Şeker Fabrikaları
Metin SALMAN...

Şeker Fabrikaları

Bu içerik 216 kez okundu.

Metin SALMAN

Önder Gazetesi’nin 10 Ocak 2018 tarihli sayısında yayınlanan yazımızla “Şekerdeki Oyunlar”ı açıklamaya çalışmıştık.

Meğerse biz yanılmışız. Şeker üzerinde bizim söylediklerimizden de büyük oyunlar oynanıyormuş. Yani turpun büyüğü heybedeymiş! Nitekim Şubat 2018 ortasında Hükümetin aldığı bir kararla Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’ne ait aşağıda isimlerini sayacağımız 14 şeker fabrikasının teker teker özelleştirilmesine karar verildi.

Özelleştirilmesine karar verilen fabrikalar:

1)Alpullu, 2)Afyon, 3)Çorum, 4)Bor, 5)Burdur, 6)Elbistan, 7)Erzincan, 8)Erzurum, 9)Ilgın, 10)Kastamonu, 11)Kırşehir, 12)Muş, 13)Turhal ve 14) Yozgat.

Şeker fabrikaları konusunda her zaman ifade ettiğim gibi, bir şeker fabrikası sadece bir fabrika değildir. Bu fabrikalar, kuruldukları bölgelerdeki çiftçiler için bir okuldan farksızdır. Onlara modern tarımın nasıl yapılacağını öğretirler. Kuruldukları bölgelerde sosyal hayatı olumlu yönde değiştirirler. Genellikle kırsal bölgelerde kuruldukları için, o bölgelere sinema, tiyatro, konser gibi kültürel ve sportif faaliyetleri getirdikleri gibi, sağlık hizmetlerini de getirirler. Bu bakımdan bu fabrikaların kârlılığının çok da önemi yoktur.

Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllarda birçok gıda maddesinin sıkıntısı çekiliyordu. Sıkıntısı çekilen gıda maddelerinden biri de şeker idi. Bu durumu gören Büyük Atatürk, insan beslenmesinde büyük önemi olan şekerin kendi ülkemizde üretilebilmesi için, daha Cumhuriyet kurulmadan İzmir İktisat Kongresi’nde konuyu gündeme getirerek yeni Türkiye’de kurulacak sanayi tesislerinde önceliği şeker fabrikalarına vermiş ve 1926 yılında bu öngörü ile Alpullu’da ilk şeker fabrikası kurulmuş ve işletmeye alınmıştır.

Daha sonraki yatırımlarla Türkiye Şeker Sanayii Avrupa’nın önde gelen şeker sanayileri arasına girmiştir. Ancak daha sonraki yıllarda (Özellikle 2000’li yıllardan sonra) IMF, ABD, AB devletleri ile nişasta bazlı şeker (NBŞ) ve kimyasal tatlandırıcı üreten büyük şirketlerin baskısı ve lobi faaliyetleri sonucu şeker pancarı ekimine verilen destekler azaltılmış (AB’nin tam tersi) ve pancar ekimine kota getirilmiştir.

Pancar ekimine verilen desteğin azaltılması ve kota konulması, pancar ekim alanlarının daralması ve pancar eken çiftçi sayısının düşmesi sonucunu doğurmuştur.

Oysaki pancar, çiftçiler ve ülke için çok önemli bir üründür. Şöyle ki, yaprağından, küspesinden hayvan yetiştirilmesinde faydalanılır. Tarlalarda işçi olarak çalışanlar gelir elde ederler. Pancarın tarladan fabrikaya taşınması nakliyecilerin işidir. Pancar küspesi hayvan besiciliğinde önemli bir yem malzemesi olup küspeyi de fabrikadan ahırlara nakliyeciler taşır. Yine şeker üretiminin yan ürünü olarak elde edilen melas, değişik üretimlerde kullanılır. Şeker üretilince fabrikada durmaz, ihtiyacı olan bölgelere gider. Onun için nakliyeciler çalışır. Şeker fabrikası etrafında büyük bir ekonomik faaliyet oluşur. Fabrikalarda çalışan memur ve işçilerin bölge ekonomisine katkıları, diğer unsurlarla birlikte düşünüldüğünde, göz ardı edilemeyecek kadar büyük ekonomik katma değer meydana getirir.

