İkinci Yarıyıl başlarken Eğitim ve Gelecek
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

İkinci Yarıyıl başlarken Eğitim ve Gelecek

Bu içerik 310 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

“Kirazın derisinin altında kiraz / Narın içinde nar / Benim yüreğimde boylu boyunca / Memleketim var / Canıma ciğerime dek işlemiş / Canıma ciğerime / Sapına kadar. / Elma dalından uzağa düşmez / Ne yana gitsem nafile. / Memleketin hali gözümden gitmez / Binbir yerimden bağlanmışım / Bundan ötesine aklım ermez.”

Bedri RAHMİ

 

5 Şubat 2018 günü, 20 milyona yakın öğrenci ve bir milyona yakın öğretmenle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarımızda ve pek çok üniversitede ikinci yarıyıl başladı. Türkiye; terör, kutuplaşma, ekonomi, demokrasi, hukuk alanında çok ağır sorunlar yaşarken, ülkenin geleceği olan “eğitim” sisteminde sorunlar gittikçe derinleşiyor. Geleceğimiz adeta kararıyor, belirsizleşiyor. Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) ve Balçova Belediyesi, Köy Enstitülerinin 78. kuruluş yıldönümünde 16 - 18 Nisan 2018 tarihleri arasında İzmir’de “Eğitimde Adalet ve Gelecek” başlıklı bir sempozyum düzenleyerek ‘ne yapmalı’yı tartışacak.

Sayın Prof. Dr. Korkut Boratav Hoca’ya da “YKKED-Aydınlanma Onur Ödülü” vereceğimiz sempozyuma pek çok akademisyen, sanatçı, gazeteci, eğitim örgütü temsilcileri ve yurt dışından gelen eğitimcilerle, ‘ülkede ve dünyada nasıl bir eğitim’ tartışması yapılacak.

 

Türkiye, eğitim sisteminde tüm nesnel verilerin işaret ettiği gibi bir akıl tutulması ve gerileme yaşıyor. Türk eğitim sisteminde “Nitelik kaybı, eşitsizlik ve adaletsizlikler, müfredat, nitelikli öğretmen yetiştirememe, eğitimdeki dinselleştirme ve piyasalaştırma ve eğitimde liyakat” başlıkları en temel problemler olarak karşımızda…

 

Siyasal iktidarın kurguladığı toplum mühendisliği ile ana okuluna kadar, eğitimi, dinselleştirme anlayışı günümüzün en önemli sorunlarındandır. Tümüyle akıl, bilim ve pedagoji dışı rasyonel olmayan bu anlayışla ülkenin geleceği karartılmaktadır. Çocuklarımıza ve ülkemizin geleceğine bu anlamda haksızlık yapılmaktadır… Çocuklar dinlerini ve ayrıca teolojiyi öğrenmelidir. Ama bu yöntemle, böyle bir anlayışla değil. Kamunun tüm okullarını imam hatipe dönüştürerek değil, liyakat dışı imam hatipli, ilahiyat çıkışlı öğretmenleri okul yönetimlerine getirerek değil. Son 15 yılda kamunun tüm kaynaklarını aktardıkları, devletin tüm olanaklarıyla öğrencileri yönlendirdikleri imam hatiplerin akademik başarıları ortada. Bakanlığın açıkladığı istatistiklerde genel liselerde yıl sonu başarı ortalaması 76, meslek liselerinde 67 olarak belirlenirken, imam hatip liselerinde bu ortalama 64’te kaldı. İmam hatipler sanat, bilim, kültür ve spor faaliyetlerine katılımda sonda yer alıyor. Oysa meslek liselerinde yüzde 100, genel liselerde yüzde 90 oranında bu faaliyetlere öğrenci katılımı...

Tayfun Atay, 7 Şubat 2018 günü köşe yazısında bu durumu “Demek ki ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, hayatın nabzını ne imam hatipten yana attırabiliyorlar, ne de bu okullardaki çocuklara “zamanın ruhu”nu yakalama yolunda bir formasyon kazandırabiliyorlar. “Dindar nesil” diye tutturdukça, bırakın yeni kuşakları dindarlaştırmayı, dindar neslin çekirdeği denilebilecek imam hatipleri bile yetersizlik batağına sürüklemiş durumdalar” FETÖ darbe girişiminde Diyanetten atılanların yüzde sekseninin de imam hatip çıkışlı olduğu unutulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki her çocuk doğuştan büyük zenginlik ve yetilerle doğar. Okul, bu çocukların yetilerinin ortaya çıkarıldığı özgürleşme alanlarıdır. Okul ve cami gibi iki farklı kurumun işlevsellikleri karışırsa, bu yetiler, yaratıcılıklar ortaya çıkmaz, geleceğimizi kaybederiz. Çocuklarımızı düş kuramayan, hayal edemeyen, merak edemeyen robotlara dönüştürürüz… Önce bu sorunu aşmalıyız…”

 

