“Öğretmenlere şiddeti durdurun” demek yeter mi?
Konuk Yazar...

“Öğretmenlere şiddeti durdurun” demek yeter mi?

Bu içerik 350 kez okundu.

İlkay KUMTEPE

Son zamanlarda gündemimizde, ülkemizi ve hepimizi ilgilendiren o kadar çok konu varken bir konu daha gündemimize sık sık gelmeye başladı. Aslında bir eğitim sorunu gibi görünse de, genel olarak ve ciddi şekilde hepimizi ilgilendiren bir sorun. Herkes öğrencilerin öğretmene şiddetinden bahsetmeye başladı. Sendikalar, yetkililer, öğretmenler vs. herkes konu ile ilgili açıklamalar yapmaya başladı. Bir sendika “Öğretmenlik onurumuzdur, öğretmene şiddeti durdurun” sloganları ve kokartlı derse girme eylemleri kararı aldı. Bütün bunları söyleyenler, ortaya çıkan olayın vahametini anlatmaya çalışırken diğer yandan da “Öğrencinin kulağı çekilse kıyamet kopar, öğretmen ölüyor kimsenin sesi çıkmıyor” nidalarıyla tepkileri yetersiz bulan bir kesim var. Hatta her vahim olaydan sonra olduğu gibi bu olaydan sonra da idam talebini dile getirenler de yok değil. Hatta sanırım Trump’ı kendine örnek alıp “öğretmeni silahlandırmak gerekir” diyenler de az değil.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, olaylar gerçekten de vahimdir. Birbiri ardına aynı çerçevede birçok olay gerçekleşmiştir. Olayın biri, bir öğrencinin sınıf içerisinde öğretmeni küçük düşürücü davranışlar ortaya koyması ve bu görüntülerin paylaşılmasıdır. Olayın birinde de bir okul müdürü öğrenci tarafından öldürülmüştür. Bir insan hayatı sona ermiştir. Bu kişi bir eğitimcidir. Çok değil birkaç gün önce ise bir okul müdürü bir öğrencinin abisi tarafından saldırıya uğramıştır. Ve daha bugün, bir öğretmenin öğrenci tarafından bıçaklandığı haberi duyuldu. Bu olaylara baktığımızda yaralanan, öldürülen kişiler eğitimciler. Olayın failleri gencecik insanlar. Bunlar da eğitmeye çalıştığımız / eğittiğimizi söylediğimiz öğrencilerdir. Daha derine inersek, yıllardır uyguladığımız eğitim politikalarının ürünüdür.

Şimdi bu olaylar üzerinden asıl dikkat çekmek istediğim de budur. O çocuklar gerçekten suçlu mudur? Ne olaylarda yaralanan, ölen okul müdürü, müdür yardımcısı veya öğretmen hakkında bir bilgiye sahibim, ne de olayın failleri olan öğrenciler hakkında bilgim var. Olayların gerçek nedenlerini de bilmiyorum. Hiçbir neden bu olayı haklı gösteremez. Sorgulamak istediğim sadece olayın suçlusu o gençler midir?  Düşünün bir kere, o çocuklar masum birer bebekti. Sevmeye kıyılamayan, belki de görenlerin “Ay, ne tatlı!” diye sevdikleri birer masum bebek. Daha sonra da oyun oynamaktan başka düşüncesi olmayan masum çocuklardan biriydiler ….

Peki, ne oldu da bu çocuklar böyle bir suç işleyecek kadar kirlendiler? Masumiyetleri kayboldu. Yoksa silahla birini vurmayı da çocukluklarındaki bir oyun mu sanıyorlar?

Bir eğitimci olarak, artık eğitim sistemimizin çok ciddi sorgulanması gerektiğini söylüyorum. Biliyorum ki bunu söyleyen çok kişi var. Ben ilk değilim. Ama bu olay üzerine tekrar dikkat çekmek istiyorum. Günübirlik politikalara oyuncak ettiğimiz eğitim sistemimiz ile geleceğimizi yok ediyoruz. Masum çocuklarımızı suç makinesine dönüştürüyoruz. Üretmeyen, düşünmeyen, sorgulamayan, eleştirmeyen, eleştiriyi kabul etmeyen, sorun çözme becerisi gelişmemiş, şiddet yanlısı, en önemlisi de ‘mutsuz’ gençler yetiştiriyoruz.