Bu kadar büyük ekonomik ve sosyal etkileri olan bu fabrikalara, ne yazık ki bu Hükümet zamanında gereken ilgi gösterilmemiştir. Yeni saraylar yapmaktan ve eski sarayları yenilemekten Hazinede para, onlarda zaman kalmadığı için bu fabrikaların yenileme yatırımları yapılmamış, teknolojilerini geliştirmeleri için kaynak ayrılmamış ve şeker fabrikaları neredeyse çalışmasın ve zarar etsinler diye elleri kolları bağlanmıştır. AB ülkelerinde yüksek yoğunluklu tatlandırıcı (Nişasta bazlı şeker NBŞ) kullanımı % 1’ler seviyesine indirilmişken, Türkiye’de % 15’ler seviyesine çıkarılarak, pancar şekeri ile haksız rekabet yaratılmıştır. Bu rekabetten de şeker fabrikaları büyük zarar görmüşlerdir.

İktidara geldiklerinden bu tarafa, istihdam yaratacak yeni fabrikalar kurmak bir yana Cumhuriyetin kurduğu kuruluşları “babalar gibi starak” günü kurtarma derdine düşen bu Hükümet, şimdi de 14 şeker fabrikasını satmak istemektedir.

Çalıştığım ve emekli olduğum Sanayi Bakanlığı dolayısıyla bu fabrikaların çoğunu gerek görevli olarak, gerekse misafir olarak birçok defa ziyaret ettim. Kurulduklarında yerleşim yerlerinin uzağında olan bu fabrikalardan bazıları, kuruldukları yerlerdeki yerel yöneticilerin yanlış imar politikaları yüzünden artık yerleşim yerleri içinde kalmış durumdalar. Bunlardan biri de Burdur Şeker Fabrikası’dır. Burdur Şeker Fabrikası, sık gittiğim ve misafir kaldığım bir fabrikadır. Her gittiğimde Burdur Belediyesi’nin fabrika arazisinin bir kısmına bazı tesisler yaptığını görürdüm. Nitekim 2008 yılında gittiğimde Fabrika giriş kapısının rakibinden dayak yiyerek grogi duruma gelmiş boksör gibi darmadağın halde olduğunu görüp ne olduğunu sorduğumda: “Belediye yol genişletmesi yapıyor” cevabını aldım.

Orada yol genişletme çalışmaları yapan Belediye şunun farkında değildi. O yıllarda nüfus sayımları 5 yılda bir yapılıyordu ve son yapılan nüfus sayımında şehrin il nüfusu beş yılda 1900 (yazıyla bindokuzyüz) civarında artmıştı.Yani şehir göç veriyordu. O zaman da fabrikanın özelleştirilmesi durumu vardı. Daha önce Et ve Balık Kurumu ile Süt Kurumu’nun özelleştirilmesinde herhangi bir tepki ortaya konulmadığı gibi şeker fabrikasının özelleştirilme çalışmalarına da tepki gelmiyordu.

Bu 14 Şeker Fabrikası, daha modern hale gelmeleri, teknolojilerin Avrupa’daki benzerlerinin seviyesine gelmesi, daha verimli çalışmaları için özelleştirilmek istenmiyor. Bu özelleştirmenin sebebi: Kendi çitftçisini korumak isteyen ABD, AB devletleri ile Türkiye’deki şeker sanayiini etkisizleştirerek bu sektörü ele geçirmek isteyen yüksek yoğunluklu tatlandırıcı (NBŞ) üreten küresel şirket lobilerinin isteklerini yerine getirmektir.

