Gönül Yarası
Hüseyin SERİN...

Gönül Yarası

Bu içerik 79 kez okundu.

Yaşarken / Hüseyin SERİN

İki bin on dört Mayıs’ının birinci haftası. Hasret, güneş gibi selam çakıp oturmuş yanına yine. Sanki yediveren gülü. Avuçlara sığmayan bir koku. Belki de bahar!

Güneşin yeniden yeniden doğuşu. Yürek kıpır kıpır içinde. Ay içi koşuşturmalar kırıkları kaynatmış gibi.

Mayıs beşinci ayı yılın. Kuraklık senfonileri ortasında yalnız. Yalnız da, yine de yiğit! Yürek okaliptüs. Hasretin dil yarası. Teninin teri. Utanmasan tatlılıktan, belki de ağlayacaksın gündüz vakti. (Sanki ağlamanın zamanı olurmuş gibi) Mavi nerede? Mavi pembenin çapını zorluyor. Çap, çorak bir düzlükken. Ve sevgi dağınık bir ev içi gibi koşuştururken çember içinde…

Mayıs aslında dekor. Hasret açı ortayı gibi yalın ve dik. Kenar içinde koşuşturmalardan yorgun ve sessiz. Her olaya olumlu bakışlarını sürdürüyor yine de. Akşam, dönüp dolaşıp kaşırken teni.

Balkon, masa, mangal, yeşillik, rakı, karpuz. Hasret eriyor. Akşam üstüne üstüne geldikçe. Balkon kenarındaki  büyük yapraklı morumsu ve koyu yeşil  fesleğenlerin keyfi ve birbirlerine sarılışları, güneşin Boğa Yokuşuna sapıp eski bir dostu görmenin ahengi ile elini sıkıp veda etmesiyle eşdeğer gibi görünürken.

But, kanat, yeşillik ve karpuz ve ... Karpuz ve hasret. Ana kız. Yürekli, dost, dağcıl. Şu meret de şişede  durduğu gibi masum değil ki. Vurdukça ses getiriyor bir yerlerden. Yürek oralı buralı, oralı, ovalı…

Hasret ay dönümü.  Ne yer ne içer oralarda. Geldiğinde yeşil erikler çıkmıştı. Bir de çilekler. Sen ne yaptın be birader hasreti eksiltecek. Ya da sıfırlayacak. Sevgi, yokluğu atma bir yana. Yüreğin ne alemde. Yüreğin temiz olsa da insan pis. Ben her yerde çıkarcı, utanmaz. Olsun mu? Olmasın olmasın. İnsan insan olsun yeter. Mert, dürüst…

Hasret gökkuşağı, sevecen. Dizilirken insanlık insan içinde. Yürekler akıl almaz birer kapital. İnsanı insandan soğutan…

Saatler gece içlerine doğru devrilirken dünyada. Ve çekilirken bıçaklar rakının kandaki en deli dilimlerinde. İsmin birinci çoğul şahıs dillerinde. Yürekler kindi kendi içlerinde. Güven beton, aerobik salonlarındaki ritimlere inat ...

Üretim, hasret, boynu büküklük, boş vermişlik. Emeğin karşılığı püffff. Gökyüzü perişan. Yeryüzü fedailerle dolu her zaman. Gün hep aynı gün. Yaramaz, şımarık, iki yüzlü ve üç kağıtçı. Hasret her şeye hasret. Sevgiye, dürüstlüğe, insanlığa. İnsanlık nerede? Nerelerde düşürmüş kendini veya hangi periyotta bırakmış, tüketmiş pek belli değil. Hasret insanlığın en son uçurumunda olsa da yine de hasret işte. Şu kör olası yaşam neden çekmez beyaz bayrağı? Benim de merakım bu…

Bu kaçıncı çam devrilen, insan. Hasret ne kadar saf!  İnsan neden bu kadar çıkarcı? Her şeye rağmen bir buket çiçek ne kadar yara sarar. Bir candan merhaba kaç dağı deler. Gökkuşağında kaç Ferhat vardır kim bilir. Kaç Şirin Ferhat doğurur dağ yıkacak…!

Güneş her gün doğuyor. Dünya dönerken mevsimlerin ebeveynleri şaşkın. Bahar yaza, yaz kışa girmişken. İnsan bir yerlerini bir yerlere bırakıyor. Güneş doğumlarını sürdürürken. Sevgi, hasret ve sen …

Yanmışım sana

Yanmışım insana

Yüreğimden kaçsan da

Gerekli insan, insana.

Sen hasreti sarıp kucaklarsan onun ne kadar güçlü olduğunu damarlarında duyacaksın. Kan açken gökkuşağı. Kan, kırmızı bir tül hasret yokuşlarında. Ter saat tiktakları. Cop içinde, üstünde dik emir zinciri. Başkaldırı  denizde, gezide, piknikte, zeytinde …

Yokluğun zehir insan. Yitik bir dünya. Hasretin korku boyunlu. Varlığınsa ümitsiz vaka. Biz seninle ne edeceğiz be insan? Ne zaman insan! olacaksın? Ben seni seviyorum da ya sen? El kirine kurbanlık mı oldun? Satılık mı her şeyin kamikaze?

(9/5/20017 - MİLAS)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X