Eğitimdeki bir başka sorun piyasalaşma olgusu ve eğitimdeki eşitsizlik ve adaletsizliklerdir. Bu durum, toplumsal eşitsizlikleri ve fırsat eşitsizliğini yaygınlaştırmakta, oluşan sınıfsal, bölgesel, cinsiyete dayalı eşitsizlikler toplumsal fay hatlarını zorlamaktadır. Devlet özel okulculuğu teşvik etmektedir ve öğrenci başına yılda 4 bin liraya yakın yardım yapmaktadır. Özel okulların oranı son dönemlerde yüzde 12.8 e çıkmıştır. Özel okullar nerelerde kuruluyor? diye sorduğumuzda bu okulların ülkenin gelişmiş bölgelerinde, büyük kentlerde ve varsıl ailelerin oturduğu semtlerde olması, eğitimde eşitsizliğin açık bir kanıtıdır. Sencer Ayata T24’deki yazısında (2 Şubat 2018) “Eğitimi olmayan yoksul bir annenin çocuğu büyük olasılıkla hayat boyu yoksul kalmaktadır. Türkiye’de çocukların dörtte biri yoksul, yarıdan fazlası dezavantajlı konumdadır. Aile bütçesi ve devletin eğitim desteği bu çocukların eğitim ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Türkiye’de doğumdan gelen eşitsizliklerin etkisini azaltan güçlü bir sosyal devlet anlayışı mevcut değildir. Sonuçta çocuklar eğitime eşit koşullarda başlayamamakta, çoğu geriden gelmektedir” ifadeleriyle sosyal devlet vurgusunu önemle işaret eder. Orta ve üst sınıf aileler ise çocuklarını özel okullara, hatta yurt dışı eğitim kurumlarına yöneltmekte, devlet sosyal devlet olma işlevini böylece tümüyle kaybetmektedir. Son yıllarda, eğitimdeki yaygın dinselleştirme ve eğitimdeki nitelik kaybı nedeniyle artan özel okul sayıları bu durumun somut kanıtlarıdır. Siyasal iktidarın toplum mühendisliği öngörüleriyle sık sık değiştirilen sınavlar ve öğrencilere bu sınavlar aracılığıyla dayatılan imam hatip okulu adaletsizliklerin temelini oluşturmaktadır. Türkiye, bu anlamda okul türleri arasındaki eşitsizliğin en büyük olduğu ülke profilini korumaktadır.

 

Yapılan tüm uluslararası PISA sınavları, YGS sınav sonuçları, eğitimdeki nitelik kaybını işaret etmektedir. Okullardaki ezberci eğitim, tutucu, bilim dışı müfredat, yetersiz öğretmen ve okul iklimi nitelik kaybının temel sorunudur. Okullar, pedagojinin evrensel ilkeleriyle çocuğu hayata hazırlarken, onların yaratıcılıklarını, hayal kurma, merak etme yetilerini yok etmektedir. Okullarımızda sanat eğitimi, okullarımızda işlikler, kütüphaneler, laboratuarlar, spor salonu yok. Ama mescit var… Buradan yaratıcılık, nitelik çıkar mı? Okullarımız hayatın gerçek problemleri üzerinden öğrenmeyi gerçekleştirememektedir. Bu konuda zengin ve özgün deneyim olan Köy Enstitülerinden yararlanmanın yolları aranmalıdır. Nitelik kaybının bir başka boyutu okul öncesi eğitimdir. Okul öncesi, çocukların bilişsel, duygusal ve fiziksel öğrenme yetisinin en yüksek olduğu dönemdir. Okul öncesi eğitim alan çocukların daha uzun süre okulda kaldıkları ve çalışma yaşamında daha başarılı olduklarını ifade eden pek çok araştırma vardır. 4+4+4 sisteminin getirilmesi ile Türkiye adeta okul öncesini ihmal etmiştir. Okullaşma yüzde ellilerde kalmıştır. Okul öncesi eğitime kimler erişemiyor, diye bakıldığında alt gelir grubundaki yoksullar karşımıza çıkar. Eğitimin daha ilk basamağında yoksul çocuklarımız için eşitsizlik sorunu karşımıza çıkmaktadır. Okul öncesi eğitim, ücretsiz ve zorunlu hale mutlaka getirilmelidir.

 

Eğitimin bir diğer önemli sorunu son aylarda sıkça tartıştığımız müfredat sorunsalıdır. Eğitim sisteminin temeli olan müfredat, ülkenin çocuklarını nitelikli, erdemli ve çağdaş dünyadaki çocuklarla aynı donanımda yetiştirmeyi hedeflemelidir. Bu anlamda bilimsel ve evrensel pedagojiyle uyumlu olmak durumundadır. Durum böyle mi? Müfredat, çocuklara ileri düşünme becerisi kazandırmalıdır. İleri düşünme becerisi gelişen bir öğrenci, doğru ve güvenilir bilgiye ulaşabilme; bilgiyi işleyebilme; yeni fikirler üretebilme; grup çalışması yapabilme; kendini sözlü ve yazılı olarak iyi ifade edebilme; teknolojiyi iyi kullanabilme, yani kısaca “eleştirel” düşünebilme, sorun çözebilme ve bilgiyi sentezleyebilme niteliklerine sahiptir. PISA sonuçları gösteriyor ki çocuklarımız bu hedeflerden çok çok uzakta…

 

Bu yazı önerilerle bitmelidir. Eğitimin bu ağır sonuçlarının altında son on beş yıllık siyasal iktidarın politikaları olduğu bir gerçektir. Bu politikalar, içinde yaşadığımız çağın değişim, gelişim doğrultusu ve evrensel pedagojinin kazanımlarıyla uyumlu değildir. Eğitim, tüm ülkenin, yani memleketin sorunudur. Asla bir iktidar kavgasının aracı olmamalı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı tanımları, işlevleri yeniden yapılandırılmalıdır. Türkiye bir an önce tüm bu sorunları aşacak eğitim reformu projeksiyonu üretmelidir. Bedri Rahmi’nin “Memleketin hali gözümden gitmez / Binbir yerimden bağlanmışım” dizelerinde ifade ettiği gibi ülkenin aydınlık geleceği için bunları yapmak zorundayız…

Öğrencilerimize ve öğretmenlerimize başarılar diliyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X