Her şey Türkiye için …
Yılmaz Kaya AYLANÇ...

Her şey Türkiye için …

Bu içerik 216 kez okundu.

Yılmaz Kaya AYLANÇ

Muhalefet tarafında yavaş yavaş taşlar yerine oturuyor. Taşlar yerine oturdukça da iktidar sinirlenip hırçınlaşıyor. Artık yüzleri eskisi gibi gülmüyor, atıp tutmalar yerini bilinç altındakilerin ulu orta söylenmesine, ellerin titremesine ve seslerin yükselmesine bıraktı ...

Muhalefetin toparlanıp aklı başında hamleler yapması, demokrasi adına kişisel hesaplardan uzaklaşılması, mevcut iktidarın ülkeye ve topluma verdiği zararın herkes tarafından anlaşılıp, bunun sona erdirilmesine yönelik konsensüs, sessiz çoğunluklarda oldukça büyük bir ümit ışığı yaktı.

Muhalefetin, bu düzenin bitirilmesine yönelik çabaları arttıkça ve toplumda olumlu karşılık buldukça; iktidarın yorgunluğu, çaresizliği ve atacak adımlarının olmaması 24 Haziran seçimlerinde iktidar değişikliğinin ayak seslerini kuvvetlendirmekte.

Seçimin kaybedilmesi iktidar için alışık olmadıkları bir durum olacaktır. Öyle ki, her zaman olduğu gibi bu seçimi de kazanarak OHAL ihtiyacı olmadan, zaten OHAL’deymiş gibi tek adam rejimini uygulamaya koyacaklarını düşünmekteler. Tüm planları, ‘kazanmak’ üzerine.

“Bu demokrasidir, kaybetmek de vardır, halk ne derse o olur, belki iktidarı başka birilerine verir” düşüncesinden o kadar uzaklar ki, kaybederlerse ne yapacakları konusunda hiç fikirleri olmadığını düşünüyorum. Ayrıca iktidar dönemlerinde öylesine fütursuzca bir yönetim anlayışı ortaya koydular ki, bazı konularda kanun çıkartıp lehlerine durumu döndürme gereği bile duymadılar. Bazı kanunlara asla uymadılar, hatta işi öyle noktaya getirdiler ki önce yaptılar arkadan parlamentoya “siz yasal düzenlemeyi yapın” dediler. Arkalarında öylesine yanlış, hukuksuz, adaletsiz, hakkaniyetsiz vur patlasın çal oynasın tarzı ile yaşadılar ki bu seçimi kaybedemeyiz, kaybetmemeliyiz duygusu bile gelişmiş olabilir. Bu tabii ki demokrasi için çok tehlikeli bir durum. Yaşamış oldukları yanlışlar ile dolu iktidarlarının seçimi kaybettikleri takdirde hesap verme zamanı geleceğini gayet iyi biliyorlar.

‘Korkunun ecele faydası yok’ der atalarımız. Tabii ki, yanlış yaptıysanız hesabını da vereceksiniz. İşte o zaman hep parmağınızı sokup lehinize düzenlemeye çalıştığınız adalet sizin için de işlemeye başlayacak. Ama sizin yaptığınız gibi değil, adil bir adalete hesap verilecek.

Hesap verecekleri o kadar çok konu var ki, burada saymaya kalksak sayfalar dolusu yazmamız gerekecek.

Tabii öncelik suçsuz yere hapse atılan, haklarında iddianame düzenlenmeden içeri alınan, medya eliyle hakim karşısına çıkmadan mahkum edilen gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, memurlar, askerler ve daha niceleri için adalet istenmeli ve haksız yargılamaların hesabı hem iktidardan hem de bu yargılamalara alet olup adil yargılama yapma yemini etmiş olup da buna uymayan kamu görevlilerinden sorulmalı.

Bu iktidar döneminde yapılan yerli yabancı katılımlı tüm ihaleler gözden geçirilerek haksız ve yanlı olanları, halk yararı bulunmayanları, ülkeyi zarara uğratanları tespit edilerek veren de alan da adalet önüne çıkarılmalı. Burada uğranılan zararlar tazmin edilmeli.

Yine bu iktidar döneminde yapılan tüm sınavlar ve atamalar gözden geçirilerek, devletin parti devleti haline dönüştürülmesi, haksız makam ve mevkii edinilmesi ve haksız kazanımlar tespit edilerek, bunu sağlayanlar ile bundan menfaat elde edenler adalet önüne çıkarılarak hesap vermeleri sağlanmalı.

