Ruhi Su Dostlar Korosu ve Köy Enstitüleri
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ...

Ruhi Su Dostlar Korosu ve Köy Enstitüleri

Bu içerik 285 kez okundu.

Haftada Bir / Prof. Dr. Kemal KOCABAŞkekocabasgmail.com

“Yüksek Köy Enstitüsünde öğretmendi Ruhi Su / Ah dedirten türkülerinde anamın yüzü / Doğrulmuş Tohum Saçıyor İstasyon Tepesinde / Babama Benzeyen Köylü Yontusu”

Mehmet BAŞARAN

 

Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği (YKKED) Nisan ayı boyunca pek çok kuruluşla Köy Enstitülerinin 78. kuruluş kutlama etkinlikleri gerçekleştirdi. Son olarak 28 Nisan 2018 tarihinde İzmir’de Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte “Kuruluşlarının 78. Yıldönümünde Köy Enstitüleri Aydınlığı” başlıklı bir etkinlik gerçekleşti.

Dolu dolu geçen “Kadın ve Köy Enstitüleri” paneli sonunda “Ruhi Su Dostlar Korosu”nun muhteşem konseri izleyicilerle buluştu ve konser, koro ile salondaki 300 kişinin birlikte söylediği “Drama Köprüsü” ile sonlandı. Ruhi Su Dostlar Korosu konser sırasında Düziçi Köy Enstitülü Ali Yüce’nin yazdığı ve Ruhi Su’nun bestelediği “Mürselekli Kadınlar” parçasını“Biz Mürselekli kadınlar / Hep geceleri / Tütün dizerik / Acılarımızı dizerik ipe / Acılarımızı abovv... / Karanlığı dizerik / Karanlığı abovv.. / Kök sökerik, kök / Gündüzlerimizde / Geceleri kömür / Kömür yakarık / Karanlığı yakarık / Karanlığı abovv...” dizeleriyle yorumlarken Ruhi Su’yu saygıyla andım ve selamladım.

Ruhi Su, asıl adı Mehmet olup 1912’de Van’da doğmuş, savaş yıllarında anasını babasını yitirmiş, kendi deyimiyle “Birinci Dünya Savaşı’nın ortada bıraktığı çocuklardan biri”ydi… Van’dan Adana’ya çok küçük yaşta getirilir ve çocuğu olmayan, fakir bir ailenin yanına verilir. Mehmet, kendini ailenin bir bireyi olarak içselleştirir ve ailenin bir parçası olur. Mehmet altı yaşına geldiğinde, Adana, İngilizler ve Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. Bu işgalin ardından Adanalılar toplu olarak Toros dağlarına geçerler… Üvey ailenin yanında gelişen mutsuzluklar sonunda Adana Öksüzler Yurduna verilir ve yurt ile birlikte yatılı okul ve müzik yaşamı da başlar. Sesinin güzelliğini ve müziğe yatkınlığını gören müzik öğretmeni yurda bir keman aldırtıp Mehmet’i kemana başlatır. Klasik müziğe de ilk adımını atan Mehmet, on yaşında bir kemancıdır artık. Askeri okula girmemek için çabalar, Mehmet Ruhi, Adana Öksüzler Yurduna geri gönderilir. Önce parasız Adana Lisesi, sonra da öğretmen okuluna geçer. Avusturyalı Ervix, Adana Öğretmen Okulunun da keman hocasıdır ve ilk klasik batı müziği parçalarını ondan öğrenen Mehmet Ruhi daha sonra da hedefine ulaşarak Ankara Müzik Öğretmen Okulu’na girer. O sene, tek hece olduğu ve kolay söylendiği için “Su” soyadını alır ve adı Mehmet Ruhi Su olur. 1935 - 1936 Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, 1942 Konservatuar Şan Bölümünü bitirir, 1942 - 1945 Ankara Radyosunda türküler söyler.