Okula başladığı andan itibaren çocukları aldığımız cenderenin onları ne hale getirdiğini görmenin vakti gelmiş de geçmiştir çoktan …

Çocuklarımızı oynamaları gereken zamanda oyunlarından alıp yetişkinlerin bile uzun süre oturamayacağı sıraların üzerinde kapalı sınıflarda saatlerce tutuyor ve sürekli ders yapmalarını istiyoruz. Teneffüsler –hele ikili eğitim yapılmak zorunda olanlarda – çok kısa. Çocuklar bırakın bir oyuna başlamayı, tuvalet ihtiyaçlarını ancak giderebiliyorlar. Teneffüslere çıkan çocukların koridorlarda koşmalarına engel olamıyoruz. Beş dakika teneffüs var. Koşmak oynamak istiyor doğal olarak. Kaybedecek zamanı yok, tabii ki koşacak. Sadece okulda mı ders yapmalarını istiyoruz? Hayır, okuldan eve gittikten sonra ailenin ders baskısı başlıyor. Yapılacak ödevler var. Diğerleri ile yarışacak, yarıştan en iyi olarak çıkmak zorunda. Böylece evde anne/ baba öğretmen oluyor. Çocuğun anne / babası kim olacak? Bütün hayatı ders çalışmak üzerine kurgulanıyor çocuklarımızın. Kimse onların kişilikleri, davranışları, sorunları nasıl çözmeye çalıştıkları, mutlulukları ile ilgilenmiyor. Oysaki insanı insan yapan, derslerdeki başarısı değildir. Başkalarından ne kadar iyi not aldığı değildir.

Çocuklarımızı sevmeden onlara sevgiyi öğretemeyiz. Onlara saygı duymadan saygı duymayı öğretemeyiz. Onlarla konuşmadan konuşmayı öğretemeyiz. Onlara iyi örnek olmadan iyi insan olmayı öğretemeyiz. Şiddetten farklı çözüm yolları üretmeden barışçıl çözümleri öğretemeyiz. Onları “kötü” olarak nitelendirerek iyiye yönlendiremeyiz. Yargılayarak yaklaşırsak hatalarından ders almayı öğretemeyiz. Okuldan uzaklaştırarak asla eğitemeyiz. Çocuklar bizleri örnek alarak hayatı öğrenirler. Zorunlu eğitime aldığımız çocukları mezun ettiğimizde ne hale geldiklerine iyice bir bakmamız gerekir …

Yıllardır eğitim politikaları üretilir. Programlar değişir, müfredatlar değişir, kitaplar değişir. O olmadı bu, bu olmadı diğeri. Dersleri azaltalım, çoğaltalım. Sınavı kaldıralım, yeni sınav koyalım. Olmadı, sınav şeklini değiştirelim vs. hiç birinin diğerinden farkı yok. Hepsi de ezberletilecek bilginin ne kadar ve hangi yöntemle ezberletileceğinin hesabını yapar. Bilgi öğrenmek hiçbir işe yaramıyor. Bunu görmek gerek artık. Çocuklarımıza vicdan sahibi olmayı, başkalarının haklarına saygı duymayı, hoşgörülü olmayı, dürüst olmayı, tahammül edebilmeyi, sevmeyi öğretecek eğitim ortamları oluşturmamız gerekir. Artık çocuklarımıza okullarda bilgi öğretmeyi bırakmalı, onlara sadece insan olmayı öğretmeliyiz. Bunun için eğitim sistemini sil baştan yenilemek gerek. Yoksa, masum bir çocuğu zorunlu eğitime alıp ondan canavarlar yaratmaya devam ederiz. (26.03.2018)

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X