Yasal düzenlemelerle rayından çıkmış hukuk devleti anlayışı yeniden tesis edilmeli, ‘devlet halk için var’ anlayışı ile halkın mutlu ve sağlıklı yaşamasının şartı olan adil sosyal devlet anlayışı yeniden oluşturulmalı. Vatandaş, önce yoksullaştırılıp sonra yardım edilen yapıdan uzaklaştırılmalı, ‘üreterek kazanan ve yaşayan vatandaş’ anlayışının alt yapısı kurulmalı. Saygın ve onurlu vatandaş için gereken düzenlemeler yapılmalı.

İktidar eliyle özellikle yoksul vatandaşların teslim edildiği tarikat ve vakıf adı altındaki tüm yapılanmalar öncelikle ele alınmalı, adalet önünde hesap vermeleri sağlanmalı devrim yasalarına uygun biçimde faaliyetlerine son verdirilmeli. Vatandaşın tarikatlara değil, devletine güvenmesi yeniden tesis edilmeli.

Din ait olduğu yeri ve saygıyı yeniden sağlamalı, devletin laik yapısı güçlendirilerek din ile devlet işlerinin birbirinden sağlıklı bir biçimde ayrılması sağlanmalı.

Üniversiteler, yeniden bilim üreten ve toplumun öncüleri görevine dönmeliler. YÖK denilen ucube kaldırılarak ‘demokratik - özerk üniversite’ tesis edilmelidir. Üniversite kadroları hak eden, liyakata dayalı şekilde oluşturulup haksız elde edilmiş tüm ünvanlar geri alınmalı. Niteliği itibari ile sadece isim üniversiteleri kapatılarak nitelikli üniversiteler oluşturulmalı ve güçlendirilmeli. Üniversiteler yöneticilerini kendileri seçmelidir.

Bir başka konu ise, ülkenin üretim olanaklarını yok ederek her şeyi ithal etmenin önünü açan düzenlemelerdir. Bu ithalatlar kimler tarafından yapılmış, şartlar nasıl oluşturulmuş hepsine bakılması gerekecektir.

Çok önemli başka bir konu ise, yapılan yasal düzenlemelerdir ki bunların en önemlilerinden bazılarını; Maden Kanunu, Türk Petrol Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, TBMM İç Tüzük düzenlemeleri olarak sıralayabiliriz. Bunlar yeniden ele alınarak devletin kuruluş felsefesine uygun şekilde ve geniş bir mutabakat ile yeniden düzenlenmeli.

Yeni bir anayasayı da artık yapmalıyız!

Ve tabii, tekrar parlamenter sisteme dönüşün yasal çalışmaları yapılarak, güçler ayrılığının olduğu parlamenter sistem yeniden hayata geçirilmelidir.

Bu ülkenin kuruluşunun sembollerinin tekrar yerli yerine konması da başka önemli bir konu olacaktır. Örneğin Çankaya Köşkü’nün yine bu devletin en üst makamının oturacağı yer olması gibi.

Tüm evrensel demokratik kriterlerde ve uluslararası eğitim sıralamalarında gittikçe daha alt sıralara kayan ülkemiz, bu durumu hak etmemektedir. Birçok konunun altında yatan, siyasi iktidarın tavır ve düşünceleriyle üretip kirlettiği her şey süratle temizlenerek olması gereken çağdaş, demokratik, laik ve sosyal hukuk devletine dönülmelidir. Bu konuda iktidar öyle bir kırılganlık içindedir ki, grup toplantısında “OHAL nedeniyle biz işçilere grev yaptırmamaktayız” diye övünebilmekteler. Sadece bu cümle bile, ülkemizin demokrasiden ne kadar uzak bir iktidar tarafından yönetildiğini göstermektedir. Oysa önümüzdeki seçimlerde öne çıkaracakları slogan nedir “daha fazla demokrasi”! Şaka gibi değil mi?

Yine konumuza dönersek; iktidarın iktidarı kaybettikleri takdirde, dönemlerinde yaptıkları yiyip içmeler, kiralamalar, danışmanlar, araçlar, uçaklar ve har vurup harman savurmaların kuruşuna kadar hesabının sorulacağının gündeme geleceğini çok iyi biliyorlar.

Sanırım bu kez halkımız, yapılmakta olan yanlışları görecek ve doğru kararı seçimlerde vererek bu yanlış gidişe dur diyecektir. Yeter ki muhalefet bir hata yapmasın ve bir tuzağa düşmesin.

Ülkeyi on altı yıl kesintisiz yöneten iktidar için yolun sonu gözüktü. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri ile karanlık dönem yerini aydınlık bir geleceğe bırakacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti tekrar fabrika ayarlarına dönecektir.

Beklentimiz; iktidarın seçimleri kaybettiği takdirde halkın iradesine saygı göstererek o koltukları yeni seçilenlere barış içinde bırakmasıdır, vaktiyle kendisine bırakıldığı gibi.

Fazla ya da az değil, TAM DEMOKRASİ.

Her şey Türkiye için …

(27.04.2018)

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X