Ruhi Su’nun öğretmenlik yaşamı önce Ankara’da bir ortaokulda ve daha sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü ve Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü’nde devam eder. Çifteler - Hamidiye’de derlediği “Bir oğlum olsa, gitse hocaya / Okuya okuya, gelse heceye / Muştucular gelse bizim bacaya / Neyleyim, neyleyim, kolları neyleyim / Nenni nenni demedik dilleri neyleyim” türküsünü Köy Enstitüsü öğrencileriyle birlikte söyler.

Ruhi Su, Hasanoğlan Köy Enstitüsünde 100 - 150 kişilik korolar da oluşturur. Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı Yusuf Balaban, 1945 yılında Ruhi Su’nun Kızılçullu’ya geldiğini, konferans salonunda tüm enstitünün onu dinlemek için toplandığını ifade ederek, “Bütün gittiği yerlerde olduğu gibi bizden de türkü öğrenmek istemişti. İlk önce kendisi türkü söyledi. Afyon türküsü olduğunu zannettiğim ‘Cevizin yaprağı dağ arasında, güzeli severler bağ arasında’ adlı türküyü biz ondan öğrendik. Arkadaşımız Hüseyin Özsu, -onun da sesi bas baritondu ve güzeldi- Ruhi Su’ya, Muğla ağzıyla söylediği ‘Deniz de üstü köpürür, kayığına binsem götürür’ türküsünü öğretti. Ruhi Su, bu türküyü hemen notaya aldı” tanıklığını aktarır.

Bir başka tanık Talip Apaydın, Hasanoğlan Köy Enstitüsündeki müzik öğretmenlerinin askere gitmesi nedeniyle müzik derslerinin boş geçtiğini ifade ederek “O sıralar, İsmail Hakkı Tonguç, müzik öğretmeni arıyor, çırpınıyor ama bulamıyor. Ruhi Su’yu çağırmış ve ona ‘Ruhi, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmenine ihtiyaç var. Gider misin?’ diye soruyor. O da kabul ediyor. Nisan ayı sonlarına doğru, bir cumartesi günü eğlencesinde öğretmen, ‘yüksek kısmın şan öğretmeni Ruhi Su aramızda, bize türküler söyleyecek’ dedi. Ortaya bir sandalye koydular. Siyah saçlı bir adam geldi, oturdu. Sazının tellerine şöyle bir dokundu. Bir türküye başladı. Aman Allah’ım öylesine bir ses ki nereden geliyor diye gökyüzüne baktığımı hatırlıyorum. Sanki gökyüzünden geliyormuş gibi müthiş bir ses. Çok şaşırdığımı hatırlıyorum. Daha sonra öğrendik ki, Ruhi Su batı tekniğiyle yüksek düzeyde ses eğitimi almış bir sanatçı. Konservatuarda ses eğitimi alan sanatçılara, şan sanatçıları dendiğini sonradan öğreniyoruz. Ruhi Su bize çok şey öğretti. Ruhi Su’dan önce, aydınlarımız türkülerimizi küçümserlerdi. Türküler, Ruhi Su’nun çalışmalarıyla birlikte ciddiye alınmaya başladı. Halk müziği, ancak Ruhi Su’nun çalışmalarından sonra, önem kazandı.” Yine Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğrencisi Pakize Türkoğlu, bir cumartesi günü köyden geç geldiklerini, Ruhi Su konserini kaçırdıklarını ifade ederek, Ruhi Su’dan tekrar bir mini konser rica ettiklerini ve Ruhi Su’nun sazını alarak ve gülümseyerek “Birinin evleri kayabaşında / Birinin evleri avlu dışında / Biri henüz on beş yirmi yaşında / Biri Şemsi biri Kamer ille Elif, / Vay benim Elif… “ ve sonra da Erzurum Çarşı Pazar’ı, Halaybaşını hep birlikte söylediklerini anılarında aktarır.