Bu özelleştirilmek istenilen 14 fabrikadan çoğu, özelleştirilmeden sonra belki bir belki iki yıl çalışabilirler. Ondan sonra onlar çeşitli bahaneler ileri sürülerek kapanacak ve bu fabrikaları satın alanlar, sadece fabrikanın lojmanlarını satarak verdikleri paranın kat kat fazlasını geri alacaklardır. (Daha önce Tekel ve Sümerbank özelleştirilmelerinde yaşandığı gibi.)

Ayrıca, yukarıda izah edildiği gibi, bölgelerine büyük ekonomik katkı sağlayan ve o bölgelerde katma değer yaratan bu fabrikaların özelleştirilmesinden sonra kapatılması, bölge ekonomisine çok büyük darbe vuracak, yeni işsizler ordusunu yaratacak, şehre göçü hızlandıracak, köylerin boşalmasına sebep olacak, zaten can çekişen Türk Tarımı’na bir hançer de bu işlem saplayacaktır.

Yukarıda anlatılanlar göz önüne alındığında bu özelleştirme isteminin ve işleminin akıllı, tutarlı, ekonomik ve sosyal fayda sağlayacak hiçbir tarafı yoktur.

Dedelerimizin, ninelerimizin, anne ve babalarımızın yani Türk vatandaşlarının ödediği vergilerle kurulan bu fabrikaların özelleştirilmesine BÜTÜN VATANDAŞLARIN KARŞI ÇIKMASI GEREKLİDİR. Özellikle de pancar çiftçisinin en büyük sivil toplum kuruluşu olan PANKOBİRLİK’in.

Dünyanın en büyük NBŞ üreticilerinden olan Cargill’in hazırladığı rapora göre bu 14 fabrikanın özelleştirilmesi istenildiği ifade edilmektedir. Bu söylentinin doğruluğu tartışılabilir.

Fakat bu Hükümetin Cargill şirketine, fabrika kurabilmesi için birinci sınıf tarım arazisini özel sanayi bölgesi ilan eden kararı göz önüne alındığında Cargill raporuna göre hareket edildiğinin doğruluğu anlaşılabilir.

Cargill raporunun, koyunlarla ilgili kurda rapor hazırlatıp da, kurdun koyun sürülerinden köpeklerin uzaklaştırılmasını ve ağılların etrafından tel örgülerin kaldırılmasını istemesinden bir farkı yoktur.

Bütün tıp kurumları, NBŞ’lerin insanlar için zararlı olduğu, insanlar üzerinde birçok hastalıklara sebep oldukları konusunda fikir birliğine varmış durumdadırlar.

Tıp otoriterlerinin bu tespitleri göz önüne alındığında şu sonuca varılabilir.

Malum bu Hükümet, yapanlara bazı garantiler verilerek ŞEHİR HASTANELERİ kurduruyor. Verilen bu garantilerden en önemlisi hastahanelere verilen MÜŞTERİ GARANTİSİ. (Hastalar bu hastaneler için hasta değil MÜŞTERİ kabul ediliyor.) Tabii bitkiler kullanılarak elde edilmiş şeker (pancar şekeri) tüketen insanlar sık hastalanmayacaklarına, NBŞ’nin de birçok hastalığa sebep olduğu tıbben belli olduğuna göre, bu 14 fabrikanın özelleştirilmesi acaba: İnsanımızı NBŞ kullanmaya mecbur bırakıp hastalanmalarına yol açarak açılmış ve açılacak ŞEHİR HASTAHANELERİ’ne MÜŞTERİ SAĞLAMAK İÇİN YAPILIYOR OLMASIN ?

O bakımdan NBŞ üreticiler ile (özellikle Cargill) ŞEHİR HASTAHANELERİ’ni işletenler arasında bir bağ olup olmadığı araştırılmalıdır.

Türkiye şeker piyasasının NBŞ üreticisi kartellerin eline geçmesi, insanımızın işsiz kalması ve netice olarak çeşitli hastalıklara yakalanarak sağlıklarının bozulması sonucunu doğuracak ŞEKER FABRİKALARININ ÖZELLEŞTİRİLMESİNE BÜTÜN GÜCÜMÜZLE KARŞI ÇIKALIM.

Bu vatan bizim …

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X