‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair …
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair …

Bu içerik 759 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ - kekocabasgmail.com

“Bir toplum, bir millet erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” Mustafa KEMAL

 

Bugün 8 Mart 2018, Bugün “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”… Yaklaşık bir haftadır beni esir alan grip esaretini aşarak okuldayım. Çayımı içerken gazetelere ve sosyal medyaya bakmaya çabalıyorum. Bugün tüm başlıklarda ve iletilerde 8 Mart vurgusu öne çıkıyor. Çayımı yudumlarken çocukluğumu düşündüm. O yıllarda Sevgililer Günü, Kadınlar Günü gibi kutlamalar yoktu. Kanımca 1980 sonrası bu kutlamalar hayatımıza girmiş, iyi de olmuş.

Cumhuriyetin batılı ülkelerden önce kadınlara seçme seçilme hakkını verdiğini anımsadım ve önce Cumhuriyeti selamladım. 1940’lı yıllarda daha çok kız öğrenciyi Köy Enstitülerinde eğitim hakkına kavuşturmak için “yanında bir kız öğrenci getiren erkek öğrenciyi sınavsız enstitülere kabul eden”, pozitif ayrımcı eğitim süreçleri üreten enstitülerin kurucuları Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’u anımsadım, onların emeğini selamladım. Ortaklar İlköğretmen Okulunda parasız-yatılı öğrencilik sürecimde el nuru ürettiği oyaları satarak, gönderdiği mektupların içine küçük harçlıklar koyan ve bizleri büyük bir sevgi ortamında büyüten sevgili anamın emeğini hatırladım, onu sevgiyle selamladım. Yaşamını kız çocuklarının eğitim hakkına adayan, YKKED-Aydınlanma Onur Ödülü verdiğimiz Türkan Saylan Hocayı sevgiyle anımsadım, emeğini, çabalarını selamladım. 11 Şubat 2018 tarihinde “Uluslararası Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü”’nün üçüncüsü dolayısıyla BM Genel Kurulu’nda bir konuşma yapan genç bilim kadınımız Canan Dağdeviren, kendi başarılı bilim yolculuğunda en büyük motivasyonunun Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk olduğunu ve onun “Bir gün benim sözlerim bilime ters düşerse bilimi tercih edin” sözlerini vazgeçilmez bir yaşam öğüdü olarak aldığını söylediğini anımsadım, sevgili Canan’ı selamladım.

 

Türkiye’de kadın olmak zor mu, kolay mı? Verilere bakalım… Haftalık köşe yazımı yazarken sosyal medyayı ve gazeteleri de tarıyorum. “OECD-2017 Cinsiyet Eşitsizliği Raporu” elime geçti. Raporun özeti, Türkiye’nin eğitimde cinsiyet eşitsizliğinin en çok görüldüğü OECD ülkesi olduğu gerçeğini işaret ediyordu. Yine Dünya Ekonomik Forumu (DEF) tarafından yapılan sıralamada 144 ülke arasında 131’inci sırada yerini aldı. “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu”nun raporu gözüme çarpıyor. 2017 yılında Türkiye’de 409 kadın, erkekler tarafından öldürülmüş. Utandım … 2018 yılı Ocak ayı içinde 28 kadın, Şubat ayı içinde ise 47 kadın öldürülmüş. Yıllara göre bakarsak; 2013’te 237, 2014’te 294, 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409. Utancım daha da arttı… 2018 yılının ilk iki ayında Kadir Has Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Algısı Araştırması” ilginç sonuçlar veriyor. Türkiye’de kadınların en büyük sorunu yüzde 61 ile “şiddet” olmuş. Oran 2016’da yüzde 53, 2017’de ise yüzde 55 imiş. İkinci sırada “işsizlik”, üçüncü sırada “eğitimsizlik” dördüncü sorun ise; “sokakta baskı ve taciz”. Tüm veriler, görüldüğü gibi birbirlerini doğruluyor.

Her gün TV programlarına çıkan ve kadını dövmenin kutsal kitapta yeri olduğunu söyleyen, sigara içen kadını ötekileştiren, kızlı-erkekli halk oyunu oynamayı zina olarak değerlendiren, kadını evde hapsetmeye yönelik söylemler üreten ilahiyat çıkışlı sözde din adamlarının (!) fetvalarını anımsadım. Ulaşım araçlarında giysisini beğenmediği için kadınlara tekme atan az gelişmişleri, Aladağ’da Süleymancılar tarikat yurdunda ilkel koşullarda çıkan yangın sonucu hayatını kaybeden 11 kızımızı anımsadım. Geriliğin ve vasatlığın geldiği noktayı düşündüm. Sistemin bütünüyle kadını korumadığı çok açık… Kadına yönelik bu algı ve şiddetin arkasında ülkenin içinde yaşadığı siyasal iklimin önemli rolü olduğu çok açıktır. Vazifeden görev çıkaran vasatların, ülkede kadın polisliği yapıyor olması acıdır. 8 Mart 2018 Dünya Emekçi Kadınlar gününde tüm bu olumsuzlukları üreten siyasal iklimin söylemine dair itirazlar mutlaka çoğaltılmalıdır.