Ruhi Su, 1945 yılında Opera Kanunu çıkınca öğretmenliği bırakmak zorunda kalır. 1952 yılında gözaltına alınır ve tutuklanır. Opera yaşamı böylece noktalanır. Opera yaşamı 1952’de son bulunca, türkülere ağırlık verir. Operayı çok seviyordu ama türkü söylemekten de hiçbir zaman vazgeçmemişti. Opera çalışmalarından sonra, zamanını türkü söylemekle ve derlemekle geçiriyordu. Konservatuarda türküleri dinleyen hocalarından Markovich, “Türk müziğinin bu kadar güzel olduğunun ilk defa farkına varıyorum” yorumunu yapar. Ankara Radyosunda 15 günde bir pazar günleri saat 10’da “Basbariton Ruhi Su Türküler Söylüyor” anonsuyla sunulan radyo programı böyle başlamış, 1943 - 45 yılları arasında çok ilgi görerek devam etmişti. Daha sonra gözaltılar, tutuklamalar, acılarla geçen bir yaşam başlar. Sansaryan Han’ın en alt katındaki hücrelerden birinde beş ayı aşkın bir süre kalan Ruhi Su, orada ağır işkence görür. Sıdıka Su ile evlenir. Behice Boran ve eşi Nevzat Hatko, Su çiftinin nikah şahitleri olurlar. Acılar, hayal kırıklıkları ve yokluklar içindeyken 1959’da Ankara’da küçük bir evde oğulları Ilgın dünyaya gelir

Ruhi Su askerdeyken yaşadığı bir olay anı olarak kalır. Bütün bölük İstiklal Marşı söylüyor. Ruhi Su operacı, bas bariton; notasıyla, usulüyle inletmiş ortalığı. Komutan da yanına gelmiş. “-adın ne senin evladım? (Bas bariton sesle) Ruhi komutanım. -Ne güzel söyledin sen öyle. -Komutanım ben bas baritonum. -(Komutan bölüğe dönerek) Hepiniz onun dediğinden olacaksınız ulan!”

Ruhi Su, yaşadığı süreci “...1952´de bazı politik nedenlerle operadan ayrılmak zorunda kaldım. Sonra kendimi büsbütün halk türkülerine verdim. Çocukluğumdan beri, müzik çalışmalarım sırasında hep halk türküleri söylerdim...” sözleriyle özetliyor.

Nazım Hikmet şiirde neyse, Ruhi Su da müzik alanında ilericilerin, aydınların, halkın sesiydi. Sıdıka Su, “Ruhi Su, yasaklar döneminin sanatçısıdır. Ruhi, bugünlere el yordamıyla çok acılar çekerek geldi. Ruhi’nin arkasında ne devlet ne de basın vardı. Ruhi Su’nun arkasında gene Ruhi Su vardı. Sesi vardı, yorumu vardı, devrimci mücadelesi vardı, yüreği vardı… Ruhi Su, akıl almaz siyasi baskılara karşın yaşam boyu türküleriyle enstitülerin, akademilerin yapacağı çalışmaları yaptı. Halkın gerçek yüzünü, toplumun kültür hazinesini gün ışığına çıkarmış bir sanatçıdır. Yaptığı çalışmalarla gelecek nesillere esin kaynağı, bir bakış açısı, bir okul olmuştur… Mücadele günlerinde yürekleri ateşleyen, barış günlerinde insana dinginlik, dirilik, devingenlik veren bir sanatçıdır. Ruhi’yi özlemle, sevgiyle ve türkülerle anıyorum.’” ifadeleriyle eşini selamlar…

Rahatsızlığı nedeniyle pasaport alamayan Ruhi Su, 20 Eylül 1985 tarihinde 73 yaşında aramızdan ayrılır. Cenaze töreni 12 Eylül faşizminin lanetlendiği büyük geniş katılımlı protesto gösterisine dönüşür. Eşi Sıdıka Su ve oğlu Ilgın Su, Ruhi Su emeğini yaşatmak için büyük çaba gösterdiler.

1997 yılında “Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı’, 2011 yılında da “Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği” kurulur.

Ruhi Su, sesi ve türküleriyle Köroğlu idi, Pir Sultan idi.O, hayır diyebilmenin, itiraz etmenin sesiydi, müziğiydi…

Anısına saygıyla …

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X