İlk Tıp Bayramı: “Tek Yol Bilim ve Fen”
Zeki SARIHAN...

İlk Tıp Bayramı: “Tek Yol Bilim ve Fen”

Bu içerik 115 kez okundu.

Zeki SARIHAN

14 Mart Tıp Bayramı’dır. Bu bayram Türkiye’de ilk kez ne zaman, nerede ve nasıl kutlandı?

Kaynaklar, Türkiye’de ilk tıp bayramının 14 Mart 1919’da kutlandığını belirtiyor. “Eğer bu doğruysa, mutlaka ertesi günkü İstanbul gazetelerinde haber olmuştur” deyip, o günlerde İstanbul’da yayımlanmakta olan günlük gazetelerden Yenigün, Vakit, Hadisat, Tasviriefkâr ve Memleket gazetelerine baktım. Haberlerde, bu bayramın daha önce kutlandığına ilişkin bir bilgi yoktu. Yalnız bir yayında “Bayram” sözcüğü geçiyor, diğerlerinde törenin Tıbbiyenin 92. Kuruluş yıldönümünü kutlamak için düzenlendiği belirtiliyordu.

 

PARÇALANMA TEHLİKESİNE KARŞI

Bu kutlama gerçekten de Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra Türkiye’yi bekleyen parçalanma ve milletin esarete düşme ihtimaline karşı memleket aydınlarını bir araya getirme çabasının ürünü gibi görünüyor. O tarihlerde İstanbul’un Türklerden alınacağı gibi haberler dolaşmaktadır. Kutlama programında İstanbul’un bir Türk kenti olduğuna vurgu yapılması bu yüzdendir.

Öte yandan, kutlamaya İtilaf devletlerinin İstanbul’daki tıp elemanlarının davet edilmesi, 92 yıllık bir geçmişe sahip olan Tıp Fakültesi üzerinden Türklerin medeni bir millet olduğunu kanıtlama çabası gibidir.

Ayrıca toplantıya katılanların önemli bir bölümünün kadınlardan oluşması ve bunlardan birinin kadın hakları konusunda konuşması, bunun ve Besim Ömer Paşa’nın bu vesile ile yaptığı konuşmanın şiddetle alkışlanması, İstanbul örneğinde Türk toplumunda kadınların almaya başladıkları yer açısından öğreticidir.

Gazeteler, heyecanlı ve hararetli törenin Tıp Fakültesi Talebe Cemiyeti tarafından düzenlendiğini, salonun hınca hınç dolduğunu, törende şehrin en tanınmış doktorlarıyla İtilaf devletleri heyetlerine mensup birçok sıhhiye subay ve hemşirenin, Amerika İaşe Heyeti, Robert Kolej Müdürü ve bazı öğretmenlerinin hazır bulunduğunu belirtmektedir. Mektebi Sultani Marşı’nın ayakta dinlenmesiyle başlayan törende Talebe Cemiyeti Başkanı Kemal Bey konuşmuş ve alkışlanmıştır. Sonra Necdet Bey tarafından yapılan konuşmada Tıbbiyenin hizmetleri istatistiklere dayanılarak anlatılmıştır. Yapılan konuşmalarda İstanbul’un bir ilmî geçmişle de Türklerle bağı açığa kavuşturulmuştur. Projeksiyon ile okulun eski durumu gösterilmiş, şimdiye kadar mezun ve cephede şehit olan doktorların istatistikleri okunmuştur.

Akil Muhtar Bey’in konuşmasından sonra Darülmuallimat (Kız Öğretmen Okulu) mezunu Mediha Hanım tarafından kadınlık hukukunun savunucusu olan Tıbbiyelilere teşekkür içeren bir konuşma yapılmış, ona cevaben Besim Ömer Paşa, toplumun gelişmesi için tek çarenin kadınlarla erkeklerin aynı sıralar üzerinde çalışmaları olduğunu anlatmıştır.

Edebiyat Fakültesi mezunu Meliha Hanım, arkadaşları adına bir tebrik ve teşekkür konuşması yapmıştır. O, bir alkış tufanı içinde kürsüden inerken Doktor Besim Ömer Paşa kürsüye gelerek ”Bir içtimai inkılâp (toplumsal devrim) yapabilmek için kadın ve erkek el ele çalışmalıdır. Biri bu tarafta, diğeri, öbür tarafta oturursa memleket yaşayamaz” demiş. Onun bu sözleri, hazır bulunanlar, özellikle hanımlar tarafından olağanüstü alkış almıştır. İzmir’in işgali üzerine gene bu salonda yapılacak büyük toplantıda üniversiteli kadın ve erkeklerin karışık oturmalarına daha iki aydan fazla, üniversitede karma eğitime geçilmesine iki yıl vardır.

