiz için yaşanan çok büyük acıları paylaştığımı ve yaralılarımız için acil şifa dileklerimi not etmek istiyorum ...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X