Kültürel Kimliğimizi koruyalım
Dursun GİRGİN...

Kültürel Kimliğimizi koruyalım

Bu içerik 563 kez okundu.

Dursun GİRGİN

Dostlarım merhaba.

Her ülkenin kendine özgü kültürel değerleri vardır.

Türkiye’nin kültürel kimliği çok zengin.

İşte bu zenginliği koruyabilmek de o kadar zor ki sormayın.

Yıllardır bu ülkede de fedakarlıklar hep kültür adamlarımızdan istenmiştir. Örnek mi istersiniz, milyonlarca örnek var. Ben bunlardan bir iki tanesini göstermek istiyorum. Rahmetli Aşık Veysel, rahmetli Neşet Ertaş gibi birçok fedakar, cefakar kültür adamlarımız var. Bu kişiler, yaşamları boyunca bu ülkenin kültür değerlerini koruyabilme adına o kadar çok fedakarlıklar yapmışlar ki, say sayabilirsen.

İşte bugün de bir Muhtar Dursun var. Yöremizin kültürel kimliğini koruyabilme adına habire fedakarlıkta bulunur. Peki bu ülkenin kültürel kimliğini koruma ve kollama adına, adı üstünde bir kültür bakanımız var, bunun görevi nedir? Yanısıra yerel yönetimlerimiz var. Üstelik bunlar her yıl belediye bütçeleri yapılırken kültürel değerlerimizin korunması adına hatırı sayılır rakamlar ayrılır. Bu paralar da harcanırken yöredeki yerel kültür insanlarına hiç mi hiç fikir dahi danışılmaz. Düğün bittikten sonra gerçek yöresel kültür dostlarının haberi olur, her zaman olduğu gibi. Bu yörenin kültürel kimliği; bu yöreyi bilmeyen, bu yörenin gelmiş geçmiş kültürel kimliği hakkında zerre kadar bilgisi, zerre kadar tecrübesi olmayan insanların elinde bir oyuncak gibi oynanır durur.

İşte bu nedendendir bu ülkenin her konuda geri vitesle yoluna devam etmesi. İsterseniz konuyu açık seçik konuşalım.

Yıllardır söyler dururum, gelin şu yörenin çok değerli zeybeklerini bunları yıllardır usta çırak ilişkileriyle bizlere kazandıran o fedakar insanları da tarih sayfaları arasında isimleri, cisimleri yer alsın. Yarın gelecek nesillerimizin ellerinde bu konular inanın birer tarihi belge gibi sevinçle saklanacaktır. Bütün bu konuların yapılabilmesi için de hep fedakarlıklar kültür adamlarından beklenir. Örnek mi istersiniz. Yıl 1994, ilk defa birçok zeybeği kayıt altına alabilme adına Aydın’da bir stüdyoya gittim ve sonuçta birçok eserleri icra ediverdim. Bu kasetten milyonlar satıldığı halde bana kala kala sadece bu eserleri dinleyen dostlarımın teşekkür sözcükleri kaldı. Hatta o günlerde birçok dostumun zurna kasetleri vardı ama benim kasetlerim özellikle de Muğla ve Aydın yöresinde milyonlarca satıldı, hatta birçok kasetçi dostlarım bu konuyu çok iyi hatırlarlar ki, o günlerde bu kasetler adeta karaborsa satıldı.

Peki bütün bu fedakarlıklara karşın benim kazancım ne oldu? Koskoca bir hiç! Yine fedakarlığı bir garibandan beklediler. Zaten bu ülkenin hep balını kaymağını yiyen kesim belli değil mi! İşçi yine aç, çiftçi yine aç, kültür adamı yine aç; ama gel gör ki, bu güzel insanların omuzlarını basamak yaparak yükselenler var ya; işte bugün onlar bizleri halâ daha basamak olarak kullanıyorlar. Eh ne yapalım, burası Türkiye. Neşet Ertaşlar ölür, öldükten sonra milyonlar onun cenazesi üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışırlar.

İşte, bu yazıları kaleme aldığım 25 Mayıs 2016 Çarşamba gününden bir gün önce, yani 24 Mayıs 2016 Salı günü, çok değerli dostum Lüleburgazlı Zurnacı Küçük Hasan aniden bir baş ağrısı sonucu Muğla Devlet Hastanesine kaldırılır. Duyar duymaz apar topar Muğla’ya koştum. O sıra telefonla beni aradı: “Dursuncuğum gelme, zahmet etme, ben iyiyim” dedi. Ben de sevindim ve geri döndüm. Yolda gelirken de yine şehitlerimiz olduğunu, ölenlerden birinin de Muğlalı olduğunu duydum ...

Benim esasen anlatmak istediğim konu şu; bu ülkede nedense hep fedakarlıklar işçiden, çiftçiden ve de hep gariban kesimden beklenir. Neden?

Bunun cevabını alana kadar da sormaya, sorgulamaya devam edeceğiz. Yok öyle üç kuruşa beş köfte.

Haydi dostlarım, aslında benim ne demek istediğimi anlayanlar anladı, anlamayanlara da sivrisinek saz deyip kültürel kimliğimizi gerçekten de korumak ve de yaşatmak istiyorsak o halde geliniz herkes taşın altına elini koysun.

Haydi hoşça kalın.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X