Aşağıda Yenigün’ün haberini bugünkü dile aktararak veriyorum:

 

“İSTANBUL BİZİMDİR

Dün Darülfünun Konferans salonunda Tıbbiye mektebinin kuruluşunun 92. yıldönümü parlak bir biçimde kutlanmıştır. Tıbbiye Mektebi bizim irfan ve idrak hayatımızda daima verimli bir etki yapmış ve milletin en samimi hissiyatının yankılanma yeri olduğundan dünkü tezahüratı pek büyük bir memnuniyet ve şükran ile karşıladık.

Müsamere hakikaten pek parlak olmuştur. Hazır bulunanlar arasında birçok Fransız ve İngiliz tabipleriyle Hilali Ahmer hasta bakıcı hemşireler mevcut idi. Darülfünunun büyük salonu kadın erkek büyük bir aydın kitle tarafından baştanbaşa işgal edilmişti. Mektebi Tıbbiye’nin en eski mezunlarından müderris Sadık, Feyzi, Besim Ömer, Ziya Nuri, Asaf Paşalarla diğer müderrisler bu büyük cemaat içinde saygılı bakışları üzerlerinde topluyorlardı. Mektebi Tıbbiye’den çıkanlar ve bugün irfandan yuvasından feyz alanlar bir tarafta, Kız Üniversitesi ile Sultani öğrencileri ve hanımlar diğer tarafta bulunmakta idiler.

Ayakta dinlenen Sultani Marşı ile müsamereye başlandı. Sonra talebeden biri tarafından kürsüde mektebin teşkilat tarihçesi ve hizmetinden, 92 seneden beri Türk umumi irfan ve idrakine olan etkilerinden bahseden bir nutuk söylenmiş ve sözü memleketin maruz kaldığı mesaiye getirerek Wilson Prensipleri esasına istinaden İstanbul’un Türklere aidiyeti sebepleri, bu büyük şehirdeki büyük Türk eserlerini kanıtlayarak izah eylemiştir. Bu nutuk fevkalade ve tekrar tekrar alkışlanmıştır.

Ardından bir konser verilmiş, Talebeden Necati Bey konferans esnasında projeksiyon aracılığıyla mektep kurucularının resimlerini göstermiştir. Bunu takip eden Tıp Fakültesi muhterem reisi Doktor Âkil Muhtar Bey’in nutku fevkalade samimi duyguları davet etmiştir.

 

TEK YOL BİLİM

Âkil Muhtar Bey, orada bulunan ecnebi doktorlar ve diğer davetlilere Tıp Fakültesinin teşekkür duygularını bildirmek amacıyla Fransızca bir konuşma yapmıştır. Bu konuşmada Tıp Fakültesinin memleketimizde yaygın olan bedeni ve psikolojik hastalıklara karşı koyacak doktor ve irfan erbabı yetiştirdiğinden dolayı kutlamayı hak ettiğini söyledikten sonra bizi en çok tahrip eden malarya (sıtma), verem ve frengi gibi hastalıklardan bahsetmiş ve manevi hastalıklarımızın da zihniyet bozukluğundan ileri geldiğini, yapılan fen öğreniminin ve ciddi bir surette fenle meşgul olarak zihniyetlerinin gelişeceğini söylemiştir. Bunun için talebenin laboratuarlarında, dershanelerinde, kütüphanelerinde yorulmaz bir şevk ve gayretle daima çalışmaları gerektiğini ve bu biricik yoldan başka hiçbir surette mükemmel bir zihniyete sahip olmak ihtimali olmadığını beyan etmiştir.

Türkiye’nin büyük bir ilim adamı tarafından yapılan bu konuşma, hazır bulunan erkek ve kadın İtilaf tabipleri üzerinde iyi bir etki yapmış ve müsamerenin ardından, bunlarla Türk âlimleri arasında uzun müddet samimi sohbetlere konu olmuştur.

Müsamereye akşam geç vakit hitam verilmiştir. Memleketteki millî hareketi, hak uğrundaki uğraşların belirgin bir örneği olan bu gibi tezahüratın tekrarı ne kadar ümit vericidir!”

(Kaynaklar: Yenigün, Hadisat, Vakit, Memleket, Tasviri Efkâr 15 Mart 1919)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X