Siyasal iklimle beraber konuşma dilimizde, kültürümüzde de kadını ötekileştiren kelimeler yoğun bir şekilde var. Dilimizi kadına karşı önyargılardan temizlemek de bu 8 Mart’ta önemli bir görev olarak karşımıza çıkıyor. Neler bunlar: “Anasını sattığım, erkek gibi kadın, adam gibi olmak, adam etmek, işinin eri, baba parası, insanoğlu, elinin hamuruyla vb.” Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Şair, Edebiyatçı Bilsen Başaran Öğretmen Yeniden İmece’de yayınlanan bir yazısında toplumdaki kadın algısının atasözlerindeki karşılığını yazmıştı, onları anımsadım: “Kadın dediğin koluna taktın mı yakışmalı, duvara attın mı yapışmalı”, “eksik etek, saçı uzun aklı kısa”, “Avrattan vefa, zehirden şifa olmaz”, “Bal arıdan, kavga karıdan çıkar”, “Avradı bed (çirkin) olanın sakalı ak olmaz”, “Avradın kazdığı kuyudan su çıkmaz” , “Kadını sırdaş eden tellâl aramaz”, “ Erkek kocadıkça koç olur, kadın kocadıkça hiç olur”, “Kadının malı kapı mandalı”,“Kadın erkeğin elinin kiri”, “Kadına, çocuğa, sarhoşa sırrını açma”, “Karı ile çıkma yola, başına gelir türlü belâ”, “Erkeğin okumuşu kadı olur, kadının okumuşu cadı olur”

Atasözü olarak tanımlanan bu kadın algılarında kadına yönelik olumlu bir tanımlama var mı? Yok …

Başaran, bu sözleri, “Sözlü tarihin anlattıklarından beslenen, gelenek göreneklerin kuytusunda üremesini sürdüren, sözlü edebiyat ve folklorla en temiz belleklere sızarak yerleşen, habisleşen virüslerle dolu söylemler sadece kadını, bu coğrafyanın kadınlarını işaret eder. Hem de aşağılayarak, parçalayarak, kimliksizleştirerek, ezerek, kadın olmanın erdemlerini sisten bir örtünün altına iteleyerek işaret eder kadını ve kadınlığı” diye değerlendiriyor.

Toplumun kültüründeki bu algıyı eğitimle, kültürle, sanatla, karma eğitimle değiştirmek, minimize etmek olanaklı. Ama bu siyasal iklimde mümkün mü? Bilmiyorum…

 

Kadın, şiirlerin de en önemli öznesi. Nazım Hikmet dizelerinde kadın “Ve kadınlar / bizim kadınlarımız / korkunç ve mübarek elleri / ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle/anamız, avradımız, yarimiz”; Cemal Süreya’nın dizelerinde ise “bir kadını ortadan / ikiye böl … / yarısı annedir / yarısı çocuk / yarısı sevgili / yarısı aşk ... / duyanlar bunu bilmez / görenler anlamaz bunu! / yarısı rivayettir / yarısı gece”

Kadın kim? Anneannemiz, babaannemiz, anamız, eşimiz, ablamız, halamız, teyzemiz, öğretmenimiz, komşularımız, çalışma arkadaşlarımız, sınıf arkadaşlarımız, sevgilimiz … Hayatımızda olan ve birlikte çoğaldığımız, zenginleştiğimiz güzel insanlar. Birlikte var ettiğimiz hayatta onların emeği yadsınabilir mi? İçinde yaşadığımız toplumda kadını ötekileştirmek, yok varsaymak demek, bütün çiçekleri, bütün müzikleri, şiirleri, estetik ve zerafeti yok etmek, tatsız-tuzsuz bir dünya düşü kurmaktır ve o anlamda çağdışıdır.

Nüfusun yarısı olan kadının özgür olmadığı, kendisini ifade edemediği toplumlarda demokratik, hukuk devleti de olunamıyor. Kadın özgürlüğü ile toplumsal gelişim ve değişim arasındaki bu ilişki yaşamsal önemdedir.

Dünya Emekçi Kadınlar Günü Kutlu Olsun!...

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X